Herkes Üniversiteli Olabilir

Alican Çetinkaya

Yazarın şu ana kadar yazılmış 11 makalesi bulunuyor.
  • 06 Temmuz 2015
  • 535 kez görüntülendi.

coban-hasanin-uc-cocugu-da-universite-kazandi-1983
Eğitimde devlet destekli özelleştirmenin artmasına yönelik projelerin arefesinde eğitimde eşitsizlik kavramı üzerinden meseleye bakmak daha iyi olacaktır. Dershanelerin kapatılıp artık bu yükün tamamen özel okullara yöneltilmesi projesi aslında bir takım soruları da beraberinde getiriyor. Bu projeler eğitimde eşitliği sağlayabilecek mi? Bu soruya yanıt bulabilmek için son 10-15 yılda eğitimde ortaya koyulan projelere bakmakta fayda var.
1999-2000: Tek basamaklı sisteme geçildi(ÖSS). Bazı programların puan türleri değiştirildi. Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı (AOBP) uygulanmaya konuldu.
2003: ÖSS ve AOBP puan sistemlerinin çarpıldığı katsayılar değiştirildi.
2006: Soruların stili değiştirildi. Testler SAY-1, SAY-2 gibi farklılaştırıldı.
2007: 1. ve 2. bölümdeki testlerden 0,5 puan alma zorunluluğu kaldırıldı.
2009: Alan dışındaki tercihlerde uygulanan 0,3 – 0,8 olan katsayılar 0,15 – 0,12 olarak değiştirildi. Meslek liselerinin ve imam hatip liselerinin önü kesildi.
2010: Çift aşamalı sınav sistemine geçildi. ÖSS yerine YGS ve LYS getirildi. YGS’yi geçen öğrenciler LYS’ye girme hakkı kazandı.
2011: Katsayılar 0,15’le eşitlenerek tamamen kaldırıldı.
2012: AOBP yerine OBP’nin kullanılmasına karar verildi. Böylece öğrencilerin okul başarısının önemi arttı.
2014: Sınavda köklü değişiklikler yapılacağı konuşuluyor. Fakat şu ana kadar bu değişiklikler netleştirilmedi
2001- 2006’da LGS kaldırıldı; yerine Ortaöğretim Kurumları Sınavı (OKS) getirildi.
2008-2009: OKS kaldırıldı; yerine 3 yıllık Seviye Belirleme Sınavı (SBS) geldi.
2010-2011: Üç aşamalı SBS’nin kaldırıldığı açıklandı ve yeniden tek sınava (SBS) geçildi.
2012-2013: SBS son kez yapıldı ve yerine Teog sınavı getirildi.

 

Bu süreçte gerek hükümet değişikliği gerekse (işin komik yanı aynı hükümetlerin) farklı milli eğitim bakanları tarafından defalarca ortaya atılan sistem değişiklikleri aslında ne kadarda istikrarsız bir biçimde eğitime yaklaşıldığının bir göstergesi olarak düşünülmektedir. Her ortaya atılan projenin bir öncekinden daha yararlı olduğu düşüncesi daha orta okul sıralarında olan çocukların kobay olarak kullanılmasına ve onlara gereğinden fazla yük bindirilmesine sebep olmaktadır.Siyasi bir analiz, eleştiri ya da çıkarım gözetmeksizin bu mesele ele alınmalıve yapılanbu sistem değişiklikleri var olan bölgesel, ekonomik vs. farklılıkları ne kadar kapatıyor ya da kapatmayı amaçlıyor mu temel sorun aslında bu olmalıdır. Son üniversiteye giriş sınav sonuçlarının il başarı düzeyi ,
1.Ankara 2.Karabük 3.Denizli 4.Aydın 5.Isparta 6.Eskişehir …. 77.Van 78.Mardin 79.Ardahan 80.Şırnak 81.Hakkari şeklinde olmuştur. Aslında bu tablo bizlere çokta şaşırtıcı gelmiyor. Var olan eşitsizlikler her yeni sistemle birlikte yeniden ortaya çıkıyor ve sistemin devamlılığını bir şekilde sağlıyor. Her üniversite sınavı sonucunda başrolünde köylü gençlerin oynadığı çobalıktan üniversiteye, köyden çıktı ODTÜ’yü kazandı gibi haberlere rastlıyoruz. Bir de kız çocuğu / genç kadın iseler, haber değeri daha da artıyor. Yani haberciliğin temel argümanı olarak nitelendirilebilecek köpek adamı ısırırsa haber olmaz ama adam köpeği ısırırsa haber olur düşüncesi bu meseleye tamda oturan bir örnek oluyor aslında. Yani sistem o kadar eşitsiz bir şekilde ortaya koyuluyor ki bizler her sınav dönemi köyden bir çocuğun üniversiteyi kazanmasına şaşırıyoruz. Bütçenin elverdiği ölçüde özel okula yollamak, yurtdışı deneyimi kazanmasını sağlamak, kurslara yollamak ve daha pek çok sosyalleşme imkânını satın almak suretiyle lise ve üniversite yıllarındaki yarışa önde başlayabilen yüz binlerce çocuk var. Fakat diğer yanda ise temel araç gereçlere sahip olamayan ve ekonomik meselelerden ötürü okulan gidemeyen yüz binlerce çocuk da var. İşte tam bu noktada ortaya koyulması gereken sistemsel değişiklikler var olan bu farkı azaltmak yerine eğitimi özelleştirerek bu farkı daha da arttırmaktadır.
Milliyet’in Baba beni okula gönder, İKEA’nın oyuncak al eğitime destek ol, TURKCELL’in Kardelenler vs. gibi kampanyalar ticari reklam projesi olmaktan çok gerçekten eğitim odaklı projeler haline getirilmelidir. Eğitim gibi ciddi bir konu tamamen ticari reklamı amaçlayan şirketler/holdingler yerine, eğitimbilimcilerin işi olmalıdır. Kısacası sistemler eşitsizlikleri her seferinde yeniden ortaya koymakta ve ayrıcalıklı konumların yerini korumaktadır.

Alican ÇETİNKAYA

YAZARIN SON YAZILARI
Güvensizlik - 13 Aralık 2015
Fil,Fare Doğurdu - 14 Kasım 2015
Şimdi Sırası Değil - 18 Eylül 2015
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