Eşittir Şiddet

Fatih Avcı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 24 makalesi bulunuyor.
  • 18 Haziran 2015
  • 1.061 kez görüntülendi.

ESITSIZLIK

Kadın ve erkek eşit değildir, olmamalıdır ve olması teklif bile edilmemelidir. Çünkü bu iki farklı varlık, aynılık yahut eşitliğin dışında kaldığı zaman zenginliği beslemektedir. Zira kadın ve erkeği eşitlemeye çalışmak bazı kültürel feminizm savunucularının düşüncelerinin aksine içerisinde bir şiddet barındırmaktadır. Bu şiddetin nedeni ise erkek merkezli bir yapıya uyumu gerektirdiğindendir. Durum şu ki erkek egemen yapıda erkeğe eşitlenmeye çalışılan kadın, toplumun erkeği koyduğu yere tırmanmak için gerekirse yük taşıyacak, ağır işlerde çalışacak, yıpranacak ve kendini erkek kurgusuna yaklaştıracak meşgaleler bulacaktır. Bu bağlamda ünlü edebiyatçı ve düşünür J.Butler’in şiddetin çeşitlerini tartışması ve erkek egemen yapının kadına arzu gözlüğüyle bakıp nesneleştirmesi konunun anlaşılmasında önemli bir ipucu verebilir. Nesneleştirilen kadın ya erkek tarafından yüceltilerek tahayyül edilen öteki ya da erkek tarafından dışlanarak yerle yeksan edilen öteki konumuna getirilmiştir. Yani kısaca kadın, erkek tahayyülü ile ya erişilmez bir yere çıkarılır (ki ancak erkek tahayyülüne ulaşmaya çalışan kadın kendini gerçekleştirmiş kadın olarak görülür) ya da erkeğin bulunduğu yerin çok altına indirilir. Türkiye’de kadının kendi olması için,özne olabilmesi için önünde iki engel vardır; ilki din adına ancak hiçte dini olmayan yorumlarıyla ataerkil yapı, ikincisi ise kadını özgürleştirmeyi vadeden ancak tam bir ablukaya alan kapitalizm kıskacı. Nesneleştirilen kadının aslında ataerkil yapıda köreltilen benliği, namus tasavvuruna indirgenir. Onun getirdiği ölçülere uyulduğu müddetçe kurallara uymuş olmanın rahatlığını yaşar. Kaldı ki İslam’ın kadın ve erkeği birbirlerini huzur bulma vasıtası olarak tanımlamasının altında ve Kur’an’da geçen ayetlerdeki kadın ile erkek kavramlarının ayrı ifade edilmesinde farklılığı vurgulamak açısından derin anlamlar vardır. Burada bir suçlu aramamız gerekirse şüphesiz bu asıl mesajı kendi menfaatlerine göre yorumlayan eril din ve kültür yorumlarını işaret etmemiz gerekecektir.

Kadının özne değilde nesne olmasını, kapitalizm dünyasında bir meta olarak kullanılmasını biz günlük yaşantımızda gözlerimizle görmekteyiz. Dergi kapaklarında kullanılan kadın figürleri, reklamlarda kullanılan kadın ölçülerinin topluma nasıl enjekte edildiği ve sıfır beden olma yarışına tutuşup toplumsal dayatmaların gözüne nasıl girileceği gibi noktalar eril yapının çarkına girmek için önkoşul gibi görülmektedir. Özne meselesi siyaset için, özellikle de feminist siyaset için hayati önem taşıyor, çünkü hukuki özneler istisnasız belli dışlayıcı pratikler yoluyla üretilir. Fakat bu pratikler siyasetin hukuki yapısının kurulmasıyla gözden kaybolur.

Aydınlanma düşüncesiyle birlikte, insanın birey oluşu öne geçti. Daha sonra sanayi devrimiyle birlikte bir sorgulama başladı. Aynı eğitimi alan kadın ve erkek arasında fırsat eşitsizliği tartışma konusu oldu. Ancak bu esnada kadınlar hak elde etme karışıklığı içinde, kendilerine yabancılaştılar. Çünkü bu eşitlik tam olarak eşitsizliği dayattı onlara. Kadınlar, cinsel eşitliği yaşarken faturayı kendileri ödemek zorunda kaldı. Sonuçta kürtaj ve babasız çocukları, bu eşitlik talebinin yolcuları göğüslemek zorunda kaldı. Eşitlik talebi, gerçek ve yapıcı bir istek midir? Modern yaşamda kadına her ne kadar eşit ücret verilme gayretiyle birlikte, kadın-erkek eşitliğinden söz edilse de bu çelişkili bir durumdur. Zira kadın, bir yandan farklı bir tür olarak tanınmayıp, eril olmayan, sahte bir kimliğe sürüklenmekte; öte yandan kamusal alanda varlığını kabul ettirmek için bir bakıma kendi cinsiyetinden vazgeçerek erkekleşmeye zorlanmaktadır. İşte şiddet tam da burada ortaya çıkmaktadır(A. Çınar, 2009). Adaletsizliğin, salt ücretlerin dengelenmesiyle ya da aynı fırsatların verilmesi suretiyle çözülmeye çalışılması, sahte bir çözümdür. Bu durumda kamusal alanda ya da toplumsal yaşamda sahte eşitlik yerine, kadının “farklı bir cinsiyet” ve tür olarak varlığının kabul edilmesi gerekir. Ataerkil toplumsal bedeni eleştirerek yavaş yavaş yeniden inşa etmenin yolu, kadını sahte bir eşitlik altında konumlayarak aterkilliği beslemek yerine, söz konusu yapıya, kadını bir “farklılık” veya ayrı cinsiyet olarak dahil edebilmektir.

Fatih AVCI

YAZARIN SON YAZILARI
Küfür Neyi Örter? - 7 Aralık 2016
Queer Düşünce - 16 Ağustos 2016
E-Devlet ve E-Türkiye - 18 Mart 2016
Merdiven Hikayesi - 22 Şubat 2016
Soytarı Sosyolojisi - 17 Şubat 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