Eğitimin Felsefi Temelleri

  • 11 Mart 2015
  • 2.111 kez görüntülendi.
Eğitimin Felsefi Temelleri

Her insanın en az bir amacı, kendine özgü oluşturulmuş değerleri, inançları ve geçmiş yaşantıları sonucunda oluşturmuş olduğu tutumları vardır. Bütün bunlar sayesinde yaşamı anlar, yorumlar ve yeni değerle katar. Yaşamdan beklentileri vardır. Birçok filozofun dediği gibi her insanın bir felsefesi vardır. Felsefe bir yaşama biçimi, geleceğe bakış açısı, bir dünya görüşüdür.

 

Bireyler aileleri, aileler toplumu oluşturmakta toplumlarda devleti oluşturmaktadır. İnsanlar gibi devletlerin de siyasal felsefeleri vardır. Geleceklerine bu felsefi çerçeveden bakar ve amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi ise Atatürk’ ün “ İstiklale kavuşup, muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak.” Sözünde yatmaktadır.

 

Devletlerin de bir felsefesi olmasından dolayıdır ki, kamu hizmetlerinin yürütülmesinde bu felsefe etkisini göstermektedir. Anayasamızın 42. maddesinde; “ Kimse eğitim, öğretim hakkından yoksun bırakılamaz. “ denilerek devletin siyasal felsefesi açıklanmaktadır. Yine anayasanın bu maddesine dayanılarak çıkarılan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nda Milli Eğitimin genel amacının “ Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmak ” olduğu belirtilerek Türk Milli Eğitim Sisteminin dayandığı felsefe açıklanmaktadır.

 

Bu bölümde; felsefenin anlamını açıkladıktan sonra, sırayla felsefenin ilgi alanları, eğitim felsefe ilişkisi, felsefi akımlar ve başlıca eğitim felsefeleri üzerinde duracağız.

 

FELSEFENİN ANLAMI

 

            Felsefe sözcüğünün kökü Yunanca olup, philosophia teriminden gelmektedir. Bu terim ilkçağ Yunan düşüncesinden alınmıştır. “Philla” sevgi, seven “sophia” ise, hikmet, bilgi, bilgelik anlamındadır.

 

Felsefenin ilgi alanı, bilimlerin incelediği olaylar ve duyu organlarımızla algıladığımız gerçeklerle sınırlı değildir. Felsefe olayların temeline, varlığın özüne inmek ister.

 

Aristo felsefeyi; ilk nedenlerin bilimi olarak tanımlamıştır.

İlk nedenler ise varlığı var kılan temel ilkelerdir. Bu açıdan bakıldığında felsefe bilgisi en derin ifadelerini metafizikte bulur. Metafizik terimi de Yunanca’ dan gelmekte olup; fizikten sonra gelen, fizikötesi anlamına gelmektedir. Aristo’ dan sonra gelenler onun yazılarını düzenlerken fizik ile diğer bir deyişle doğa ile ilgili yazılarından sonra gelen yazılarına fizikten sonra anlamına gelen “metafizik” demişlerdir. Bu ifade günümüzde, olayların temeline inmek isteyen varlığın, kainatın özünü araştıran felsefede kullanılmaktadır.

 

Ancak felsefe, yalnızca metafizik, varlık ve kainat hakkında bilgiye ulaşma yolu olarak tanımlanmaz. Bunun yanında yeni çağda doğmuş olan bilgi felsefesi ve bilim mantığı da vardır. Rönesans’la birlikte bilim alanındaki hızlı gelişmeler bilimlerin alt dallara ayrılmasına neden olmuş ve belli bir alanda derinlemesine bilgi sahibi olmak ön plana çıkmıştır. Başka bir deyişle uzmanlaşma başlamıştır. Bunun sonucu olarak da oluşan her bilim dalının da bir felsefesi gelişmiştir. Günümüzde fen ve sosyal bilimler alanlarındaki bütün bilim dallarının felsefesi vardır ve eğitim felsefesi de bunlardan biridir. Bilimlerin konusu, yönetimi, ulaştığı sonuçlar da felsefenin konuları içine girmektedir. Bilimler araştırma yaparlarken yöntem ve ilkeler üzerinde düşünen felsefedir.

