Eleştirel Bir Bakışla Modernleşme

Büşra Çatalbaş

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.
  • 16 Mart 2015
  • 1.158 kez görüntülendi.

11073846_1450747441883015_733229841_n

Cemre düşeli kuşlar cıvıl vıcır, meydanlara çağırıyor görseniz keyiften uçuyorlar. Eh bir baharı selamlama yürüyüşüne çıkalım dedik, modern spor ayakkabılarım nereye gitmişti, her neyse Converse de olurdu, derken kunduracıdan aldığım mütevazi ayakkabılarımı ayaklarıma giyip çıktım. Her zaman önünden geçtiğim bir parkı yerinde göremedim, uzaklaşmış olamazdı.Baktım muşambalarla örtülmüş, inşaat çalışması var. Büyükler öyle uygun görmüş ki güzelim arsayı beton yığınlarıyla nikahlamışlar. Eh bizlere de hayırlı olsun demek düşer? Niye ki, ben bir düşüneyim hayra yormadan evvelisi. Kim bilir alan memnun satan memnun belki, ben de mühendis değilim ki nesini inceleyim ne anlarım? Yo, biz de toplum mühendisiyiz efendim elbet çıkar bize bir yolu, inceleyelim:

Koca koca demirler, bir örümcek ağı gibi örülmüş duvarlar, belli ki bir plan bir sistem dahilinde. Aman ne de çağdaş bir yapı, haniymiş bizim memleketin han duvarları! Şimdilerde herkes müteahhit olmuş. İnsancağızlar da ‘eskisini veriyorum yenisini alıyorum’ düşüncesiyle emanet ediveriyorlar en mahremleri hanelerini. Eskisini verip yenisini almak. Düşünelim. Her eski eskimiş midir? ‘Eski başka, eskimiş başkadır’ efendim, Nice eskiler var ki yenilerden bakir. Öyleyse algılarımızda bir yenileşme, belki de bir eskileşme var? Girişi daha fazla uzun tutmayayım, konuyu ‘modernizm’’e getirmek istiyorum.

Marx, modernleşmeye ‘’az gelişmiş ülkelere, gelişmiş ülkelerin vasıflarını kazandıran sosyal değişme süreci’’ diyor ve devam ediyor. ‘’Emperyalizm çağında, geleceklerinin imaj ve tasvirleri, sömürge halkına sömürgecileri tarafından sunuluyordu.’’ Demek ki modernleşme benzeten-benzeyen ilişkisi bağlamında ele alınır nitelikte. Sekülerleşme ve çağdaşlaşma ise modernizmin zevceleri. Neslinin devamı, kendinin aynısı,genler bir. Avrupa, uzun süren karanlıklarının ardından bir gün doğumuyla hayata gülümsedi. Gözlerini kıstı ve ufuklara baktı. Bir arkasını, bir konumunu bir de ilerisini görüyordu. Düzlüğe çıkmıştı ve bir daha düşmeye şans vermiyordu, onun için ayaklarını sağlam bastı ve bastığı yerlere ideoloji tohumları ekti. İleride onu kullanacaktı. Eğrisiyle doğrusuyla dünyaya hakim kılacak ve inandırılmış gerçekler sunacaktı. Tıpkı yukarıda bahsettiğim boş arsa inşaatı gibi. Dilediği planı çizebilirdi dayanaklarının sağlamlığı ihtişamı ve pek tabii iktisadı sayesinde. Yakınlarına da bir tren yolu ve çok vagonlu bir tren inşası başlattı, civar köylerin bakıcıları olacaktı çünkü… Bindirip inşasını tanıtmak gerekti.

Kavram biraz gacır gucur eder gibi oldu diye yerine oturtayım dedim betimleyip. Neyse ki modernizm denince aklına ‘’yenilik, harikalık, gelişmişlik, tek çarelik’’ gelen insanlar var, onlar olmasa bu yazıyı yazamazdım, gerek olmazdı. Modernizmin ‘’ ’az gelişmiş ülkelere, gelişmiş ülkelerin vasıflarını kazandıran sosyal değişme süreci’’olduğunu ikinci defa hatırlatayım. Peki modernizm denince meydana gelen bu sempatik algı nereden kaynak bağlamış? Yazımın hikaye kısmını burada törpüleyerek anlaştırdığım kanaatiyle teorik kısmına geçebilirim, yeşil.

