Biyo İktidara Dair

Büşra Yakut

Yazarın şu ana kadar yazılmış 2 makalesi bulunuyor.
  • 17 Mart 2015
  • 4.500 kez görüntülendi.

1

Biyo-iktidar kelimesi kavramsal olarak bizde bir yabancılık uyandırsa bile aslında hemen her politikayla ilgili toplumda sık sık karşılaştığımız durumlara ilişkin bir içerik barındırmakta. Bu konuda Foucault, Agamben gibi isimler görüş bildirmiş ve bu şahsiyetlerin görüşleri birçok politik değerlendirmeye kaynaklık etmiştir. Ve dünya ülkelerinde uygulanmakta olan, geçmişte uygulanmış olan birçok politikayı biyo politika bağlamında değerlendirmek mümkün.

Biyo-iktidar toplumsal hayatı, onu izleyerek, özümleyerek ve yeniden eklemleyerek, içten düzenleyen bir iktidar biçimidir. İktidar bütün nüfusun hayatı üzerinde etkili bir komutayı, ancak her bireyin kendine göre benimseyip yeniden canlandırdığı bütünsel, hayati bir işlev haline geldiğinde başarabilir. Foucault’nun dediği gibi, “Hayat artık… İktidarın bir nesnesi haline gelmiştir.”  Bu iktidarın en önemli işlevi, hayatı bütün yönleriyle kuşatmaktır ve asli görevi de hayatı yönetmektir.  “O halde, biyo-iktidar, iktidardakiler için asıl meselenin bizatihi hayatın üretimi ve yeniden üretimi olduğu bir durumu anlatır.” (Yeniçeri, 2013)

Mevcut hükümet ya da siyasi rejimin nüfusu kendi istekleri ve amaçları doğrultusunda nitelik ve özellik kazandırdığı biyo politikayı son dönemlerde Türkiye üzerinden okumak oldukça mümkün bir hal almıştır. Her ne kadar bu yazıda günümüzde AK parti hükümetinin yapmış olduğu nüfus odaklı politikalar bu bağlamda değerlendirilse de, bir ülkedeki mevcut hükümetler her zaman kendine bağlı bireyler yetiştirmek ister. Bu yazıda günümüz politikalarının çok daha somut ve içinde bulunduğumuz bir durum olduğundan dolayı değerlendirmesinin daha net ve anlaşılır olacağı için bu biyo politikayı Türkiye’nin son zamanları bağlamında değerlendirmeye sunacağız.

Bütün devletler kendine bağlı yurttaşlar yaratmak için eğitim sistemlerine başvurmuşlardır. Eğitim bir halkın dönüşümünde en belirleyici etkendir. Kılık kıyafetten disiplin alanına, zihniyetten bedenin dönüşümüne kadar birçok alanı kapsamaktadır. Bu nedenle eğitim üzerinde yapılan değişiklikler aslında bedene müdahalenin ilk adımı olmuştur. Bu gün gelinen noktada insanların dönüşümünde temel etken olan eğitim sitemiyle bir zihniyet dönüşümü sağlamaya çalışması hem zihin hem de beden özerinde bir hak iddia etmedir. (Mavi, 2012) Son dönemlerde tartışılmaya başlayan 4+4+4 sistemi modern politik bir süreç olarak insanların dönüşümünü nüfus politikaları çerçevesinde “üç çocuk yapma” konusundaki tavsiye bazı kesimlere göre ve olaya biyo iktidar gözüyle bakılacak profilin gözünde aslında bilinçli bir politikadır.

