Bürokrasi ve Demokrasi Sorunsalı

Fatih Avcı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 24 makalesi bulunuyor.
  • 25 Ocak 2016
  • 6.924 kez görüntülendi.

109290

Etimolojik olarak bürokrasi devlet memurları iktidarı masa üstünlüğü gibi anlamlara gelirken demokrasi demos(halk) ve kratos(iktidar, egemen) kelimelerinin birleşimiyle halk üstünlüğü-iktidarı demektir. Bu iki kavramın tanımlanması birbirinden farklı birçok şekilde ifade edilmesine neden olmuştur fakat kabaca şu şekilde tanımlanabilir: Bürokrasi, doğrudan siyasi karar verme sürecine katılmayan ancak bu kararların hayata geçmesi için kullanılan politikaların oluşturulması ve uygulanmasına dâhil olan kişilerden oluşan bir yapıdır. Demokrasi ise halkın yönetime katılması, bu amaçla oluşturulan organlarda görev alması, yöneticilerini denetlemesi ve etkilemesidir.

Hem bürokrasi hem de demokrasi kavram ve yönetim biçimi olarak oldukça köklü bir tarihe dayanmaktadır. Bu tarihsel süreç içerisinde bahsini ettiğimiz yönetim biçimlerinin birbirleriyle iç içe olduğunu yahut birbirlerinden ayrılabildiğini savunan birçok düşünür, akademisyen var olmuştur. Bu başlığımızın altında birbirinin karşısında bulunan bu düşüncelere, görüşlere, kuramlara, bazı mekanizmalara ve kişilere yer vermeye çalışacağız.

Bürokrasi denilince belki de akla gelen ilk isimlerden biri Max Weber’dir. Weber’in bürokrasi düşüncesi demokrasiyle paralel bir gelişmenin olduğu yönündedir ve klasik kamu yönetimi anlayışının önde gelen isimlerindendir. Özellikle Sanayi Devrimi’nden sonra küçük örgütlerin/örgütlenmelerin yerini büyük örgütlerin alması akıllara Weber’i getirir. Çünkü Weber’e göre bürokrasi, rasyonellik(akılcılık) esasına göre işleyen büyük örgütlerdir. Anlaşılacağı üzere ona göre ideal bürokrasi bu yoldan geçmelidir. Bu yolun muhtevasını ise; iş bölümü ve uzmanlaşma, yazılı kurallar, ast-üst ilişkilerinde olması gereken hiyerarşik düzen gibi unsurlar oluşturmaktadır. İşte Weber ile klasik kamu yönetimi anlayışının aynı cümlede telaffuz edilmesinin sebeplerinden birisi budur. Çünkü Weber bu konuda eleştirilmiş ve daha sonra ortaya çıkan yeni kamu yönetimi anlayışıyla ast-üst ilişkilerine yeni yorumlar getirilmiştir. Bu yorumlar çerçevesinde ortaya atılan asil-vekil düşüncesi şuan akademik çevrede genel kabul görmüş bir sistemi anlatır. Bu sistem merkeze bürokrasi ve bürokratları değil halkı koyarak bürokratları işlerin yürütülmesi için halka hizmet edilmesi için sadece vekil tayin eder. Weber kısaca değindiğimiz düşüncesinde kilit nokta olarak rasyonelleşmeyi görür. Ve bu rasyonelleşme aşamaları bürokrasi, demokrasi, devlet, özel alan ayrımı yapmaz(Apan, 2008:155)

