Değişim

  • 12 Mart 2015
  • 740 kez görüntülendi.
Değişim

Değişim, Toplumsal Değişim (change, social change) “Sosyolojinin temel problemlerinden birisi. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında sosyolojik analizdeki ilk girişimler, Avrupa’yı saran iki büyük değişim dalgasını (“sanayileşme ile Amerikan ve Fransız devrimlerinin peşinden “demokrasi ve insan “haklarının genişlemesi) açıklama gerekliliğinden kaynaklanmıştı. Auguste “Comte, toplumsal dinamikle ilgili kuramında, toplumların insanın bilgilerinin gelişmesine bağlı olarak bir dizi önceden görülebilir aşamadan geçerek ilerlediği önermesini ortaya atarken; Herbert “Spencer, nüfusun çoğalması ve “yapısal farklılaşma temelinde, “evrimci olan bir değişim kuramı geliştirmişti.Karl “Marx da, en önemli toplumsal değişimlerin devrimci bir nitelik taşıdığını ve ekonomik sınıflar arasındaki üstünlük mücadelesinden kaynaklandığını ileri sürmekteydi. Demek ki, on dokuzuncu yüzyılda toplumsal değişim kuramlarının genel eğilimi “tarihsicilik ve “ütopyacılık yönündeydi.Bu yüzyılda toplumsal değişim kuramları çoğalmış ve yukarıda anılan ilk formülasyonları tamamen aşamadan, daha karmaşık bir hal almıştır. Modern dünyada yaşayan bizler, toplumun hiçbir zaman statik olmadığının, toplumsal, siyasal ve kültürel değişikliklerin aralıksız devam ettiğinin farkındayız.Değişimin kaynağı, koydukları yasalar ya da yürüttükleri politikalar aracılığıyla (örneğin, eşit ücret yasası çıkararak ya da bir ülkeye savaş ilan ederek) hükümetler olabileceği gibi; toplumsal hareketler (örneğin, sendikalar, feminizm) şeklinde örgütlenmiş yurttaşlar, bir kültürden başka bir kültüre yayılma (askeri fetih, göç ve sömürgecilikle gerçekleşen yayılma gibi) veya teknolojinin maksatlı ya da maksatsız sonuçları da olabilir. Modern çağdaki en dramatik toplumsal değişikliklerin bir kısmı, otomobil, antibiyotik, televizyon ve bilgisayar gibi icatlar sayesinde ger-1 çekleşmiştir. Değişim ayrıca, kuraklık, açlık ve uluslararası düzeyde iktisadi ya da siyasal üstünlüklerde meydana gelen değişiklikler gibi çevresel faktörlerin etkisinden kaynaklanabilir.Sosyologlar değişim sorununu büyük ölçüde tikel değişim süreçlerini yakından analiz ederek ve tanımlar geliştirerek irdelemişlerdir. Toplumsal değişim kuramları şimdilerde, küresel toplum düzleminden aile düzlemine kadar çok geniş bir alandaki fenomenleri (kısa ve uzun vadeli, büyük ve küçük ölçekli değişimleri) kapsamaktadır. 1990’ların başında Doğu Avrupa ile eski Sovyetler Birliği’nde yaşanan türden dramatik yapısal ve ekonomik değişimler bu alanın sadece bir parçasıdır.Sosyologlar normları, değerleri, davranışları, kültürel anlamları ve toplumsal ilişkileri etkileyen değişimlerle de ilgilidirler. “Saint-Simon ile “Comte’un -Emile “Durkheim’ın çalışmalarının süzgecinden geçtiği biçimiyle- miraslarından birisi, Talcott *Parsons ve Wilbert E. “Moore’un isimleriyle birlikte anılan *işlevselcilik kuramıdır. Toplum karmaşık ve birbiriyle bağıntılı bir işlevler örüntüsü olarak görülürse, değişim de sürekli *denge arayışının bir gölgefenomeni şeklinde açıklanabilir. Örneğin kitlesel işsizlik bir refah sistemini, bir ırk çatışması da yasa çıkarma atılımını doğurabilir. Belli bir toplumsal değişimin kolları sonsuz sayıda ve öngörülemez olmakla birlikte, toplumsal organizma içindeki bir başarısızlık ya da “aksaklığa” toplumsal uyum çabaları şeklinde de anlaşılabilir.Değişimin yapısal belirleyicilerini sergilemeyi amaçlayan sistematik bir işlevselci girişimi, Amerikalı sosyolog Neil J. Smelser’ın çalışmalarında bulabilirsiniz. Smelser, Social Change in the Industrial Revolution (1959) başlığını taşıyan ampirik incelemesinde, on dokuzuncu yüzyıl İngilteresi’ndeki sanayileşme sürecinde pamuk endüstrisinin büyümesi ve organizasyonu ile aile yapısı arasındaki ilişkiyi analiz etmiştir.