Faziletli Şehir

Fatih Avcı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 24 makalesi bulunuyor.
  • 20 Aralık 2015
  • 1.906 kez görüntülendi.

mikelanj-in-cagdasi-bir-osmanli-matrakci-nasuh-3

 

Görsel: Matrakçı Nasuh

Öncelikle bizlere Farabi’yi hatırlatan faziletli şehir kavramını açmakta fayda var. İlk şehirlerin neolitik çağda kurulduğunu ve ilk şehirsel yerleşmelerin milattan önce 3500-3000 yılları arasında Mısır, Çin, Hindistan gibi çeşitli yerlerde ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Çok eski tarihlere ait arkeolojik bulgular bizlerde o dönem yaşamış olan insanların çok güçlü kültürlerinin olduğunu gösteriyor. Tam olarak bu noktada şehrin manevi bir yönünün olduğunu söylememiz isabetli olacaktır. Çünkü şehir insanı sembollerle donatır, farklılık duygusuyla tanıştırıp bütünlüğe kavuşturur. İşte bu sebepten dolayı Farabi’nin kavramına faziletli kent değil faziletli şehir denildiğini düşünüyorum. Şehir Arapça medine kelimesinden gelirken medeni olmayı, bir medeniyete ait olmayı ifade eder. Kent ise sanayinin ortaya çıkmasından sonra kullanımı daha uygun bulunan – yaygınlaşan bir kelimedir ve uygar olma uygarlığa dâhil olmayı ifade eder. Tabiri caizse kent insanı daha çok sembollerle değil sınıfsal tecessümlerle donatır. Fazilet kelimesi ise bizlere kısaca erdemli olmayı ve seçkinliği anlatmaktadır. Platon ve Aristoteles’in düşüncelerinden etkilenen Farabi faziletli şehir tarifi yaparken aslında bize ideal ve erdemli bir devlet anlatımı yapmaktadır. Ona göre kurum veya yapılar vücudun organlarına benzer ve uyumlu çalışmak için her bir organın sağlıklı olması gerekmektedir. Bütünlük ancak bu yolla sağlanır. Organizmacı bir bakış açısı diyebileceğimiz bu düşünce bizlere bir organ hiyerarşisi çizer ve bu hiyerarşinin düzgün bir şekilde var olmasını arka planda “İlk Var Olan” diye nitelediği(!) Tanrı’ya bağlar. Oldukça derin bir anlatısı olan bu düşünce sistemi tözü bakımından kendisinden başka her şeyden farklı olan tek bir öze bağlanır ve bütün varlıkların kaynağı olarak “İlk Neden” görülür. Farabi burada yokluktan varlık sahasına çıkmış tüm mevcudat olarak tanımladığımız “şey” kelimesinin ötesine geçmeyi amaçlar.  Ve bu işleyişi açıklarken de “şeyleri” merkezi yönetim sistemi olan tek bir kalbe bağlamıştır. Evet, kalp Farabi için yönetici en üst organdır ve sıcaklığı üreterek vücudun canlılığını sağlar. Bugünlerde bu sıcaklığı üretecek bir mekanizmanın mevcudiyeti tartışılır fakat bazı düşünceler bu konuda neler yapılacağı veya yapıldığıyla ilgili önemli ilhamlar vermektedir. Bu noktaya iyilik ve mükemmellik kavramlarıyla işaret eden Farabi, mükemmelliğin ancak şehirde olabileceği üzerinde durur. Çünkü ona göre şehir (idealde)oldukça büyük yapılardır ve bu da birliği oluşturan insanlar küçüldükçe eksik