Weber’in karşısına koyabileceğimiz önemli isimler mevcut. Fakat bu isimler arasından Jurgen Habermas’ın düşüncelerini ele almamız en isabetlisi olacaktır. Habermas, Weber’in yaptığı gibi rasyonelleşmeyi yahut ideal bürokrasinin aşamalarını tüm alanlara uygulamaz, o bu alanlar arasında bir ayrım yapmayı daha doğru bulur. Habermas, kamusal alanın devletin siyasal iktidarından farklı olduğunu savunur; ona göre devlerin iktidar alanı piyasanın özel alanından ayrıdır ve kendine özgü sınırları olan bir alandır. Dolayısıyla Habermas’a göre bürokrasinin uzmanlık alanıyla toplumun kamusal faaliyetlerinin birbirinden ayrı olması söz konusudur. Bulunduğumuz noktanın bizi götürdüğü yer bürokrasi-devlet veya bürokratikler-yöneticiler başka bir deyişle atanmışlar-seçilmişler ayrımıdır. Bu ayrım ise karşımıza önemli bir tartışmayı getiriyor. Kamusal kararların siyasi alandan uzaklaşmasını düşünenler ile bunların birbirinden ayrılmaması gerektiğine inananlar yeni bir tartışmanın fitilini ateşlemişlerdi. Bu ikilemi anlayabilmek için başta Wilson ve Waldo gibi isimlere değinmemiz doğru bir seçim olacaktır.

Normatif bürokrasi görüşü seçilmişlerle atanmışların birlikte hareket etmesi gerektiğini savunurken tarafsız bürokrasi görüşü, bu birlikteliğin beraberinde bazı sorunları da getireceğini bu yüzden bir ayrılığın olması gerektiği üzerinden yükselir. Waldo tarafsızlık düşüncesine katılmaz çünkü demokrasiye uygunluk bir birlikteliği gerektirir. Bu, bürokratların halkın demokratik tercihlerine saygı duymaları ve o tercihlere göre hizmet vermeleri anlamına gelmektedir. Waldo’ya göre hükümet işlevlerinin “siyaset” ve “yönetim” olarak ikiye ayrılması gerçekçi değildir. Demokrasinin ruhuna uygun olan, ayrılmış kuvvetler arasında rekabet değil, tam tersine işbirliği olmasıdır. Halkın seçtiği siyasetçilerin kaygılarını ve değerlerini, dolayısıyla seçmenlerin kaygı ve değerlerini paylaşmayan, apolitik ve tarafsız bir uzmanlar kadrosu demokrasinin ruhuna aykırıdır(Demir, 2011:7). Bu durum halkın bürokrasiyi olumsuz algılanmasına yol açabilir. Bu düşüncenin karşısında bulunan tarafsız bürokrasi görüşü ayrılık esasını bir gereklilik olarak görür. Çünkü seçilmişlerin denetimi ve kontrolü tarafsız bürokrasi tarafından yapılabilecek bu yolla da yolsuzluk ve yozlaşma engellenebilecektir. Bürokratların kontrolünde bulunan bazı bilgiler onların meşruluğu ve gücü ellerinde tutmalarının gereği olarak görülebilmektedir. Ayrıca bu düşüncede herhangi bir aksaklık durumunun ortaya çıkması sonucunda halkın karşısına çıkması gereken seçilmişler değil atanmışlar olacaktır. Geldiğimiz bu noktada Wilson’un düşüncesine kısaca değinmemiz elzemdir. Wilson bürokrasinin, toplumu yöneten iktidar kim olursa olsun tarafsız kalması gerektiğini savunur. Tarafsız olması itibariyle de rejim veya sistem değişikliklerine karışmamalıdır; tarafsızlığı onun en büyük güvencesidir(Demir, 2011:3).