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan katıldığı Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nda ve  özel bir hastanenin açılışında yaptığı konuşmalarda  kürtaj ve sezaryen hakkındaki görüşlerini açıkladı. Kürtajı bir cinayet, sezaryeni de bir nüfus dengeleme ve engelleme projesi olarak tanımlayan Erdoğan’ın görüşleri, ülke çapında büyük bir tartışma yarattı.(Üstek-Kök,)
Erdoğan’ın bu benzetmeleri, örneğin intihar ve kürtajın birbiriyle eş tutulması, en az üç çocuk söyleminin sürekli dile getirilmesi, kürtaj ve sezaryen konusundaki endişelerin genç nüfus isteği ve ’çocuk sevgisiyle’ özdeşleştirilmesi ve de bu görüşlerin tartışmaya açık olmadığını gösteren bir üslupla dile getirilmesi aslında birbirinden bağımsız söylemler değildir. Kanımızca nüfus politikaları; kürtaj ve sezaryen söylemi, eğitim alanındaki bazı değişiklikleri, Foucault’un biyo iktidar kavramıyla açıklamak mümkün. Çünkü bir ülkede nüfusu en çok etkileyecek şey haliyle o nüfusa yönelik uygulanacak politikalardır. Bu durum sadece bizim ülkemizde değil, bütün dünya ülkelerinde böyle bir seyir izler ki bu gayet beklendik bir durumdur. Zira bir ülkede uygulanacak olan; nüfus politikasını, ekonomik kısacası toplumu etkileyen hemen her alandaki düzenlemeleri mevcut siyasi iktidar belirlemektedir. Örneğin Çin’de uygulanan ‘tek çocuk ’ politikasından sonra ortaya çıkan bir durumdan söz edecek olursak; Çin’deki birçok aile, bebeğin kız olacağını öğrendiğinde kürtaja başvuruyor. Ülkede yılda 10 milyon düşük hapı satılıyor ve yasal olarak yaptırılan kürtaj sayısı da yılda 13 milyonu buluyor. Kayıt altına alınmayan kürtajlar ise tam olarak bilinmiyor. Bu durum karşısında Çin de‘ bebeğin cinsiyetini öğrendikten sonra kürtaj yapılması yasaklanmıştır.

Ya da Türkiye’nin nüfus politikalarının geçmişine baktığımızda 1. Dünya savaşından sonra azalan nüfusu arttırmaya yönelik; evlenme yaşını düşürmek ve kürtajı yasaklamak gibi pro-natalist politikalar izlenmiş, daha sonra ise artan nüfusu dengelemek adına anti-natalist nüfus politikası izlenme yoluna gidilmiştir. Yani kürtaj bazı dönemlerde yasaklansa bile genellikle nüfus artışını dengeleyecek bir unsur olarak tercih edilmekteydi. Tabi değindiğimiz gibi %90dan fazlasının müslüman olduğu ülkemizde bu durumun dini uygunluğu bizim ülkemiz açısından tartışılmaya gayet açıktır. Yani dünya genelinde kürtajın farklı sebeplerle yasaklandığını veya serbest bırakıldığını görebiliriz.

Kürtaj konusunda birçok farklı görüş söz konusu. Kürtajın yasaklanmasına bedene müdahale gözüyle bakan kesime göre kürtaj bir bayanın en doğal hakkıdır ve bu hak başkası tarafından, hele ki yasalar tarafından kadının elinden alınamaz. Duruma embriyonun yaşama hakkı olarak bakan kesimlerde mevcuttur. Bu kesime göre ise bebeğin annesi babası olsa bile artık bir canlı olan embriyonun yaşam hakkının elinden alınması tartışılması gereken bir durumdur. Bir de bu duruma dini temellerle bakan kesim vardır ki bun kesimin görüşleri, embriyonun yaşama hakkını savunan kesimle paraleldir.

Sonuç olarak Türkiye’nin genel toplumsal yapısı İslam dini temellerine dayanmaktadır. Bu durumda da İslami değerleri göz önüne aldığımızda da kürtajın ‘günah’ kavramıyla özdeşleştiğini görebiliriz. Bu noktada kürtajın yasaklanmasına muhafazakar kesim gözüyle bakıldığında, doğru ve desteklenen bir adım niteliğindeyken biyo iktidar bağlamında değerlendirildiğinde ise, nüfusun artışına yönelik bir politika olmaktan ziyade, mevcut hükümetin muhafazakar ve dini ideolojileri üzerinden topluma uyguladığı bir yaptırımdır. Yani bu durumu bedene müdahale olarak algılayan kesime göre; İnsanların bedensel ve iradesel haklarına karışılması, kürtaj yasaklanması ve bu durumun dini temellerle desteklenerek meşrulaştırma yoluna gidilmesi toplumsal dönüşümün ve bedene müdahalenin açık bir göstergesidir.

