Çatışan Bütünlüğümüz

Fatih Avcı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 24 makalesi bulunuyor.
  • 03 Aralık 2015
  • 707 kez görüntülendi.

Puzzle-Wallpapers-Download

 

Mamihlapinatapai… Güney Amerika’da yaşayan Yaghan toplumunun ölmüş diline ait olan bu kelime iki insanın birbirine duygusal olarak bir şeyler hissettiği; birbiri hakkında bir şeyler düşündüğü fakat hiç konuşamadıkları durumu ifade etmek için kullanılıyormuş. Şimdi tıpkı bu kelime gibi anlamını yitirmiş, derinliğini kaybetmiş, bütünlüğünü zerrelere ayırmış düşüncelerimiz bulunmakta. Bu ayrıştırma kötülük ve iyilik olguları üzerinden de yapılmaktadır. Bir düşünceye veya pratiğe yapıştırdığımız etiket o durumun vehametini dahası yüceltme yahut aşağılama bağlamında pür melalimizi gösteriyor. Çünkü aşağılarda öldürdüğümüz ve yukarılarda yaşattığımız şeyler “bizimle değilsin” düşüncesini simgeliyor. Bir derinliğin mevcudiyetinin sığlıkla değişimini bu simgeye bağlıyorum. Hâlbu ki bu simgenin karşısına kötülük ve iyiliğin aynı anda bizimle var olduğu düşüncesini koyup kavramlarımızı-tahayyül kabiliyetimizi bunun üzerinden yükseltmeliyiz.  “Yeni yollar açan yenilgiler olduğu gibi, insanı çıkmaz sokağa sürükleyen zaferler de vardır” diye düşünen biri için bu yolla kötü bilinen sanıdan da bir iyi çıkarmak böylece mümkün olacaktır. Evet günümüzde bütünlük olgusuna-düşüncesine vurulan kişisel darbelerin çokluğu, parçalanmış içinde birçok şizofrenik uçurum bulunan kişiliklerin tasavvurunu sergilemektedir. Bütünlük, çatışma ve uyumun sevişmesinden doğan bir çocuksa çatışan düşüncelerin tutarlılığa veya bir senteze dönüşebilme ihtimalini gözardı etmek daha sonra ise patolojik bir savunu yapmak bölünmüşlüğe ve düşüncenin ölümüne sebebiyet olarak karşımıza çıkar. Ancak bunun aksi bir yolda ilerlemek bizi ölümün doğurabilmesine – yıkımın oluşturabilmesine götürür. Bahsi geçen çerçeveden toplumumuza baktığımızda bazı yansımaların, gerçekliğin ve doğruluğun dışında olduğunu görebiliyoruz. Eş değer varlık algımızın derinliğinin zedelenmesi yahut mevcut olmaması bizleri şekilcilik sahasında yarışan bireyler haline getirirken birbirine yakınlaşan “tanış olan” insanlarımızın artık korku dolu teorilerle birbirinden uzaklaşması popüler bir pratiktir.  Kalıplara sığabilme yarışına tutuşuyoruz fakat kalıbın üzerine çıkın sınırsızlığa göz kırpmayı başaramıyoruz. Biz bir aynanın görüngüsüyüz fakat karşımızda zuhur eden dünyaya anlam veremiyor vermek te istemiyoruz.  Tam da bu noktada küresellik-globallik ayrımına dokunmanın isabetli olacağını düşünüyorum. Çünkü düşüncelerimizin ölümünde pay sahibi olan şeylerden biri de globalliğin yanlış yorumuyla değerlerin yanlış yorumundan yükselen bir yanlış sentezlenmeye maruz kalmamızdır. Bu bağlamda globallik lafzına istinaden şunu söylemem elzemdir: Globallik bir çeşit bütünleşmeyi ifade ederken ideallik silsilesini farklılık olgusunun üzerine karabasan gibi indirmektedir. Düşüncenin ölümü ve değerin kaybı bu noktada mümkün görünmektedir. Giddens’in kullandığı “Dünya Köyü” ifadesini kısmen konumuzla ilişkilendirmek mümkün. Bu kavramın karşısına küreselleşmeyi koyabiliriz. Biliyorum bunun sadece bir çeviriden ibaret olduğunu düşünenlerimiz de olacaktır. Fakat benim düşüncelerim bazı farklılıkların mevcudiyeti yönünde. Küreselleşme değerlerin, düşüncelerin, farklılıkların önemli bir kısmını koruyarak dünyaya açılmak anlamında kullanılabilmektedir. Bu noktadan ise öldürmek yerine zenginleştirmekten bahsedebiliriz. Derinlik kaybı bağlamında ben globalliğin bize pasifliği de öğrettiğini belirtmek isterim. Bundan daha vahim olan şey ise bu pasifliğin bireylerce yeniden yeniden üretiminin mevcudiyetidir. Toplumsal sistemler, kendilerini oluşturan tuğlalarla her an sürekli olarak yeniden üretilen binalar gibidir. Anlamsızlığın, parçalanmış patolojik düşüncelerin ve pratiklerin yeniden üretimi bizleri bütünlükçü yapıların eksikliğine götürmektedir. Bu eksik yapılar ise anlamsız pratikleri tekrar inşa etmekte geri kalmamaktadır. Madem böyle bir sistem işliyor, bizim yapmamız gereken ise zannımca bu anlamsızlıktan da bazı anlamlar çıkarıp adımlarımızı yeniden şekillendirmemiz gerekmektedir. Bana göre anlamsızdan anlam, ölümden doğum, yıkımdan oluşum çıkarmak güçlü insanların işidir. Peki güçsüzlük? Onun da bir güç olabileceği hissedilmelidir. Yazımı bir alıntıyla noktalamak istiyorum: Üzüntü olmadan yaşayamaz annem. Felaketler onun yaşam kaynağıdır. Sanırım her şey yolunda giderken kendini gereksiz hissediyor. Vardır böyleleri. Haklarını teslim etmek lazım; gerçekten zor durumlar karşısında da şaşılacak denli güçlüdür bu tür insanlar.
Bazen de dünyası yerle bir olur insanın. Hayat, fazla kafa yormadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir. En akıllıca saydığınız fikirlerinizin saçmalığını, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. Aslında hiçbir konuda bir fikriniz bulunmadığını, aslında hiç kimseye karşı bir şey hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı aynı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu. Hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek her nasılsa yok saymayı başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzeresiniz demektir.

Saygılarımla…

Fatih AVCI

YAZARIN SON YAZILARI
Küfür Neyi Örter? - 7 Aralık 2016
Queer Düşünce - 16 Ağustos 2016
E-Devlet ve E-Türkiye - 18 Mart 2016
Merdiven Hikayesi - 22 Şubat 2016
Soytarı Sosyolojisi - 17 Şubat 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