Karşımıza kimin kimi kontrol edeceği konusunda önemli bir problematik çıkmaktadır. Bunun çözümü için ortaya atılan düşüncelerin ise oldukça çeşitli olduğu gözümüze çarpıyor. Bunlardan bazılarına kısaca değinirsek şunları söyleyebiliriz: Asil-vekil kontrol düşüncesi, seçilmişlerle atanmışlar arasında hiyerarşik bir ilişkinin varlığına dikkat çeker. Bu ilişki çıkarlar hesaba katıldığında bir çatışmanın zeminini de hazırlayabilir. Seçilmişler değişiklik yapmak için adım attıklarında bu durum bürokratların çıkarlarına ters düşüyorsa dışardan gelen talepleri göz ardı etme yoluna gidebilirler. Çıkar çatışmasını yapılmak istenmeyen talepleri belki de en çok asil-vekil ikiliğinde görüyoruz. Asil daha çok vatandaşa işaret eden bir kavram iken vekil bürokratları temsil etmektedir. Bu bağlamda bahsini ettiğimiz düşünce bürokratların bilgi ve uzmanlık açısından daha ayrıcalıklı olabileceklerine dikkat çeker. Bilgi asimetrisi bürokratların kaldığı herhangi bir zor durumda uzmanlık ve bilgiyi kullanarak hem vatandaş kontrolünü geri püskürtebildikleri hem de siyasi kontrolden kaçabildikleri bir ilişkiler bütününü ifade eder. Bir başka düşünce sistemi olarak temsili bürokrasiyi gösterebiliriz. Herhangi bir sınıfsal yapının, etnik yapının ülkedeki nüfusunun oranı ile bürokrasi içerisinde onları temsil edecek kişilerin oranı doğru orantılı olmasını savunan bu düşünce spesifik politikaların uygulanmasını içerir. Bunun dışında ücretlerde, adalet kültüründe eşitliği savunan bu düşüncenin ne derece uygulanabilir olacağı tartışmalı bir konudur. Bir başka düşünce ise bürokrasiyi politize etmek yönünde ilerlemektedir.  Uyum kavramını merkeze koyan bu düşünce siyasilerin sözlerini yahut isteklerini dikkate almayan bürokratların yerine, direnç göstermeyen kamu görevlilerinin getirilmesini uygun bir politika olarak görür. Çünkü uyum ancak böyle sağlanabilecektir. Mevcut kamu görevlilerinin siyasi isteklere uyması sağlanmazsa, o görevlilerin başka bir görevliyle değiştirilmesi de mümkün değilse görevlinin yanına danışman gibi siyasi nitelikli kişiler getirilmesi sorunun çözümü için başka bir seçenektir. Bu kontrol mekanizmaları, düşünceler ideal bir seçilmiş-atanmış-vatandaş üçgenini çizmeye çalışmaktadır. Tabi bu yorumlamaların sonunda demokratik kontrol üzerine de eğilmemiz konuyu daha sağlıklı anlamamız için gerekli görülmektedir. Yeni kamu yönetimi anlayışıyla yavaş yavaş yerleşmeye başlayan müşteri olan vatandaş yahut bürokraside serbestleşme düşüncesi önemli bir noktaya işaret etmekteydi. Serbestleşmeyi piyasa güçlerinin harekete geçirilerek hem bürokratik yönetimin üzerindeki doğrudan idari kontrolün kaldırılması hem de hizmetlerin üretilmesi ve sunulmasının iyileştirilmesi olarak düşünebiliriz. Müşteri olan vatandaş ise burada boy göstermektedir çünkü artık hizmet konusunda bir tercih hakkına sahip olmuştur. Özel veya tüzel hizmete yönelmedeki özgürlük bunun göstergesidir. Bürokrasinin üzerinde gölgesini hissettiren idari kontrolün azaltılıp demokratik kontrolün ve vatandaş denetiminin önem kazanması devletlerin son zamanda üzerinde durduğu önemli bir değişimdir. Günümüzde buna belki de en çarpıcı örnek bilgi toplumu ve elektronik ilişkiler bütünüdür(e-demokrasi, e-yönetişim, e-devlet vb.).

Fatih AVCI

Kaynak

Apan, Ahmet. (2008), “Demokrasi-Bürokrasi İkilemi ve Mülkiye Teftiş Kurulu”, Türk İdare Dergisi, Sayı:459

Demir, Fatih. (2011), “Bürokrasi-Demokrasi İlişkisi ve Bürokratların Seçilmişlerce Kontrolü Sorunu”, Yönetim ve Ekonomi Dergisi, Cilt:18, Sayı:2

YAZARIN SON YAZILARI
Küfür Neyi Örter? - 7 Aralık 2016
Queer Düşünce - 16 Ağustos 2016
E-Devlet ve E-Türkiye - 18 Mart 2016
Merdiven Hikayesi - 22 Şubat 2016
Soytarı Sosyolojisi - 17 Şubat 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