Bir başka konuya gelecek olursak, en az üç çocuk söylemini de bu şekilde uygulanan bir politika olarak okumak gayet de mümkündür. Biyo politika tartışılırken bu durum en çok bedene müdahale üzerinden tartışılır. Bu durum bizim ülkemizde de şu an bu şekilde tartışmaya açılacak bir şekilde ilerlemektedir. Bireylere kaç çocuk yapmaları gerektiği, bu çocuğu hangi yolla dünyaya getireceği gibi noktalara karışılmasının açıkça, bir bedene müdahale olarak karşımıza çıktığını görebiliriz.

Şu sıralarda sürekli gündemi meşgul eden bir diğer konu da eğitim sistemiyle ilgili değişikliklerdir. Artık Türkiye de eğitim kurumlarında dini eğitim ön plana çıkarılmaya başlanmıştır. Eğitim kurumlarındaki dini içerikli ders sayısı ve bu derslerin saatleri de arttırılmıştır. Bu dersler sadece ilk ve orta dereceli okullarda zorunlu ders olarak okutulup lise ve dengi eğitim kurumlarında ise seçmeli dersler olarak müfredata eklenmiştir. Bu uygulamalara karşı gelen tepkiler elbette ki olmuştur. Zira Türkiye sadece muhafazakar tarafların yaşadığı bir ülke olmayıp, bünyesinde farklı dini ve etnik kökenlere sahip kesimleri de bulundurduğu aşikar bir durumdur.

Eğitim alanında yapılan bu uygulamaların eleştirilmesine karşı verilen cevap;’ amacımız dindar nesiller yetiştirmek’ şeklinde olmuştur. Aslında biyo iktidar diyince tartışılması gereken konu da budur. Peki ama  iktidar böyle bir hakka sahip midir?.  Bir yönetimin amacı gerçekten ‘dindar nesiller yetiştirmek’ olabilir mi?.  Bu durumu da muhafazakar kesim gözünden değerlendirecek olursak; okullarda dini içerikli derslerin saatlerinin ve sayılarının arttırılması, öğrencideki değer, ahlak bilincinin artmasıdır, ki bu da dini ve insani değerleri daha ön planda olan yeni bir neslin doğmasına ön ayak olacaktır. Çünkü genel olarak İslam dini;  insani değerleri, ahlaki kodları ön plana çıkaran bir din profiline sahiptir. Bu durumda eğitim sisteminin dini profile büründürülmesi muhafazakar düşünceye göre toplumsal düzene yapılan bir katkıdır ve bu katkıyı sağlayan da devlet olduğu için devletin amacı dindar nesiller yetiştirmek olabilir. Ama durum biyo iktidar açısından değerlendirilecek olursa, bu durum devletin kişilerin görüş ve düşüncelerini doğrudan şekillendirme yoluna gittiği bir politik yaptırımdır.

Belki de bu durumlar tartışılırken sorulması gereken en önemli sorulardan biri de şudur; Türkiye iktidarında son yıllardaki gibi muhafazakâr bir iktidar olmasaydı, yine kürtaj yasaklanmak istenir miydi, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin saatleri arttırılıp, okullara siyer, Kuran-ı Kerim gibi seçmeli dersler eklenir miydi? Sadece bu sorulara cevap arayarak bile yöneten iktidarın sahip olduğu değersel kodların, uyguladığı polikalarla ne kadar paralellik gösterdiğini rahatlıkla anlamak mümkün

Sonuç olarak anlatmaya çalıştığımız biyo iktidar kavramına göre bir toplumda yapılan bütün değişikliklerin arkasında farklı amaçlar ve toplumu dönüştürme düşüncesi yatmaktadır. Biyo iktidar bağlamında bir ülkedeki politikaları eleştirmek demek, madalyonun arka yüzünü görmeye çalışmak, durumları farklı profillerden de değerlendirerek arkasındaki ideolojik temeli bulmaya çalışmak demektir.

