Emek-Değer Kuramı

  • 13 Mart 2015
  • 557 kez görüntülendi.
Emek-Değer Kuramı

Emek-Değer Kuramı (labour theory of value) Emeğin her çeşit zenginliğin temel kaynağı olduğu düşüncesini (ilk dönem “siyasal iktisatçılar arasında kullanılan bir klişe) temel alan kuram.Örneğin Adam “Smith, işçilerin kendi üretim araçlarına sahip olduğu bir “piyasa toplumunda, malların fiyatlarının onları üretmek için ihtiyaç duyulan emek miktarıyla orantılı olacağını ileri sürmüştür. Bununla birlikte, çalışmayan kapitalistler sınıfı, çalıştırmak üzere mülksüz işçiler sınıfını kiraladığında piyasadaki rekabet öyle bir ortalama kâr oranı yaratır ki, kapitalistler malları, hem işçilerine adil bir ücret ödeyebilecek hem de sermayenin getireceği ortalama kazanca eşit bir kâr elde edebilecek biçimde fıyatlandırırlar. Smith (ve daha sonra David Ricardo) bu fikirden, aynı doğrultuda, özel mülk sahipliğinin mevcudiyetini ve beraberinde getirdiği ayrıcalıkları gerekçelendirmekte yararlanır.Sonraları “neo-klasik iktisatçılar, oldukça mahcup bir biçimde -metafiziksel ve ölçülemeyen niteliğinden dolayı- bu kuramla aralarına mesafe koymuşlar ve üretim sürecindeki emeğin rolü tarafından belirlenen fiyatlar fikrinden uzaklaşarak, fiyatların basit bir şekilde insanların öznel tercihlerini (ya da fayda adı verilen hislerini) yansıttığını iddia etmeyi yeğlemişlerdir. Öte yandan Karl “Marx, aynı emek-değer kuramını, toplumu incelemenin tamamen yeni bir yönteminin ve özel mülkiyet sistemi eleştirisinin temeli haline getirecek biçimde yeniden formüle etmiştir.Marx’in bu terimi ilk kullanışı ile Kapital’m birinci cildinde (1867) yeniden formüle edişi arasında hemen hemen otuz yıllık bir zaman dilimi vardır. Emek-değer kuramı Kapital’in altıncı bölümünde ortaya çıkar ve tüm metnin en can alıcı bölümünü temsil eder. Daha önceki bölümler bu önermeye zemin hazırlamış, sonraki bölümler ise ona bağlı kalarak geliştirilmiştir.Marx’in, Dr. Kugelman diye bir adamın karısına atıfla (şovence) söylediği gibi, bu bölümü anladıktan sonra Kapital’in geri kalanını anlamamak mümkün değildir.Marx’in bu yeniden formülasyonun başarısından elde ettiği memnuniyetin bir boyutu, çözülemez görünüşü Marx’i kıvrandıran bir problemin, tıpkı sihirbazın şapkasından birdenbire çıkıveren tavşan gibi, eleştiri yöntemi çerçevesinde aniden çözülmesine bağlanabilir.Söz konusu problem şudur: Paranın varlığının sembolize ettiği gibi, tüm meta mübadelelerinin eşit şeylerin mübadelesi olduğu bir durumda, parası olanlar niçin üretime yatırım yapmaktadır? Marx’in bu probleme yanıtı, yatırımcının, içinde o zamana kadar Cüretimin gizli kerpicinin varolduğu ve kullanıldığında maliyetinden daha fazla değer yaratan, emsalsiz bir meta gördüğü ve onu satın aldığı şeklindedir.Bu meta, emek gücüdür. Emek gücünün bu kadar emsalsiz bir vasfa sahip olmasının nedeni, kapitalist “üretim tarzının sahneye çıkmasıyla birlikte emekçilerin en sonunda kendi üretim araçları üzerindeki tüm haklarını kaybetmeleri ve bu yüzden, yaşamlarını sürdürebilmek için, emek güçlerini üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduranlara satmaya hem mecbur hem de bunu gerçekleştirebilecek güçte olmalarıdır.Böylelikle, tüm metaların kendi eşitleriyle mübadelesini öngören piyasa kuralı üretim alanına uygulandığında, ortaya çıkan sonuç, işçilerin ürettikleri şeyler temel alınarak değil, kendilerinin ve evlâtlarının çalışmak amacıyla varlıklarını idame ettirmelerini mümkün kılan gıda ve diğer ihtiyaçlar temel alınarak ücretlendirilmesi olur. “‘Artı değer” olanağını yaratan budur; işçinin kendini geçindirme değerinin (“zaruri emek”) normal şartlarda, çalışılan saat toplamından daha az zamanda üretilmesi gerekliliğidir. Demek ki sermaye, kendi tasarrufunda, ürününü yalnızca kendi yararı için paraya çevirmekte özgür olduğu bir miktar “artı emek” sahibi olabilmektedir.Marksist öğretinin diğer pek çok görüşü gibi bu özel kuram da oldukça tartışmalıdır. Sadece anadamar iktisatçılar değil, aynı zamanda Marksistlerin birçoğu da bu kuramın teknik yetersizliklerine dikkat çekerek büyük ölçüde gözden düşmesini sağlamışlardır.Örneğin apaçık ortadaki sorunlarından bir tanesi, kendini geçindirme maliyetinin tarihsel ve kültürel olarak değişiklik göstermesi; “zaruri emek süresizim mutlak bir tanımının yapılamamasıdır.Marksist iktisatta yer alan emek ile fiyatlar arasındaki kantitatif bağı ortaya koymanın inanılmaz derece zor olduğu bilinmektedir. Öte yandan bazı Marksistler de, emek-değer kuramına Marksizan sistem içinde atfedilen merkezi konumun haksız, hatta gereksiz olduğunu ileri sürmüşlerdir.Çünkü, onlara göre, mülkiyet ilişkilerinin sömürücü niteliğinin işe yarar bir Marksist çözümlemesi emek-değer kuramına başvurmadan da yapılabilir.Tüm bunlara rağmen, emek-değer kuramı (ister istemez Marksizan biçimde olmasa dahi), hâlâ ortodoks “faydadeğer kuramlarının temel alternatifi olarak kalmaktadır ve bu konunun tartışılması (bugünlerde büyük ölçüde iktisadın oldukça uzmanlaşmış alt-alanlarında olmakla birlikte) gündemden çıkmış değildir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