Hayat Cümbüşümün Yeşil Penceresi

Zeynep Çolak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 20 makalesi bulunuyor.
  • 16 Ocak 2016
  • 953 kez görüntülendi.

hasret
Haftanın yorgunluğu üstüme çökmüş bir halde, artık hiç gitmeyecek gibi bir hışımla çıktım işyerimden. Sinirden ellerim üşüyor.Şehrin gürültüsü ve arabaların acı korna sesi, beni daha da yordu. Sanırım bir kahve içip sakinleşmenin tam sırası.
Açılışının yeni yapıldığı her halinden belli olan bir kafenin tahta kapısını aralayarak içeri girdiğimde duvardaki tabloların senfonisiyle kahve kokularının eşsizliği ruhumu sardı. İşyerime yakın olduğundan tanıdık birini görüp de derdimi anlatabilme ümidiyle sağa sola bakınırken hayatım parmak uçlarımdan kayıp gitti. Vücudumdan ılık ılık terler boşalmaya başladı.Ayakta durmakta zorlanıp duvara yaslandım.
Kalabalıktan kimse kimseyi fark etmedi. O da beni fark etmedi. Yıllar önce, yanımda olduğunu bilmenin huzuruyla uyurken bir daha hiç gelmeyecekmişçesine çıktığı yüreğime, aynı hızla geri döndü. Buğday yüzünde ışıl ışıl parlayan yeşil gözleriyle sevinçlerime taht kuran kadın…
Her şey saniyeler içinde gerçekleşti ama bu O’nu bir kez daha görebildiğim hakikatini değiştirmedi. Zamanın durduğunu,akreple yelkovanın kalbimin ritmiyle attığını hissetim uzunca bir süre. Bu duyguyu, ağabeyim askere gittiğinde hissetmiştim bir de, var olsun. Farklı şeyler düşünmeliyim, dedim kendi kendime. Ama az önce tartıştığım patronumun adı bile gelmedi aklıma.
Hoş geldiniz, diyerek biri yaklaştı yanıma. Gözlerimin kenetlendiği yeşil gözlerden kendimi uzaklaştırarak, cevap bile vermeden çıktım kafeden. Hiç durmayacak bir trende gibi hissettim kendimi.
Gönlümün bucakları acıdı. O’nsuz geçen yıllardan sonra, birden nasıl çıktı karşıma anlamadım. Tesadüflere inanmam derdi, ben de derdim, gülüşürdük. Hafif bir yağmur başladı.Beyaz, mavi benekli şemsiyemi de işyerimde unuttuğumu fark ettim, şemsiyesiz insanların koşuşturmacasını görünce.Kararan bulutların ardından bir gökkuşağı ilişti gökyüzüne.
Yürüyerek zor bela gittiğim sokağın sonundan, ilk gelen minibüse gelip evimin yolunu tuttum.Yanıma oturan orta yaşlı birinin poşeti dikkatimi çekti. Annemin biz çocukken taze şekerlemeler alabilmek için saatler öncesinden kuyruğa girdiği pastanenin poşeti bu. Hala tadı damağımda oranın Beyoğlu çikolatalarının… Aklımın geçmiş odalarında tıkırdayan ayak seslerinden kendimi bir türlü alamamamın verdiği hayret çöktü üzerime.
İner inmez köşedeki bir kaldırım taşına çöktüm. Gözlerim su satan birini aradı ama etrafta su satan kimse yoktu. Belki de vardı ama ben görememiştim, hiçbir şeyi göremeyecek kadar kararmıştı gözlerim. Sağ omzuma dokunan bir el ile irkildim.
Benzin sararmış Bora, iyi misin?
Tozlanan üstümü temizlerken, insanın arkadaşının olması ne güzel, diye düşündüm ve gülümsedim. Günümün en mutlu anı şüphesiz ki buydu.
Yorgunluğumu kaldırım taşlarıyla paylaşmak istemiştim, şiirlerim gibi, dediğimde gülümsemem ikimize de yayıldı.Patronla olan tartışmamızdan açılmasaydı konu, daha iyiydi ama konuşup içimi dökmek de iyi gelmedi değil. Hala tanıyamadın mı aylardır çalıştığın adamı, aksidir bilirsin, dedi derin bir iç çekerek gözlerini yere devirirken. Cebinden çıkardığı kavrulmamış leblebilerden bana ikram ederken ayrıldı yollarımız, iki apartman arkamda oturuyor kendisi.
Çiseleyen yağmurun ıslatıp kuruttuğu yollardan yayılan toz kokusu ile apartmanın önüne geldiğimde yeni silinmiş yerlerden sızan lavanta kokuları kendime gelmemi sağladı. Merdivenlerden çıkarken evde bekleyen bir kedim olduğunu hatırlayıp onu görmek için can atıyorum. Karşı komşumuz Sayime teyze, kapıyı tıkırdattığımı duyar duymaz fırından yeni çıkmış cevizli kurabiyelerini vermek için açtı kapısını.
Mahcup oluyorum size karşı, ellerinize sağlık, dedim.
Kimsem yok be çocuğum, afiyet olsun, genç adamsın iyi bak kendine, dedikten sonra usulca kapattı kapısını.
Kapıyı açar açmaz kendimi kanepeye atıp biraz dinlenmem gerektiğini düşünüyordum, ama huysuz kedim Sisi’nin evi panayır alanına çevirdiği manzarasıyla karşı karşıya kaldım. Yalnızlıktan sıkılmış olsa gerek, her yeri dağıtmıştı. Hatta o kadar sıkılmış olacak ki, kitaplığımın üst rafında bulunan maket gemiyi bile düşürebilmeyi becerebilmişti. Masanın üstünde duran yarım kahvemi de dökerek patileriyle imzasını da atmıştı.
Çalışma masamın ikinci çekmecesinde duran, zümrüt gözlümün elleriyle ördüğü atkı, Kapalıçarşı’dan aldığımız mavi taşlı altın bileklik ve biriktirdiğimiz günlerin anısı onlarca fotoğraf… Sisi’nin yaramazlığı araladı geçmişin geçmemiş gerçeklerini.Kor bir kıvılcım yaktı düşlerimin geçitlerini. Hazin gecede bıraktığın notla izini kaybettirişin, yıllar sonra açık pembe elbisenle, yıllar sonra seni ilk defa görüşüm… Gri ceketim ayrı geçen günlerimizi kapatmaya yetmeyebilir. Ama sen, hayatımın sihirli dokunuşu, kışın karpuz yazın portakal kokulum.. Uzun zamandır ilk defa diyorum, keşke yanımda olsaydın şimdi.
Gittiğin geceki gibi bir yağmur yağsaydı şimdi!

Zeynep ÇOLAK

YAZARIN SON YAZILARI
Kördüğüm - 4 Şubat 2016
Beyaz Umut - 3 Ocak 2016
Ulaşamayan Mektup - 16 Aralık 2015
Arşa Yükselen Barış - 26 Temmuz 2015
Sevgili Gelecek! - 11 Temmuz 2015
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Anonim dedi ki:

    Harika bir yazı olmuş hasret özlem ancak bu kadar güzel anlatılır eline yüreğine saglik

  2. Talat dedi ki:

    Çok güzel bir yazı gerçekten başarılarının devamını dilerim…

BİR YORUM YAZ