 

 

KAYNAKÇA

1.Prof. Dr. ÖZCAN YENİÇERİ/  AKP ve Biyo-Politik İktidar

2.FUNDA ÜSTEK- İREM KÖK/İktidarın Nüfus Planlaması: Kürtaj ve Sezaryen Üzerinden Kadın Cinselliğinin Siyaset

3.İBRAHİM MAVİ/İktidar ve Beden

 

Büşra Yakut

YAZARIN SON YAZILARI
Seçime % 10 Kala - 28 Mart 2015
Biyo İktidara Dair - 17 Mart 2015
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 35 YORUM
  1. muammer dedi ki:

    Basarili bir yazi olmus busra hanim sizi tebrik ederim

  2. Halil dedi ki:

    Büşra hanım yazısınız tamamını büyük bir zefkine okudum seçtiğiniz konuyla bütünlüğünüz gerçekten şahane bundan sonraki makalelerinizi büyük bir heyecanla bekliyoruz . Başarılarınızın devamını diler tebrik ederim …

  3. Nurettin dedi ki:

    Gayet başarılı bir çalışma olmuş . Çalışmalarının ve başarılarının devamını dilerim..

  4. Serkan dedi ki:

    makaleniz çok güzel olmuş, böyle güzel başarılı makalelerinizin devamı dileğiyle…

  5. Anonim dedi ki:

    Gerçekten güzel bir konu ele almışsınız. Başarılı bir çalışma olmuş. Başarılarının devamını dilerim.

  6. ismai lbilgi dedi ki:

    Gerçekten Güzel Bir Konuya Deginmişsin.Başarılarının Devamını dilerim.

  7. Şükran dedi ki:

    Ilk makalen olmasina rağmen gayet basarili ve akıcı bir yazi olmuş. Tebrik ediyorum ve inanıyorum ki senin azmin bunun ve basarin bunun devamini getirebilecek bi nitelikte.

  8. Anonim dedi ki:

    Çok güzel yazmışsın :) ALLAH daha iyi yerlere getirsin senii ablacıım :)

  9. Berat dedi ki:

    Gerçekten Beğeniyi Hakkediyor Başarılarınızın Devamını Diliyorumm…. :)

  10. Berat dedi ki:

    Gerçekten Başarılı Bir Yazı Olmuş Başarılarınızın Devamını Dilerim…. :)

  11. Vandetta dedi ki:

    Gerçekten Baya Güzel Olmuş :)

  12. Anthonyus dedi ki:

    büşra çok iyi bi yazı ülkemizdeki sorunlarla ve uygulanan politikalara değinerek biyo iktidar kavramını somutlaştırdın. aile zaten çocuğunu dindar yetiştiriyor ama ahlak dersinin zorunlu olmasını isterdim daha yararlı olurdu … tebrik ediyorum devamını diliyorum :)

    1. elif bağış dedi ki:

      Hangi aile kimin ailesi neye dayanarak bu kadar rahat genelleyebiliyorsunuz. Hangi ahlak kimin ahlakı ???????

  13. cansu dedi ki:

    Büşra makaleni çok beğendim ülkemizde uygulanan politikalarla örnek vererek biyo iktidar kavramını somutlaştırdın.Demek ki ailelerde dini bilmedikleri için çocuklarına zorunlu din veriliyor ama bana göre çocuk ilk din eğitimini aileden alır o zaman aillere din dersi verilmesi daha mantıklı benim açımdan ama zorunlu Ahlak dersi olmasını isterdim… tebrik ediyorum cane :)

