Dizi Kimliklerinden Topluma Bakış

Cansu Taşar

Yazarın şu ana kadar yazılmış 12 makalesi bulunuyor.
  • 18 Ekim 2015
  • 1.989 kez görüntülendi.

televizyon-bagimliligi_116083

İletişim ve medya, temelini kamuoyundan alan toplumun ihtiyaçlarından ve desteğinden beslenen bir oluşumdur. Bu anlamda medya televizyon, radyo, gazete, dergi ve sosyal medya gibi araçlardan yayın yaparak topluma ulaşmaya çalışır. Medyanın kullandığı “televizyon” halka ulaşmak için bir araç olarak belirlenebilir. Fakat bu sırada bahsetmek istediğim bir durum var ki o da medyanın gün geçtikçe amacından ve kendi oluşumundan sapıyor olmasıdır. Her televizyon kanalı medya ve basın adı altında kendi ideolojik görüşlerine ve kendi örgütsel listelerine göre haber yapma, yansıtma, yorumlar alma, bunları değerlendirme ve kendi çıkarına göre televizyon kanallarını kullanma hakkına sahip olmuştur. Bunu yaparken kanallar talep doğrultusunda dizileri kullanmakta ve belli başlı oyuncuları dizilerde oynatmaktadır. Herhangi bir dizinin olmazsa olmazı oyuncular genellikle yeteneği ile değil de, belli ilişki durumuyla ve tarzıyla büyük popülerliğe ulaşmış, sürekli konuşulan, sosyal medya hesaplarından en çok takipçiye ulaşmış, bir anlamda polemiğe sahip olmak zorundadır. Bu zorunluluğun topluma yansıtılması gereken iki ek unsuru daha vardır “moda ve magazin”. Bu nedenle televizyon programlarından dizi ve yarışmalara kadar ortaya çıkan görüntüler ne yazık ki gittikçe ciddiyetini bozmuş durumdadır. Özellikle dizilerde işlenen konular, insanlara ve topluma yansıtılan olaylar en saçma halini almış ve gün geçtikçe de almaktadır. Televizyon programlarının her dakikasını ve bizlerin de hemen hemen her gününü, her akşamını meşgul eden diziler gerçeği ne kadar yansıtmaktadır? Toplumsal duyarlılıktan ne kadar uzaktadır ve neler işlenmektedir? Bu diziler insanları ve özellikle ergenlik çağındaki gençleri nasıl etkilemektedir? Bu soruların hepsini düşünmemiz ve incelememiz  gerekmektedir. Çünkü özellikle akşamları izlediğimiz bu diziler hayatımızın büyük bir çoğunluğunu işledikleri olay akışı ile ele geçirmiş durumdadırlar. Akşamları çoğu zaman ailemizle kitap okumak, sohbet etmek, tartışmak ve fikir alışverişi yapmak bizlere artık yabancı gelmektedir. Bu anlamda bu dizilerin bizlere vermiş oldukları mesajların boyutları tehlikeli olabilmektedir. Çevremizde gördüğümüz gençlerin çoğu haber izleme ve tartışma programlarını izlemekten yoksunlardır. Bırakın ergenlik çağındaki gençleri, üniversite öğrencileri bile bizzat kendi bölümü ile ilgili alanları takip etmekten ziyade her diziyi takip etmektedir. Bu dizilerin insanlar üzerinde etkileri büyük boyutlarda olmakla beraber bu etki toplumun her kesimine yansımaktadır. Dizilerde işlenen ve insanların özenmesine sebep olan bu konular; dizilerdeki hayatların pembeliği, zenginlik, okul hayatından yoksunluk, ilişkilerdeki çalkantılar, eğlence ve doyumsuzluk gibi uç noktalardan oluşmaktadır. Bu dizilerdeki hayatları benimseyen insanlar farklı bir psikolojik yapıya bürünebilmekte ve isyan noktasına kadar gelebilmektedir. Aslında gerçek hayatta çok nadir rastlanılan bu olaylara dizide kendini kaptırıp, kendi aile ve yaşamını sorgulayan, dizideki karakterler ile kendini özleştiren, kıyas yapan gençlerin sayısı artmaktadır. Bu kurgulanmış dizilerde ki karakterleri kendine bağlayan gençlerimiz zaman zaman ailesiyle tartışmakta ve kendi durumundan şikayetçi olmaktadır. Toplumsal ve kültürel değerlerden yoksun olan bu diziler topluma yararlı mesajlar vermek dışında daha çok toplumu sapkınlaştırma ve bilgi – beceriden uzaklaştırmaktadır. Bu kimlikleri kendine model olarak alan gençlerimiz bu diziler sayesinde uyutulmakta ve bunun boyutunu görememektedirler. Bu durum topluma büyük bir yozlaşma ve yabancılaşma olarak yansımaktadır. Karakterlerle özleşmeye çalışan gençler sosyal medya hesaplarından oyuncuları takip ederek onların giyim-kuşam, konuşma tarzları, yaşam stilleri ve özel hayatlarına büyük bir ilgi göstermektedirler. Bu sebeple kendi hayatına ve kabiliyetine yabancılaşmaktadırlar. Ve ne yazık ki ülkemizde olan ciddi bir olay etkisini hemen yitirirken ve konuşulmazken dizi yorumları ve polemikleri günlerce her tabaka da konuşulabilmektedir. Dizilerin ve medyanın bu yüzünü bir an önce görmemiz ve engellememiz gerekmektedir. Yoksa kendi milli değerinden ve düşüncelerinden uzakta, başka insanların ve o hayatların gölgesinde yetişen, üretemeyen sadece tüketen şiddete meyilli bir neslin yetişmesine engel olamayacağız.

