Gündöndü Püskülü

Zeynep Çolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 20 makalesi bulunuyor.
  • 17 Haziran 2015
  • 877 kez görüntülendi.

2015-06-09-18-06-51-635

Güneşin ellerini tutmayalı kaç zaman oldu bilmiyorum. Bugünlerde temmuz sıcağının tene yapışan nefesinde, savruk hayallerin çiğ tanesi büyüklüğündeki düşlerinden biri gibi yaşamak. Kısa ve cılız dallı ağaçların gölgelerinde oturanlar, kumsalda uzanıp derdini masmavi suların derinliklerine bırakmaya hazırlanan tatilciler, yazın neşesini sokaklara taşıyan çocuklar, zaman fanusunun içinde sıkışıp kalan hayaller… Merhaba Ege!

Masum gökyüzünün eşliğinde Ege kıyılarında ufak bir gezintiye çıkıldığında buram buram kokan iğde kokularının albenisine kapılmamak imkansız. Kumsala atılmış kahverengi tahta masaların üzerine uzanmış rengarenk örtüler, enerjisini dört bir yanına dağıtıyor sanki. Rüzgar eşliğinde şıkırdayan tavla taşları, deniz kıyısında yapılan piknikler, bir köşeye sinip çayın dinginliğini ruhlarına sindirenler, işyerinden aldığı üç beş günlük iznin tadını güneşlenerek çıkarmaya çalışanlar…
Güneş vurdukça açık kahverengi saçlarının arasından beyaz tellerin parladığı, yavruağzı elbiseli bir kadın, şarkı mırıldanarak akşamsefasının kuruyan yapraklarını temizliyor balkonunda. Gülümseyince sol yanağında gamzesi beliren küçük çocuğu, rengarenk açmış güllerin dallarının arasından da kontrol ederek. Başımı az yana çevirdiğimde ise üzüntüsü boşlukta asılı kalan, ağlarken bile sanki gülmek için can atan gencecik bir kız var yeşil kapılı bakkalın önündeki kırık kaldırım taşında oturan. Ah gençliğimin Ege’si! Nasıl bir döngüyse bu, gündöndü püskülü gibi!
Akreple yelkovanın yarışında kaybeden taraf olduğumuzu kabullenerek, tren saatimin yaklaştığını fark ettim. İkindi sessizliğinin çöktüğü vakitte, Ege’nin derinliklerinden ayrılmamın zamanı gelmişti.
Lise yıllarımda şiirler,denemeler yazmak için derslerden kaçamak yapıp geldiğim kıyıya artık vakit buldukça, huzuru yudumlamak için geliyorum. Bir başka Ege’nin dalgalarının hışırtısı, değişen gökyüzünün heyecanı. Ne çayını içtiğim Adem Amca’yı bulmak mümkün artık burada; ne patlamış mısırını yediğim Nefise Abla’yı görmek; ne de pulu bile yapıştırılmamış, çekmecesinde Almanya’daki kızına gönderilmeyi bekleyen manav Süleyman Abi’yi görmek. Ama yakınlardaki lisenin soluk benizli, masasından günlük gazetesi hiç eksik olmayan bekçisi hala orada. O’nu görünce ruhum canlanıyor, parmak uçlarım karıncalanıyor, yıllardır solumadığım tebeşir kokusunu duyar gibi oluyorum. Zamanın eskitemediği siyah atkısı da sürekli boynunda. Yanından geçerken selam veriyorum yine, “Bizim gözlüklü kız!” diyor. Gülüveriyorum gene.
Meltem esiyor bu vakitte, binlerce yıllık uygarlıkların kavşağı olan bu topraklarda. İs kokusunun izinden gidiyorum. Ara sıra ruhumdan gölgelerin geçtiğini hissediyorum; aklımda kalan eşsiz fotoğrafların anısına. Balkonundan çocuğunu izleyen kadın, gencecik kızın duygu karmaşası, sağ elindeki romanıyla pamuk şeker satan çocuğun yanık sesi, oturduğum bankın yanındaki mısırcının neşesi, topunu bahçeye kaçıran gençlerin endişesi… Beton peronda yankılanan bir topuk sesiyle kendime geliyorum.

Hoşçakal Ege!
Zeynep ÇOLAK

YAZARIN SON YAZILARI
Kördüğüm - 4 Şubat 2016
Beyaz Umut - 3 Ocak 2016
Ulaşamayan Mektup - 16 Aralık 2015
Arşa Yükselen Barış - 26 Temmuz 2015
Sevgili Gelecek! - 11 Temmuz 2015
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