 

Felsefe, gerçeğin tümüyle, temellendirmeye dayanarak bağ kurma süreci ve bunun sonunda elde edilen dirik ürünler olarak açıklanabilir. Metafizik gerçeğin doğasını araştırır. “ Yaşamın değişen yanları bir kenara bırakıldığında değişmeden kalan gerçek nedir? “ sorusunu sorar. Bu nedenden dolayıdır ki, felsefede sorular geri planda kalmış ve yanıtlar ön plana çıkmıştır. Çünkü yanıtlar her felsefi akım ya da her filozofa göre değişir.

 

Felsefe bir düşünme biçimi, yaşam biçimi, geleceğe bakış açısı olduğu içindir ki; pek çok tanımının yapıldığını görmekteyiz. Farklı kültürlerde yetişen filozoflar, farklı felsefi akımlar, olaylara farklı bakış açısı getirmişlerdir. Avrupalı filozoflar felsefenin tanımı konusunda anlaşamasalar da, İslam filozofları az da olsa bu konuda anlaşabilmişlerdir. Herman, felsefeyi bir sanat olarak tanımlamaktadır. Felsefe bir kişisel niteliğe sahiptir. Nasıl ki ressam bir eser oluştururken doğanın fotoğrafını çekmiyor, resim yaparken kendi yorumunu da katıyorsa, filozof da belli bir konuda görüş ileri sürerken bunu, kendi yorumlarını da katarak yapmaktadır.

 

Felsefe ve bilimin birbiriyle sıkı ilişkisi olduğunu söyleyebiliriz. Her bilimsel gelişme felsefeyi etkiler ve yeni felsefelerin doğmasına neden olur. Ayrıca felsefe bilimsel bulgulardan yararlanarak yeni görüşler ortaya koyup bilime ufuklar açar. Başka bir deyişle, bilim ve felsefe sürekli olarak birbirlerini etkilemektedir. Bilim ile felsefeyi karşılaştırdığımızda ana hatlarıyla şöyle bir görünümle karşılaşırız:

 

 

BİLİM FELSEFE
Gerçeği parçalara ayırarak inceler.Örneğin; eğitim bilimini ele alacak olursak, eğitim yönetimi, eğitim

Sosyolojisi, eğitim teknolojisi ayrı ayrı ele alınarak incelenir.

Gerçeği bir bütün olarak ele alıp inceler. Toplumu oluşturan tüm değerleri bütünsel olarak kavrayıp bunu sistemleştirmeye çalışır. Paralar tek başına bir anlam taşımayabilir.
Gerçeğe, bilimsel yöntemi kullanarak deney, gözlem, inceleme ve araştırma yaparak ulaşmaya çalışır. Gerçeğe, akıl yürütme yolarını kullanarak diğer bir deyişle önermeler yoluyla ulaşmaya çalışır. İleri sürülen önermeler birbiriyle çelişmez.
Süreçtir. Süreçtir.
Bilimsel önermeler, deney, gözlem ve araştırma yoluyla kanıtlanır. Felsefi önermeler kanıtlanacak nitelikte değildir. Temele alınan bir önermeden onunla çelişmeyen önermeler elde edilir.
Elde edilen bilgi ne kadar kesin olursa olsun yine de bilim adamları tarafından eleştirel gözle bakılır. Elde edilen bilginin kesinliğini kanıtlamak olanaklı değildir ve eleştirel gözle bakılır

 

 

 

FELSEFENİN İLGİ ALANLARI

 

            Günümüzde felsefe bütün bilim dalları ile ilgilenmektedir. Hemen hemen bilim dallarının hepsinin bir felsefesi oluşmuştur. Uzmanlaşmaya yönelmiş bir dünyada bu normal bir gelişmedir. Felsefe tarihi incelendiğinde, her felsefi akımın farklı ilgi alanlarında yoğunlaştığı görülmektedir. Çağdaş filozoflar, felsefenin konusunun dil ve dilin aydınlatılması çabası olduğunu savunurken, Wittgeinstein’ e göre felsefe düşünceleri mantık bakımından ayırmalıdır. Aristo felsefenin ilgi alanlarını estetik, ruh, doğa, metafizik, töre, politika, mantık olarak ele alıp incelemiştir. Eflatun devlet adlı eserinde felsefenin konularını bilgi, ruh, sanat, ahlak, devlet ve fizik olarak gruplandırmıştır. Felsefenin ilgi alanı ile ilgili görüşlerini çoğaltabiliriz. Hegel, doğa, devlet, tarih, sanat, din, mantık ve bilgi olarak gruplamaktadır. Mengüşoğlu ise, varlık , bilgi, tarih, sanat, dil, doğa, hukuk, devlet, din ve metafizik olarak gruplandırmaktadır.