 Cansu Taşar

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. SosyolojininSosyolojisi dedi ki:

    Yazdıklarınızı destekleyecek birkaç argüman(örnek çalışmalar, İstatistiki veriler vs.)vermiş olsaydınız herkesin düşündüğünden bir tık daha ileri düşünmeyi başara bilirdiniz. Gün geçtikçe yüzüne bile bakılmamaya başlayan Televizyon Örneğiniz ise başka bir handikap. Günümüz modern ötesi modern(!) toplumunda Tv’nin etkisinin önüne Sosyal Medya unsuları(facebook,twitter,instagram vs. vs.)nın geçtiği aşikar. Bu konuda Türkiye toplumunu sanki 10 yıl geriden takip ediyormuşsunuz kanısına kapıldığımı itiraf etmeliyim. Öte yandan yalnızca Tv kanalları üzerinden değilde daha makro bakışla MEDYA üzerinden bir tartışma yürütmenin daha amacına uygun olduğunu ifade etmek istiyorum. Ayrıca Medyadan söz ediyorsak Louis Althusser’in Devletin İdeolojik Aygıtlarına(DİA) değinmemeniz ise yazının büyük handikaplarından biri.

    (!)Ayrıca Dizileri izlediğinizin gizli itirafında bulunmuşsunuz.

    Albert Camus’un “İnsan “ne ise o olmayı” reddeden tek yaratıktır” sözü çok manidar bir sözdür.

    Keşke İnandığımız gibi yaşayabilseydik!