  14. ahmet dedi ki:

    büşra hanım harika bir yazı tebrikler

  15. Gökhan yıldız dedi ki:

    Güzel bir çalışma olmuş,tebrikler

  16. Anonim dedi ki:

    Oldukça başarılı olmuş başarılar . Başarılarının devamını dilerim

  17. Emre dedi ki:

    Oldukça başarılı ve güzel olmuş

  18. Merve dedi ki:

    Bu kadar yeni olmana rağmen bu kadar güzel bir yazı ancak bu kadar olabilir. Acı ama gerçek olan şeyleri o kadar yerinde anlatmışsın ki yüreğine sağlık canım benim gelecekte ne kadar başarılı olacağını şimdiden çok iyi kanıtlamışsın

  19. nny dedi ki:

    Harika bir paylasim olmus.Boyle soyut ve bize yabanci bir kavram ancak bukadar guzel anlatilabilirdi.Tebrikler

  20. Anonim dedi ki:

    Yazıyı zevkle okudum yüreğinize sağlık başarılarınızın devamını dilerim….
    Sevgiler…

  21. Pınar dedi ki:

    Yazıyı zevkle okudum, yüreğine sağlık başarılarının devamını dilerim
    Sevgiler….

  22. leyla dedi ki:

    zevkle okuduğum makaleler içerisinde. başarılarınızın devamını diliyorum

  23. Anonim dedi ki:

    teşekkürler

  24. Gülsüm dedi ki:

    Tebrik ederim yazın çok başarılı olmuş tam bir sosyolog bakış açısı var.Okuduğum bölümün hakkını vermişsin.Devamını bekliyoruz!

  25. Gülsüm dedi ki:

    Tebrikler canım çok güzel olmuş

  26. ismail dedi ki:

    tebrikler çok guzel bir makale olmuş. devamını bekleriz..

  27. büşra yakut dedi ki:

    Arkadaşlar yazım için yaptığınız çok kıymetli yorumlarınızdan dolayı her birinize sonsuz teşekkürler. Desteğinizi hissetmek gerçekten cok sevindirici. yazılarıma ve sitemize olan ilginizin devamını dilerim başka yazılarda görüşmek dileğiyle.

  28. Anonim dedi ki:

    Busra hanim tebrikler cok verimli bir calisma olmus.

  29. sibel dedi ki:

    Başarılarınızın devamını dilerim güzel bir makale olmuş

  30. Fatih dedi ki:

    İlk çalışmanız olmasına rağmen gayet başarılı tebrikler başarılarınız devamını diliyorum..

  31. Anonim dedi ki:

    Sade akıcı bir dil ile konuyu ele almışsınız. Tebrik ederim. Fakat biraz daha detay bekledim. Bu yazının 2. sini yazmalısınız. Daha detay olan ve bu konudaki önermelerinizi ele alan bir yazı. Bence o da en az bu kadar başarılı olacaktır.

  32. büşra dedi ki:

    Oncelikle Begenmis olmaniza gercekten sevindim. Onerinize gelecek olursam detay verdikce anlam kapaliligi ortaya cikiyor. Cunku ozellikle teorikte biyo iktidar zor bir profile sahip. Ama yinede yazimin ikincisini yazmak dusunulebilir tabiki. Tesekkurler

  33. Hüseyin POLAT dedi ki:

    Foucault, G.Agamben ve bunlardan ayrı olarak A. Gramsci biyo iktidar – biyo siyaset alanında etkili kişilerdir . Biyo-siyaset alanında bir örnekte ben vermek isterim. TV’de izlediğim bir haberde ;
    ’19 Terörist etkisiz hale getirildi diyordu.’
    Tüm Türkiye o 19 teröristin öldüğünü anladı ama durum çok farklı. Etkisizleştirmek demek bir makinenin aktif durumdan pasif duruma geçtiğini bildirir. Burada insan olma durumundan daha çok taraf olma durumu etkili olmuştur.

  34. elif bağış dedi ki:

    Bayan demiyeydi iyiydi. Bu yaziyi yazan bayan toplumsal cinsiyet hakkında ne düşünüyor acep?

BİR YORUM YAZ