Doğu-Batı Kavgası

Fatih Avcı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 24 makalesi bulunuyor.
  • 26 Temmuz 2015
  • 682 kez görüntülendi.

global

Şiddet; bulaşıcı, sosyal ve psikolojik bir hastalıktır…

İnsanlar karşılaştıkları olaylarda, ilişkilerde, etkileşimlerde kendilerini merkezde görme eğilimi güderler. Geçmişte yaşanılan herhangi bir olayın, karşılaşılan herhangi bir durumun kendisinin etkisinde gerçekleştiğini düşünüp, ben merkezli bir düşünceye bürünebilir. Dahası, bu kişi kendini kayırma boyutunu da taşıyabilir. Başarı, kişinin kendisine atfedilirken başarısızlık dış etmenlere yüklenir, ötelenir. Bu tanımlamaları toplumsal boyutta düşünürsek bir kaosla karşı karşıya kalırız. Özellikle günümüzdeki şiddet olaylarının mevcudiyeti bakımından bunu ele alırsak konuyu daha iyi kavramış oluruz. Bahsi geçen toplumsal boyutu; iktidar ve iktidar karşısında, iktidara rağmen dolayısıyla iktidarın sayesinde, ideoloji şemsiyesi altında sıralanmış insanlar olarak nitelendirebiliriz. Bu ideolojik bütünleşmenin “biz merkezli” yapısını elbette diğer ideolojilerden ötelenmesi, kayırma boyutunu ise bu topluluğun kendine bir hafıza inşa etmesi ve bunu hatırlamak için içerisinde bazı semboller barındırması oluşturmaktadır. Ve bu, kişilerin kendi gruplarını ilgilendiren olayları hatırlamak için normalin üstünde bir çaba göstermesiyle mümkün olacaktır. Bu durumu ülkemiz bazında ele alıp son olaylara değinmek gerekirse;

