Bir İşlevsellik Örneği:Şirketler

İlke Tekeli

Yazarın şu ana kadar yazılmış 1 makalesi bulunuyor.
  • 16 Mart 2015
  • 1.078 kez görüntülendi.

fft99_mf670354

Şüphesiz ki dünden bu güne şirketlerin kat ettikleri yol büyük bir gelişim göstermiştir. Şirket sahibi olmayan bizler için dezavantaj olan bu gelişim şüphesiz ki kar ortakları açısından oldukça avantajlı bir gelişim. Şirketler çıktıkları ilk aşama sonrasında devletlerce hukuki olarak tanınarak yasalarda yer alarak birey sayılmış, bazı hak ve bazı yasaklarla birey statüsüne ulaştırıldı. Eskiden bu yana artan alışveriş,ticaret,sanayi ve tüketim amaçlı yaşamaya başlayan toplumların artmasıyla şirketlerin öncelikle oluşması ve daha sonra gelişip büyümesi kaçınılmaz oldu ve işlevsel açıdan büyümesi gerekliydi.

Bir şirket başka bir şirketin çıkmasına dayanak sağlar. Hem rekabet açısından hem de bu büyük pazardan pay koparmak amacıyla her geçen sürede yeni bir şirket oluşur. Her oluşan şirketle beraber yeni bir rekabet oluşturur ve bu da bir şirketin batmasına önayak olur. Her bir şirket başka bir şirketin hem oluşmasına hem yok olmasına sebep olur. Yani şirketi bir organizma olarak görebiliriz. Bir takım gibi her biri bir işlevde çalışır. Genel çerçeveyle bakarsak her oluşum ve yok oluş şirketler kapsamında olması gereken faydayı sağlar. Spencer’ın toplumu organizmaya benzetmesine benzeyen bir yapıya bürünür.  Bu durumda aklımıza gelecek bir soru vardır: Şirketlerin birbirine olan bu organizma-iş birliği durumu şirket ortağı olmayanlar için hangi durumu oluşturur?

Şirketler iş piyasası açısından çok ciddi bir boyutta iş imkanı sağlar. Günümüzde neredeyse tüm iş alanlarını şirketler oluşturuyor dersem abartmış olacağımı düşünmüyorum. Bünyelerinde çok fazla çalışan barındıran şirketler dünyanın bir çok yerinden işçi toplamakta ve bir çok kişiye iş kapısı olmakta tabiri caizse karın doyurmaktadır. Ancak bu ”karın doyurma” , ”karnı doyana” ne derece fayda sağlamaktadır? Marx’ın ‘’artı değer’’inde anlatmak istediğinin somut örneği karşımızda öylece duruyor. ‘’Bireysel’’ olabilen tüketicilerin yüksek denebilecek fiyatlarla aldığı ürünlerin satış fiyatı ile üretim fiyatı arasındaki kıyaslamayı, işçinin ürettiği malın karından aldığı payı gözler önüne seriyor. Örneğin Nike, Dominic Cumhuriyeti’nde ki fabrika çalışanlarının ücreti satış fiyatının yüzde 1’inin onda üçü kadardır. Yani ortalama olarak bir işçinin saat ücreti 0.70 dolar civarındadır. Başka bir örnekle daha bu duruma bir bakalım: Bir zamanlar bir kot firması bir kampanya yürütmüştü. Kampanyaya göre o markadan alacağınız ürünün bir kısmı Afrika’daki aç çocuklara bağışlanacaktı. Gayet sağduyulu ve insan sevgisi kokulu bu kampanyanın arka yüzünde olan ise o kotları biçen dikenlerin ortalama 12 yaşlarında olmalarıydı.

Bir diğer önemli konu şudur; bu şirketlerin fabrikaları-üretim yerlerinde çalışan işçilerin çalışma koşulları ve kazançları nedir? Bu konuda durum pek iç açıcı olamadı neredeyse hiçbir zaman. Ne zaman kapıların ardını aralamak isteyen birileri olsa karşılaşılan manzara bir insanlık ayıbı oldu genellikle. Ve burada şirket işlevsel yapısını kaybetmeye başlar. Çünkü şirketlerin asıl işlevi olan birey ve topluma hizmettir. Bir kısma faydalı işlev sağlayan şirket başka bir kısma büyük bir zarar vermeye başladığında asıl oluşum sebebine aykırı hale gelir. Yoğun çalışma saatleri, kötü çalışma koşulları, çok düşük ücretlerle işçinin yaşamını yok eder. Ülkemizde bu konuda çok yoğun bir etkinlik yoktur aslında. Belirlenen asgari ücretler bir aile geçindirmiyorsanız sizi öldürmez de güldürmez de. Ancak söz konusu anonim şirketler üretim fabrikalarını seçerken önemli bir noktaya dikkat ederler. Açılacak fabrikanın yeri olabilecek en fakir yere açılmalıdır. Orada ki insanlar ne kadar fakirse şirket o kadar çok kazanacaktır. Açlık sınırının altında yemeğe gerçekten muhtaç kişilerden oluşan işçi grubu oluşturulabilirse bu durumu fark edip başkaldırabilecek bir topluluktan kaçınılmış olur. Özellikle bu yüzden onlar özenle seçilir. Şirketlerin oluşturduğu büyük pazarda ki iş fırsatı şüphesiz ki herkese ihtiyacı olanı verir. Açlıktan öleceklere sadece yemek alabilecek ücreti vermekte, statüler yükseldikçe aynı oranda ihtiyaçları karşılamakta, arz- taleple şirketle hiç bir iş bağlantısı olmayanlarında giyecek-yiyecek ihtiyacını karşılamakta ancak bunu yaparken dünyayı ve insanları büyük bir kaosta felakete sürüklemektedir.

Sonuç olarak şu çıkarımda bulunabiliriz. Şirketi kendi elimizle oluşturduk, ona haklar tanıdık, bir birey olduğunu kabul ettik, kişilik özelliği yükledik. Şirketler herkesin ihtiyaçlarını karşıladı. Ancak bunun sonucunda faydalı olduğunu düşündüğümüz işlevlerin herkesin aleyhinde olduğunu göstermeye başlamaktadır.

 

İlke Tekeli

YAZARIN SON YAZILARI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