ve kusurlu bir toplumu ifade eder düşüncesi üzerinden temellenir. Kusurlu olmayan bir işleyişin çok sayıda insanın uyum ve tabiatına uygun şekilde şehirde boy göstermesi ile mümkün olacağını belirtirken aslında yöneticilikten sanatçılığa, güvenlikten hizmet etme eğilimine kadar tüm tutumların tabiata uygunluğu doğrultusunda olması gerektiğini savunur. Yani şunu söyleyebiliriz ki söz gelimi yönetici kişi yaratılışı ve tabiatı bakımından yöneticiliğe istidatlı olmalıdır. O kişi yöneticilikle ilgili irade, meleke ve tutumları kazanmış olmalıdır ki o konumun hakkını verebilsin. Aynı zamanda onun hiyerarşisinde yönetici kişi bir başkasının yönetimi altına girmeyi kabul etmemesi gereken kişidir. Şehirler ise bu hiyerarşiye itimat ve uygunluk derecesinde mutlu olabilirler. Mutlu olmayı başaramayan ve düşünceleri saygılı bir bütünlüğe istinat etmeyen şehirler cahil şehirlerdir. Cahil şehir kavramını yorumlarsak birçok farklı yapı ve düşünceyle karşılaşırız. Örneğin bu düşünceye dayandırılan zaruret şehri kavramı Maslow’un hiyerarşisindeki temel ihtiyaçları karşılamak için çalışan ve birbirleriyle yarışan insanları ifade eder. Bunu, bizim mekanik akıllı kent insanımızın durumunu kısmen tarif eden düşünce olarak addedebiliriz. Diğer tarifleri ve bağlantıları zenginlik peşinde koşmayı seven insanların oluşturduğu şehir, çoğu olay karşısında susmayı tercih eden insanlardan oluşan şehir, başka ülke veya kentleri bir yarış alanı olarak gören şehir gibi çeşitli şekillerde ifade edebiliriz. Peki bu durumda faziletten uzaklaşır mıyız? Kısmen hayır… Aslında faziletten uzak olduğumuzu sanarak daha doğrusu böyle bir yapıyı unutmakta direnerek uzakta olmayı seçiyoruz. Evet bu belki de toplu bir tercih üretimi, tekrar üretimi ve onun tüketiminden ibarettir.  Son olarak madem bu yazımızı Farabi’nin bir kısmına ayırdık yorumumuzu onun düşüncesiyle zenginleştirip sağlam bir zemine oturtalım. Farabi kitabında “karakteri değişmiş şehir”lerden bahseder. Bu kısaca şunu ifade etmektedir: Fikirleri, fiilleri eskiden erdemli olan şehrin bu fikirleri ve fiilleri derinlerde bir yerde barındırdığını fakat oldukça fazla değişikliğe uğradığını hatta yerini farklı fikir ve fiillere bırakmış olabilmektedir. Bu da ilerleyen zamanda doğru yolu kaybetmiş şehirler olarak boy gösterebilir. Bu son aşamada ise artık değerlerin ve Tanrı, erdem, hikmet gibi manevi ifadelerin yerini maalesef artık maddiyat almaya başlamıştır. Yani faziletli şehir yerini faziletli olmayan kente bırakmıştır. Bu noktayı Sezai Karakoç’tan bir alıntıyla tamamlayalım: Hiç kurtuluş umudu yok mudur bu hale gelmiş bir topluluk için? Vardır… Ve o kurtarıcı öz mayasını büsbütün yitirmeyen halkın içindedir. Bu toplum nerede diyeceksiniz. Derim ki gözünüzü yumup elinizi uzatınız, korkarım ona değeceksiniz.