Tarihsel süreç içerisinde ülke bütünü çeşitli sebeplerden dolayı görüş ayrılığına gidip farklı düşünce yapıları, farklı ideolojiler oluşmuştur. Burada sorun yok çünkü bu tüm ülkeler için normal bir işleyiş. Bu ayrılık, şiddete, sert söylemlere, yanlış düşüncelere, can kayıplarına vardığında ise bir sorun var demektir. Maalesef ülkemizde bunun örnekleri mevcut. Suruç saldırısı, polisimizin ve askerimizin şehit edilmesi, bunların öncesinde özellikle seçim zamanı yapılan provokatif eylemler, bombalı saldırılar, bizlere terör olgusunun ülkemiz için ne denli bir tehdit oluşturduğunu gösteriyor. Hele bu tehdit toplumumuzun çok kültürlü yapısını kullanıp ateş körüklemek, daha fazla can yakmak niyetindeyse; bize, bireylerden devlet yapılanmalarına, kurumlarına kadar önemli adımların atılması gerektiğini gösteriyor. Ülkemiz, kendi çıkarları için, ve sınırlarının dışından gelecek tehditleri önleyebilmek için; KDP, PKK örgütleri, bu örgütlerin kolları ve IŞİD arasındaki bölgede tek güç olma yarışını ne derece kullandı, kullanabildi bu bir muamma. Ama olaylardan önce ve sonra sosyal paylaşım sitelerinde okuduğum yorumlar bana şunu gösterdi: Görüş itibariyle A tarafı ve B tarafı olarak bölünmüş bir yapı var. Devlet eliyle yapılan herhangi bir hamleye bir kesim A tarafına yakın diye karşı çıkarken diğer kesim B tarafına yakın diye eleştirebilmektedir. Devletin kapsayıcılığı ve ülkemizin çok kültürlü yapısı, görüş farklılıkları göz ardı edilebilmektedir. Bahsi geçen tarafların kendi içlerinde, sıkı sıkı sarılıp toplumsal bir empatiden kaçınmaları ve yukarIda vurguladığımız gibi olaylara kendi sembollerinden ve hafızalarından bakmaları ülkemizde “biz merkezli” toplulukların mevcudiyetine zemin hazırlamaktadır. Bu söylemlere yansıyıp suçlamalara dönüşmekte ve şiddeti beslemektedir. İşin garip tarafı şudur ki bu sorunsalın giderilmeye çalışılması yerine, bahsi geçen toplulukları temsil eden kişiler şiddetten beslendiğini, ve sırtlarını bu olguya dayadıklarını alenen söylemekte, kıvılcımı büyütmektedirler. Birde buna devlet dışı güçler karıştığında tam bir kargaşa ortamı oluşmaktadır. Belki de Bourdieu’nun tahakküm edenler ve tahakküm altında bulunanlar diye ayırdığı toplumu, bahsettiğimiz konuya uyarlamak mümkün çünkü toplumumuzun, ayrılan ve şiddetten beslenen bu kesimleri birbirine hükmetme çabası yarışına tutuşmaktadırlar. Ülkemizde bu çabanın nasıl canlar yaktığı, ailelerimize nasıl ateş düşürdüğünü görmekteyiz.  Bu acilen giderilmesi gereken sorunun bireyden devlete kadar atılması gereken köklü adımlarla çözülmesi elzemdir. Yaşanılan bu olaylardan sonra özellikle sosyal paylaşım sitelerinde şiddet içerikli ve genellemeler yapılarak birçok paylaşım yapılmıştır ve yapılmaktadır. Bunun bir çözümden ziyade sorunlar zincirini tetikleyeceğinin bilinmesi gerekmektedir. Çünkü toplumumuzda sadece etnik kökeninden dolayı insanların hedef alınması oldukça yanlış bir tutum ve yanlış bir davranıştır. Peki toplumumuz bu noktaya nasıl geldi? Bu olayların tarihsel serüveni ve düşünce arka planı nasıldı? Kısaca buna değinecek olursak şunları söyleyebiliriz: Cumhuriyetin ilan edilmesiyle farklı bir rejimle karşılaşan Anadolu insanı birçok sıkıntı atlattı ve karşılaşılan savaşlardan, Avrupa’ya oranla gelişmemiş bir sanayiden, ekonomik olarak çok etkilendi. Cumhuriyetin ilanından yaklaşık 20-30 yıl sonra bazı atılımlar yapılsa da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun daha belirgin olan ekonomik sorunu, hayvancılığın ve tarımın yerini artık sanayinin alması o bölgede bir memnuniyetsizliğe neden oldu. Bunu o dönemden sonra gitgide yaygınlaşan göç dalgaları takip etti. Daha sonra bölgenin ekonomik sorunu özellikle 1985’ten sonra “Kürt sorunu” olarak dillendirildi. Bölgedeki Kürt vatandaşların belli ekonomik sorunları vardı lakin Kürt vatandaşlarla bir sorun yoktu. O dönem Türkiyeli ve Iraklı Kürtlerin sorunları ayrı ele alındığı ve Türkiye’nin ülkemizdeki Kürt vatandaşlardan ziyade Iraklı Kürtlerin sorunlarına eğilmek istemesi bazı kesimler tarafından, bazı yazarlar tarafından garip karşılanmıştı. En çok Türkiye’de bulunan Kürt nüfus Irak yönetimine, Talabani’ye ve Barzani’ye karşı tepki gösteriyorlardı. Çünkü o dönem bu isimler sadece aşiret lideri olarak görülüyor ve orada insanlara fazla baskı uyguladıkları biliniyordu. Ekonomik olarak kötüye giden Güneydoğu Anadolu insanı, Irak ekonomisini o dönemde bir cazibe odağı olarak gördü ve düşünceler gittikçe ayrılmaya başladı. Talabani o yıllarda Türkiye’ye geldiğinde Ankara’da ıslıklanırken Güneydoğu sınırında alkışlandı. Bu gelişmelerden ve sınırdaki terör olaylarından sonra ülke bariz bir şekilde doğu ve batı olarak ayrılmaya başladı. Algılar değişti, günümüze kadar bu ayrılmayı hızlandıracak birçok iç ve dış destekli olaylar yaşandı. Toplumumuz çok kültürlü yapısını kullanıp “biz merkezli”, birbiriyle çatışan birçok gruba bölünmek istendi. Peki başarıldı mı? Kısmen başarıldığını düşünüyorum çünkü devletin tepesinden bireyin kendisine kadar şiddet söylemi yaygınlaşmaya başlamış bu da birçok uçurumlar oluşturmuştur. Biz topluluğundan, hepimiz toplumuna saygı ve sevgi çerçevesinde bütünleşebilmeyi umuyorum.

Fatih AVCI

YAZARIN SON YAZILARI
Küfür Neyi Örter? - 7 Aralık 2016
Queer Düşünce - 16 Ağustos 2016
E-Devlet ve E-Türkiye - 18 Mart 2016
Merdiven Hikayesi - 22 Şubat 2016
Soytarı Sosyolojisi - 17 Şubat 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