Çağdaş uygarlığın yeni sahipleri geri kalmış ülkelere, mağlup olmuş meydanlara önce kendini örnek gösterdi, sonra ise mensup oldukları camiayı; yani Avrupa’yı. Bilindiği üzere İkinci Dünya Savaşı Avrupa devletlerinin zayıflamasına neden olurken yeni bir model doğdu; Amerika. Bu genç ve gözde ülke bitap düşmüş devletlerin önünde sağlam ve güçlü bir rol model olarak duruyordu. Yeni gelişmelere vakıf, iktisadi ekonomik yapısı güçlü bir devletti. Kendisine özenilmesi, merakları ve örnekleri üzerine çekmesi muhtemeldi. Nitekim Batı dillerinin transkriptine bir kelime nüfuz etti: ‘’Amerikalılaşma’’. Avrupa Amerikalılaşırken Doğu Batılılaşıyordu.Yeni bir akım olarak cenk gazisi vatanda bu tabir geniş yankılar uyandırdı. Kimilerine göre ‘’kurtuluşun çaresi’’ idi, kimilerine göre ‘’yozlaşmanın ufuk çizgisi’’. Batı’ya öğrenciler gönderildi, tahsiller yaptırıldı,uzun uzun tartışıldı:  ‘’Batı’nın teknolojisini mi alacağız kültürünü mü? Medeniyet ve kültür birbiriyle bağdaşık mı? sadece birini alsak öteki de peşinden gelir mi? bizi bozar mı? bozdu mu bile? çare ne? ‘’ Avrupa’ya giden aydınlarımız Batı’nın medeniyetini de kültürünü de gözlerimizin önünden film şeridi gibi geçirip paydaşlarını numune numune yaşantılayarak gelişmişlikleri istifademize ve isbatımıza sunuldu. Örflerimiz, kıyafetlerimiz, düşünce geleneklerimiz, araç gereçlerimiz, yani bizi ‘biz’ yapmış olan değerlerimiz bizi ‘O’ yapmaya bırakıyordu kendini. Medeni olmayı öğrendik, ithal edilen kültüre ve medeniyete cılız gelen bedenlerimizi terziye verdik, dikiş tutmadık nitekim ve aslından başka, adına ‘’modernizm’’ dediğimiz bir kimliğe büründük topyekün halimizle.  Modernleşen ve modernleşmek isteyen tüm toplumların birleştiği ortak bir amaç vardı oysa, çıbanın başı buradan çıkmıştı: ‘’iktisadi gelişme’’. Buna bağlı olarak toplumlar iktisadi başarılarına göre sınıflandırılıyor, karşılaştırılıyor ve değerlendiriliyordu. Böylece iktisadi gelişmenin muvaffakları örnek bulunuyor, sosyal bir benzeşme için kendilerine talip olunuyordu. Denizden düşen yılana sarılır ekolünün halay başının adı olmuştu modernleşme. Tenkit zihniyetlerimiz boğmaca geçirip aksıran tıksıran bir ruh iklimine geçiş gerçekleşmekteydi. Esas ölçütler filtrelenip homojenik alınamamış, heterejon bir sosyal değişim süreci kaçınılmaz ve değiştirilmez bir gerçeğimiz olmuştu. Kendi yaşama tarzını dünyaya yaymak isteyen Amerika ise tek tipleşme adına etkisine almak istediği ülkelere karşı cazibesini daha da arttırmakta ve flörtünü devam ettirmekte kararla ilerliyordu. Az gelişmişliğinin inancına mensup her ülke de gelişmiş toplumların sunduğu imajları alıyor ve geleneksel toplum yapısından uzaklaşıyordu. Böylece dünyanın bir çok ülkesi benzeri görülmemiş bir sosyal değişme sürecine girmiş bulunuyordu. Sonuç olarak;

Gelişmekte olan ülkeler kendilerini bu gelişmiş toplumların yaşayış biçimlerine yavaş yavaş uydururlarken bu ideal imajın sahiden olup olmadığı yahut geçerliliği de önemli olmamıştır, önemli olan böyle bir tasavvura inanmaktır. Üzerimizdeki bizi geri bırakıp cephede yenilgiye uğratan askeri, iktisadi ve teknolojik çöküntülük zamanla yaşantımızı da sorgulatır olarak değerlerin gözden düşüşü, gelenek kaybı gibi aşımlara uğratmıştır. Ölü toprağımızı silkelim derken verimli alüminyumların tıpır tıpır denize taşındığı gibi taşındı geleneksel sosyal yapı ve algılarımız. Modernleşme daha çok müesseselerin değişmesiyle olurdu ve bu da fertleri değiştirmekle mümkün olabilirdi. W.H Auden’in ‘kalp nakli’ diye adlandırdığı güç ve girift bir süreç yani.

Nitekim; Düşüncenin aydınlığına her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan bir dönemde sorgu bataryalarımızı şarja takıp elleri fenerlilerin izlerini sürdüğümüz bir olgudur modernleşme.

Büşra Çatalbaş

YAZARIN SON YAZILARI
Patlamış Bir Yazı - 11 Ekim 2015
Ben Kimsiniz? - 24 Ağustos 2015
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. rabia şener dedi ki:

    GÜZEL BİR TESPİT VE YAZI OLMUŞ. ÇOK BEĞENDİM. Modernleşmenin varmak istediği yer insan refahı idi. Fakat bu hedefi aşarak, insanligin varoluşunu tümden tehdit eden bir noktaya ulaştı. İnsanı Üstün Gören Dünya Görüşü ve sekülerizm sentezli modernleşme, çevreyi doğayı deformasyona sürükledigi gibi insanın yaratılış fıtratını kültür ve ahlakinida bozarak bir kaos ve felaketi cabuklastirip adeta kıyameti hizlandirmayı sağladı….

  2. Büşra Çatalbaş dedi ki:

    Teşekkür ediyorum Rabia hanım. Açıklamalarınız yazıma aydınlık katmış olup müteşekkir olduğumu belirtmek isterim. Üzerine ekleme yapmaktan kendimi alı koymak istemiyorum :) Modernleşme bizim açımızdan son 200 yıllık bir hikayedir. Biz buna kendi adımıza ”Batılılaşma” diyebiliriz. Bir de modernlik ve modernleşmenin başka kavramları tarif ettiğini de bilmek gerek. Modernlik 15 ve 16.yüz yıllarda başlamış ve Batı Avrupa menşeili olup, ”modernleşme” 19.yüzyıllarda başlar ve Batılılışma’ya tekabül eder ve kendi içinde 4 büyük kırılmayı içerir. Bunlar 1)Tarih kırılması 2)Dil kırılması 3)Din kırılması 4)Devlet kırılması. Sözün özeti diye yorumunuza eklemek istedim teşekkür ediyorum :)

  3. Fatih dedi ki:

    Çok güzel bir yazı. İsabetli yerlere işaret ettiğiniz ve bizlere yeni kanallar armağan ettiğiniz için teşekkürler.

  4. Anonim dedi ki:

    Ben teşekkür ediyorum.

BİR YORUM YAZ