  2. Cansu Taşar dedi ki:

    Öncelikle eleştiri de olsa yorumunuz ve katkınız için teşekkür ederek başlamak istiyorum. Her yazı örnek veriler, istatiksel değerlendirmeler içerecek diye bir kural olduğunu düşünmüyorum bizler bazen makale formatı dışında herkesin anlayabileceği şekilde düz bir bakış açısıyla da yazmalıyız ki bu hitap ettiğimiz kitleye göre değişebilen bir durumdur. Benim bu yazının başlığından da anlaşıldığı gibi hitap ettiğim çevre dizi bağımlısı olan insanlardır ve biraz o düzeye inerek yazmak istedim, karşımda akademi camiası olsa onlara hitap etmek istesem dediğiniz formatta yazardım. Diğer bir eleştirinize gelince ben yazımı sosyal medya üzerine ve temel anlamda dediğiniz gibi “medya” konusu üzerine temellendirmedim tekrar diyeceğim yazının isminden anlaşılacağı üzere benim üzerinde durduğum konu diziler yani televizyon etkisidir. Doğal olarak Althusser’den bahsetmemem, yazıyı akademik bir boyutta ele almamam normal. Eğer “handikap” olarak nitelendirdiğiniz eleştiri bilgi düzeyim ise geçen dönem bizzat kendim iletişim sosyolojisi aldım ve kuramlara dair bilgim var belirteyim. Amacım sadece dizi ve televizyon üzerinden bir değerlendirme yapmak olduğu için ve hala şimdi ki modern(!) denilebilen toplumumuzda diziler büyük oranda izlendiği için bu düşünceyi 10 yıl öteye atmak ve bahsetmemek bir sosyologun amacına uymaz. Dizilerin gizli takipçisi olduğum konusuna gelince burada eleştiriniz sadece yazıma olmaktan çıkıyor ve bana doğru yapılmış oluyor, iyi bir sosyologun dizilerin amacını anlaması için dizi takipçisi olmasına gerek yoktur. Ufak bir inceleme ile hatta incelemeden bile anlayabilirsiniz olup biteni ki zaten ben dizi yorumcusu değil, sosyologum. Albert Camus’un çok beğendiğim bir sözünü eklemişsiniz ben de sizi bu yaptığınız “kişisel” eleştiri sebebiyle aynı sözü kendiniz için düşünmeye davet ediyorum. Daha önceki yazıma yapmış olduğunuz eleştiri için de bunu kişisel olarak anlıyorum ve sizi sadece “eleştiri yapmak için eleştiri yapmak” konumundan çıkmış olarak görmek istiyorum, tekrardan teşekkürler.

  3. SosyolojininSosyolojisi dedi ki:

    Eleştiriler ikiye ayrılır: 1)Olumlu 2)Olumsuz. Ama her ikisininde yapıcı eleştiriler olduğunu düşünüyorum. Yani kişisel eleştiri yaptığım iddianızı bir kenara koyarsak(ki böyle bir şey söz konusu olamaz dahi) Sosyologlar.nette yazılan yazılara zaman zaman eleştiri(!)(ki bu eleştiri sizin anladığınız türden değil: yani yapıcı eleştiri.) yapıyorum. Sizin eleştirilerimden dolayı bana karşı özel bir kin beslemenize gerek yok yani :) Ayrıca aldığınız eğitimi (iletişim sosyolojisi vs. gibi) sorgulamadığımı belirterek burada önemli bir noktaya değinmek istiyorum yazınızı düz bir biçimde anlaşılsın diye düz yazdığınızı söylemişsiniz. Fakat sözüm ona sıkça tekrarladığınız ‘Ben Bir Sosyologum’ cümlesini düşünmeden yazmış olduğunuzu temenni ediyorum Çünkü bu site İsmindende belli olduğu gibi (SOSYOLOGLAR.NET) büyük çoğunluğunu sosyologların oluşturduğunu ve bölüm mezunu olan(SOSYOLOGların) takip ettiği bir site. Bu anlamda siz yazılarınızı düz yazma çabasına çok girmeyiniz(bence,öneri). Yazdıklarımız toplum analizi ise eğer ki(!) Bir Sosyolog olarak topluma dair yazdıklarınızı temellendirmeniz gerekiyor. Almış olduğunuz eğitim sonucunda ‘Bir Sosyolog Olarak’ bilim insanı olma yolunda olan sosyologlar temellendirme(örnek,istatistiki veri vs.kaynaklar,) yapmak durumundalar(hatta zorundalar) eğer ki şiir ya da hikaye falan yazmıyorsa Sosyolog tabii ki bu temellendirmeyi yapmak zorundalar. Teşekkür ediyorum. ‘Eleştiri yapmak için eleştiri yapmak’ gibi girift bir cümleyi kurmanızı yaptığım yorumumu içselleştirememişliğinizin göstergesi olarak değerlendiriyorum. Tekrardan teşekkürler.

  4. serkan dedi ki:

    günümüzü tasvir eden ne yazık ki diyebileceğimiz güzel bir derleme olmus. umarım bilinclenmemize sebep olur ne diyelim. tebrikler

BİR YORUM YAZ