İlk olma özelliği taşıyan bu çalışmada, bu iki sistemin değişim güçlerine karşılık verme biçimlerinin analizi temelinde toplumsal sistemlerin farklılaşmasını açıklamaya yönelik bir model önerilmiştir. Smelser daha sonraki yazılarında, örneğin 1963’te kaleme aldığı Theory of Collective Behaviour’da, hem bu modeli iyice geliştirmiş, hem de onu çeşitli kolektif eylem tiplerine uygulamıştır. Toplumsal değişimi “değer katma” süreci şeklinde kavramsallaştıran Smelser’ın, burada çeşitli koşullan ya da aşamaları, sonunda belli bir toplumsal değişime yol açmadan önce ardışık olarak birleştirdiğini görürüz. Bu yaklaşım, toplumsal değişimin gerçeğe daha yakın nedenlerini bütünüyle göz ardı etmese de asgariye indirir. Smelser, “Toward a General Theory of Social Change” (Essays in Sociological Explanation, 1968) adlı denemesinde bu açıdan iyi bir özet yapmıştır. Smelser’ın toplumsal değişim kuramı daha yakın zamanlarda İngiltere’deki  işçi sınıfının eğitimini konu alan bir incelemede kullanılmıştır (Social Paralysis and Social Change, 1991).Herbert Spencer’ın evrimci değişim görüşü, modern takipçisini *sosyo- biyoloji disiplininde bulmuştur. Edward O. Wilson gibi araştırmacılar, adaptasyonu (uyumu) öne çıkaran, ama bu süreci genetik mirasımızın çok daha derinlerine yerleştiren bir toplum görüşü ortaya atmışlardır. Sosyo-biyologlar, biz insanların -bireysel ve toplumsal olarak- milyonlarca yıllık uyarlanarak hayatta kalma stratejilerinin ürünü olduğumuzu savunmaktadırlar. Bir toplum pozitif (uyarlanarak) ya da negatif (uyarlanmadan) şekillerde değişebilir, ama o toplumun yazgısına kendi tercihleri damga vuracaktır: Dolayısıyla, refah, olumlayıcı eylem ya da aşırı tüketim bazıları için iyi, bazıları için kötü olabilir. Toplumun hayatta kalması, toplumsal değişimin -amaçları için olmasa bile- sonuçları bakımından anahtar önemdedir.Toplumun ihtiyaçlarını ve bireylerin arzularını başa alan, istikrarlı bir statükonun korunmasını öne çıkardıkları sürece, işlevselci, evrimci ve sosyo- biyolojik toplumsal değişim anlayışlarının hepsi de tutucu sonuçlar içerir.Marksist ve “çatışma kuramı gelenekleri, işlevselcilikle önemli temel varsayımları paylaşmalarına rağmen farklı yönlerde gelişmişlerdir. Marksist değişim kuramı daha proaktiftir ve insanların siyasal eylem yoluyla kendi yazgılarını etkileme becerisine odaklanır.Mutlaka Marksist çizgide olması gerekmeyen çatışma kuramları ise, genel olarak, toplumsal değişimi bir konsensüs arayışı olmaktan ziyade, sınıflar. ırklar ya da diğer gruplar arasındaki bir üstünlük mücadelesi şeklinde yorumlarlar.Daniel Bell’in Cultural Contradictions of Capitalism (1976) adlı yapıtında, modern dünyadaki değişimin, toplumsal gerçekliğin farklı ilkelerle işleyen ve farklı hedefleri gözeten üç “alan” ı -tekno-ekonomik yapı (bilim, endüstri ve ekonomi), siyasal sistem ve kültür- arasındaki gerilimden kaynaklandığını ileri sürerek çatışma perspektifine ilginç bir dönüş yaptığına tanık oluruz. Oysa on dokuzuncu yüzyıl kuramcıları, değişimi, toplumun her kesiminin birlikte değişeceği, total, homojen bir süreç olarak görmüşlerdi.Bell’in modelinin akla getirdiği gibi, değişimin genellikle eşitsiz ve kısmi bir olgu olduğunu artık biliyoruz. Bunun için, kültürün gelişmesinin teknoloji, siyaset ya da iktisattaki gelişmelere ayak uyduramadığı yerlerde “kültürel gecikme yaygın biçimde gözlemlenen bir fenomendir.Toplumsal değişimi konu alan ampirik incelemelerin ortaya koyduğu problemler dev boyutludur. Tarihsel veriler her zaman eksik ya da yanlıdır; süregiden değişimlere ilişkin uzun vadeli incelemeler yapmak da pahalı ve zor olmaktadır. Toplumsal değişim konusunda çalışan öğrencilerin kullanmaları gereken bazı araçlar “resmi istatistikler, tekrarlanan “anket araştırmaları (Harris ya da Gallup anketleri gibi) ve “yinelenen araştırmalardır.On dokuzuncu yüzyıldaki değişimi “ilerlemeyle eşit sayan eğilim artık yaygın bir kabul görmemektedir. Değişim geriye dönük, yıkıcı veya kültürel gecikmeyle karışık olabilir. Ulrich Beck’in “”düşünümsel modernleşme”- nin ortaya çıktığına ilişkin saptaması, ileri sanayi toplumlarının giderek “imal edilmiş belirsizlik” ya da riskle birlikte anılmaya başladığını gösterir.Sosyologların toplumsal değişimi ne ölçüde açıklayabilecekleri ya da öngörebilecekleri, dolayısıyla toplumların değişimi ne ölçüde toplumsal bakımdan istenilir bir doğrultuya ya da herhangi bir doğrultuya sokup sokamayacağı veya kontrol altında tutup tutamayacağı hâlâ yanıt bekleyen bir sorudur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