 

Felsefi akınlar ve filozoflar felsefenin tanımında olduğu gibi, felsefenin ilgilendiği alanlarda da anlaşamamışlardır. Ancak günümüzde bu konu ile ilgili görüş bildiren bilim adamları felsefenin üç ana alanla ilgilendiği üzerinde birleşmektedirler. Bunlar; varlık, bilgi ve değerlerdir.

 

Varlık Felsefesi: Varlık felsefesine ontoloji de denilmektedir. Bilimsel bilgide, felsefi bilgi de var olan bir şeyin bilgisidir. Var olan, maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Bu var olan şey bilim ve felsefenin ortak kaynağıdır. Var olan şey edebiyat, tarih, ahlak, güzel, çirkin, doğal olaylar, tabiat, hava, su, toprak gibi sıralanabilmektedir. Varlık felsefesi evrende var olan her şeyi incelemeye çalışmıştır. Var olanı inceleyen felsefeye de ontoloji denilmektedir. Atomdan uzaydaki kara deliklere, Allah’ tan ruha kadar sosyal, kültürel, politik, siyasal, doğal, psikolojik olgu olay ve nesne ve varlık felsefesinin ilgi alanı içindedir. Varlık felsefesi insanoğlunun şu an ulaştığı bilgilerin dışında ulaşamadıkları ve gelecekte ulaşabileceği bilgilerle de uğraşmaktadır.

 

Varlık felsefesinin yanıt aradığı sorular şu şekilde sıralanabilir; Gerçek,insan, ruh, Allah, varlık, yokluk nedir? Bütün bunlar var mıdır, yok mudur? Kâinat belirli bir düzene göre mi işlenmektedir? Yoksa rastlantısal mıdır? İnsanın evrendeki yeri, önemi, rolü nedir? İnsan bir amaç için mi yaratılmıştır? Varlık felsefesi var olanın var olma biçimlerini 6 farklı şekilde açıklamaya çalışmaktadır.

 

Bunlar;

 

Zorunluluk: Başka türlü olamamak,

Gerçeklik: Böyle olmak ve başka türlü olmamak,

Olanak: Böyle olabilmek veya böyle olamamak,

Rastlantısallık: Zorunlu olmamak, başka türlü de olabilmek,

Gerçek Olmama: Böyle olmamak,

Olanaksızlık: Böyle olamamak.

 

Bilgi Felsefesi: Bilgi felsefesine epistemoloji de denilmektedir. Bütün bilimlerle felsefe arasında ortak nokta “bilgi“ dir. Ancak bu bilgiyi elde etme yöntemi açısından bilimlerle felsefe arasında ayrılık vardır. Her bilim kendi alanına giren konuları ele alır, inceler sorunlara bilimsel yöntemlerle çözüm yolları bulmaya çalışır. Ancak, bilgi nedir? Sorusunu sormaz ve bilimsel bilgi nedir? Sorusunu sorar. Bilginin ne olduğu ve kapsamını inceleme işi felsefenindir. Bilginin kaynağı sınırlılıkları, doğruluğu ya da yanlışlığı ile ilgili görüşler ileri sürmek bilgi felsefesinin işidir.

 

Bilen ile bilinen arasındaki ilişki kavrama, düşünme, anlama ve açıklama ile birbirlerine sıkıca bağlıdır. Bilgi felsefesi, bilgiyi özne ile nesne arasındaki ilişki olarak tanımlamaktadır. Başka bir deyişle, bilen ile bilinen arasındaki ilişkidir. Burada bilen insan bilinen ise kainatta var olan her şeydir. Bazı felsefi akımlar “bilinenin varlığı bilene bağlıdır” demektedir. Herhangi bir bilgi o bilgiye sahip kişi ile değer kazanır ya da kaybeder. Örneğin; atomu parçalama bilgisi, atom bombası yapmak için kullananın elinde değer kaybeder, ancak bu bilgi, enerji üretip insan oğlunun yararına sunmak için kullanılan kişinin elinde değer kazanır.

 

Epistemolojide üçtür bilgiden söz edilir. Birincisi; genel, zorunlu ve kesin olan bilgi, ikincisi olabilen, olması olanaklı olan, ancak her zaman öyle olması zorunlu olmayan bilgi, üçüncüsü ise; tek tek durumları saptayan  bilgidir.