Faziletli ve erdemli günler diliyorum…

Fatih AVCI

YAZARIN SON YAZILARI
Küfür Neyi Örter? - 7 Aralık 2016
Queer Düşünce - 16 Ağustos 2016
E-Devlet ve E-Türkiye - 18 Mart 2016
Merdiven Hikayesi - 22 Şubat 2016
Soytarı Sosyolojisi - 17 Şubat 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. habibe dedi ki:

    merhaba Fatih Bey kardeşim ağzına sağlık çok güzel yazmışsın ama bir şeyi merak ettim Faziletli Şehir yazınızda organizmacılıktan yola çıkarak İlk Nedene sözü getirmişsiniz, bu acaba organizmacı tasvirinin bir getirisi mi yoksa südur(taşma) anlayışının bir sonucu olabilir mi?
    başarılarınızın devamını dilerim cevaplarınızı merakla bekliyorum,Allah’a emanet olun .

  2. Fatih Avcı dedi ki:

    Merhaba Habibe, teşekkür ederim güzel yorumun ve önemli sorun için. Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki yaptığım alıntı ve atıf Farabi’nin düşüncesinin çok az bir kısmına tekabül etmekte. Ele aldığım noktayı organizmacı tasvire dayandırmam Farabi’nin yapmış olduğu tarifin; vücut, organlar, bu organlar arasındaki ilişki ve nihayetinde sağlıklı bir şekilde işleyişi dahası onların gelişmesiyle ilgili olmasıdır. Bu faziletli yahut ideal bir toplumun temel muhtevalarındandır Farabi için. Bununla bağlantılı olan diğer unsuru ise ruh, maneviyat gibi boyutlar oluşturmaktadır. Var olmak tüm boyutlarla birlikte ve onların uyumuyla beraber olan bir şeydir. Südur, başka olan varlıkların(belki sonradan olan da diyebiliriz fakat bunun ayrıca tartışılması gerekir) İlk Olan’ın varlığından çıktığını anlatan bir anlayış. Südur sonucunda ortaya çıktığı savunulan mevcudat bahsettiğimiz düzene, algı ve akıl farkındalığına vd. ulaştığında İlk Olan’a yaklaşabiliyor. Yani bu açıklamadan sonra belki kısaca sorun şöyle cevaplanabilir: Südur anlayışının sonucunda benim organizmacı diye yorumladığım hiyerarşik varlıklar tezahur eder. Bu anlayışın sağlıklı(ideal) işleyişine riayet bizi südurun açtığı yoldan İlk Neden’e ve İlk Olana ulaştırır. Bu şekilde düşünüyorum umarım tatmin edici bir cevap olmuştur. Eksik gördüğün, katılmadığın veya eklemek istediğin noktalar varsa belirtirsin ve beni çok sevindirirsin. Saygılar, tekrar teşekkürler :)

  3. habibe dedi ki:

    Merhaba Fatih, cevabın teşekkür ederim, şimdilik sorumun cevabı ama bu konuların derinliğinden olsa gerek her söz yeni bir soruyu cereyan ettiriyor örneğin cümlelerin içerisinde geçen südurun bir ilk neden başlangıç ve O’na dönüşü sağlayan yol olduğunu ifade etmişsin. Acaba bu bir zorunluluk mu ,eğer öyle ise buradan südurun zorunluluktan mı kaynaklandığını anlamak lazım yada eğer bu bir ışktan mı kaynaklanmaktadır? Merak ettiğim bir başka nokta ise bu südur anlayışının yol açtığı geri dönme sürecinde -ki öyle ise- sadece akıl mı işlevseldir yoksa duygularında rolü var mıdır? Cevaplarını yine bekliyorum, saygılarımla:)

  4. Fatih Avcı dedi ki:

    Merhaba Habibe, haklısın bu konu fazlasıyla derin bir konu :) Sorun için çok teşekkür ederim naçizane algıladığım şekliyle cevap vermeye çalışayım. Südur deyince her türlü mevcudiyeti düşünmemiz lazım. Ayrıca bu mevcudiyetin Farabi’nin çizdiği resimde farklı boyutları var. Bu boyutlara sadece akıl penceresinden bakamayız. Hatta âkil bir şeyin aklı da çeşitli muhtevalar barındırır. Çeşitli muhteva vurgusundan sonra şunu ifade etmek isterim var olanların sadece aklı ile var olduğunu söyleyemeyiz. Fakat aklı ile İlk Aklı düşünmenin ilahi bir noktaya işaret ettiğini söyleyebiliriz. Burada şeylerin aklının(!) tek bir işlevi olmadığını ve şeylerin külliyen akıldan oluşmadığını söylemek istiyorum. Yani başka boyutların da var olduğunu vurgulamamız lazım fakat hangi boyuttan yola çıkarsak çıkalım, bahsettiğimiz farklılık bir südur sonucu olarak mevcut olduğundan bizi aslında bütün bilinen ve bilinmeyenlerin bir yerde toplandığı tek bir noktaya götürecektir. Ben şöyle düşünüyorum, bu farklı noktaların “şey” haline gelmesi belki zorunlu değildi fakat böyle bir şey olmuş bulunduğundan aslında her şeyin tek şeye giden yolu takip etmesi zorunludur. Bu zorunluluk da aslında bizi irade denilen şeyden dolayı tek bir sonuçla karşılamayacaktır. İstenilen bir sonuç için ise aklı, duyguları ve diğer yönleri istenilen gibi kullanmak lazım. Umarım soruna göre cevap verebilmişimdir :) Saygılar.

BİR YORUM YAZ