 

Değerler Felsefesi: Aksiyoloji olarak da adlandırılan değerler felsefesi, sanat ve ahlak konularını içermektedir. Değerler felsefesi kavramı Yunanca “etique” Arapça “hulk” sözcüğünden türemiştir. İnsani değerler ve insan eylemlerini inceler. İnsan, yaptığı eylemlerin tamamını yaşadığı çevrede oluşturmuş ve/veya kendisi tarafından oluşturulup benimsenmiş değerler çerçevesinde yapar. Bu yüzden insanın yaptığı eylemler değerler felsefesinin içine girmektedir.

 

İyi-kötü, güzel-çirkin, sevgi-nefret, ahlak-ahlaksızlık, özgürlük-esalet, saygı-saygısızlık, vicdan-vicdansızlık, mutluluk-mutsuzluk, dürüstlük-sahtekarlık gibi değerleri inceler. Bu değerlerin kaynağının varsa ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalışır. Sonradan mı kazanılıyor? Yoksa doğuştan mı geliyor? Toplumlar için her dönemde özelliklerini yitirmeyen ve değişmeyen değerler var mı? Yoksa bu değerler toplumdan topluma ve zamanla değişmekte midir? Sorularına yanıt arar. İnsan tarafından oluşturulan tüm değerler, değerler felsefesinin çalışma alanı içerisindedir.

 

EĞİTİM-FELSEFE İLİŞKİSİ

 

Felsefenin tanımı, felsefe bilim ilişki ve felsefenin ilgilendiği konular açıklandıktan sonra eğitim felsefesini tanımlamak ve eğitim felsefesinin ilgilendiği konuları belirtmek kolaylaşmaktadır. Eğitim felsefesini yazarlar farklı farklı tanımlamaktadırlar. Bir tanıma göre eğitim felsefesi, eğitime yön veren, amaçları şekillendiren ve eğitim uygulamalarına yol gösteren bir disiplin ya da sistemli fikir ve kavramlar bütünüdür. Başka bir tanıma göre ise, eğitim felsefesi eğitimi bir bütün olarak ele alan ve kültürün vazgeçilmez bir öğesi biçiminde düşünen, özenli eleştirici ve yöntemli çalışmaların tamamıdır.

 

Bilginin elde edilişi, bilginin aktarımı, ahlak eğitimi, sanat eğitimi, bireylerin toplumsallaştırılması ve benzeri konular eğitim felsefesini ilgilendirmektedir. Bunların yanında Milli Eğitim Bakanlığı’nın izlediği eğitim politikasının temelinde Türkiye Cumhuriyeti’nin eğitim felsefesi yatmaktadır. Ayrıca bakanlık makamına gelen kişilerin, eğitim programlarını hazırlayan teknokratların, milli eğitimde değişik konumlarda görev yapan yöneticilerin ve son olarak da öğretmenlerin felsefi görüşleri, eğitim uygulamalarını bu biçimde etkilemektedir.

Örneğin; eğer bir insan eğitime ilişkin düşüncelerini açıklarken neyin doğru neyin yanlış, neyin iyi neyin kötü olduğunu söyleyebiliyorsa bu kişinin eğitime ilişkin bir görüşü var demektir.

 

Eğitime ilişkin görüşlerini insan değişik yollarla geliştirebilir. Bu görüşler bireyin öğrendiği gerçeklere dayanır. Geliştirilen görüşlerde yanlışlar da olabilir ama yine de bireyin eğitim görüşüdür. Bireyin eğitime ilişkin bu görüşlerine o kişinin eğitim felsefesi denir.

 

Yukarıda değinilen varlık, bilgi ve değerler felsefesi eğitimle çok yakından ilişkili olduğu için eğitim felsefesinin konuları içerisine de girerler. Eğitim felsefesi, doğal olmak koşuluyla aynı zamanda bir varlık olarak insanı eğitim açısından ele aldığı için varlık felsefesiyle yakından ilişkilidir. Bilgi aktarımı, bilginin elde edilmesi eğitim ana görevlerinden birisi olduğu için bilgi felsefesi ile, bireylerin sosyalleşmesi, kişiler arası ilişkileri geliştirmek, kültür aktarımı da eğitimin başka görevleri arasında olduğu içindir ki değerler felsefesi ile yakından ilgilidir. Bütün bunlar eğitim felsefesinin ilgilendiği konulardır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