Hürriyetin Hürriyetsizliği

Cem Ekiz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 9 makalesi bulunuyor.
  • 17 Ocak 2016
  • 795 kez görüntülendi.

ozgurhurriyet

İnsanlık ne büyük gelişmelere imza attı! Gökyüzünde ne kadar uzağa gidebileceğimizin limitini her gün zorlamaktayız. Ay’a yolculuk Mars’ta su arayışı Venüs’e ulaşmak… Fakat bu çaba her nedense pek çoğumuzun yaşamında etkili ve tesirli bir ilerlemenin habercisi olamıyor. Son derece sığ ve yüzeysel bir yaşamın hakim olduğu gerçeği ile karşı karşıyayız.. Çağdaş uygarlık tekniğin ve dışsal yönelimlerin en insani etkinlikler olabileceğini günden güne zihinlerimize salıveriyor ve bunlar etrafında yaşam sürmenin ise insanca yaşamanın tek yegane yöntemi olarak benimsetiyor. İçsel yolculuklarımızın, kendimizi arıyor olmanın, ferdi planda kendimizi keşfedebilmenin ve yaratıcı zihinsel çabalarımızın öneminin değer kaybettiğini, özgürlük sınırlarımızın genişlerken daraldığını!! bir tek ben fark etmiyorum dur her halde.. Yazımızın başlığının böyle konulmasının gerekçesi olarak şunu söyleyebilirim ki; Eğer hürriyet dediğimiz kavramın yaratıcı gücünü tarihsel bağlamından koparmayarak takip ettiğimiz vakit nasıl bir evrimden geçtiği fark edilecektir.

Toplumun hem kurucu gücü hem de değişim dinamiği insan zihnidir. Zihnin ürünü olan düşünce ve bunun özgürce ifadesi ve tartışılması, toplumun ve tarihsel değişimin motor gücünü oluşturmaktadır. Devlet dahil olmak üzere tüm toplumsal kurumların temeli de insan düşüncesine dayanır. Toplumsal gelişme, ancak bireysel gelişmeyle mümkün olabilir. Bireyleri tekamüle ermeyen bir toplum, medeniyet ortaya koyamaz. Kişisel gelişmenin yolu ise ancak ve ancak hürriyetten geçmektedir. Özgürlük bireysel gelişmeyi sağladığı gibi, bireysel mutluluğu da sağlayan temel güçtür. Bu bakımdan toplumsal mutluluk da bireysel mutluluğa bağlıdır. Hürriyet insanın, insan olandan talep ettiği en esrarengiz ve gizemli davranış biçimidir. Zihinselliğine ve eylem alanına darbe vurulmaması yönündeki en içten beklentisinin kavramsallaştırılmış adıdır.

Tarihsel akıl bu kavramın insan için temellendirilişini bahsettiğimiz zihinselliği üzerine inşa etmiştir. Çünkü hiç bir insani enstrüman yoktur ki bu kavramın ışığında işlevsellik kazanmasın. Bildiğimiz üzere bu kavramı felsefi inceleme alanına sokan ilk kişi John Stuart Mill değildir fakat ilk olarak izahını insan zihinlerine en iyi şekilde çağrıştıran en önemli isimdir. Kavramın somut etkisini şok edici yanı ile bize veren Mill hürriyet denildiğinde anlamamız gereken şu tarihi tarifi yaparak kavramın yaratıcı gücünü topluma enjekte etmiştir. “İnsan diğer insanları kendi doğrularından yoksun bırakmadan ya da onları gerçekleştirmeye çalışmalarını engellemeden, kendi doğrumuzu kendi bildiğimiz yoldan gerçekleştirmektir.” Hürriyetin ahlaklaştırılması teşebbüsü… Bireyin hükümranlığını bir nebze olsun kontrol altına alınmasına dair en mütevazi felsefi balans ayarı! Kavramın tarihi yönüne olgunluk kazandıran hürriyeti toplum için etik bir zemine kavuşturup onu bugünün modern dünyasının kucağına bırakan Mill’in gelecekte bu kavramın medeniyetlerin bir birleriyle olan mücadelesinde tesirli bir yeri olabileceğini o günden bizlere haber veriyor.

Hiç bir kavram kendi değerini toplum üzerinde mutlak anlamda gerçekleştiremez. Başat rol oynayan hürriyet algıları olmuştur her toplum için fakat nihayetinde değişimin rüzgarına toplumsal anlamanın mütemadiyen diri kalışına göre kavram anlamın ve anlamlandırılmanın etkisi altında şekil değişikliğine maruz kalabilir. Bugün özgürlük denildiği vakit Mill’in vurguladığı anlamda ahlaki formülasyona sahip hürriyet bilincinden bahsedemeyiz. Bugünün insanı özgürlüğü bilinç noktasında değil sadece bir tepki olarak kullanıyor. Tepki insani eylemlerde bilincin ortaklığına pek yanaşmayan bir davranıştır. İnsanlar kavramın belirleyici bilişsel yönüne bilgi olarak vakıf, fakat bilmek noktasında eyleme geçiremediği bir durumun acziyeti içerisinde.. Bir ironi var yapıp etmelerimizde hürriyet kavramının şeklinin gölgesinde davranıyoruz. Oysa ki kavramın yaratıcı gücü zihinselliğinde anlam kazanıyor. Yaşadığımız dünya insanın karakteristik özelliğine dikkatle bakıldığı vakit özgürlük bilincine sahip fakat zihninin kölesi olmuş insanlık ile karşılaşıyoruz. Öz-gürlemesi yoğunluk kazanmış kendini ifade etmenin sınırına dayanmış ama kendini tanımıyor..

Özgürlüğün olması için kendinin bilgisinin olması, düşünme biçiminizi bilmeniz ve bu süreçte zihnin bütün yapısını keşfetmeniz gerekir. Bu noktada bahsettiğimiz keşfin mahiyetini biz şöyle açıklıyoruz. Öncelikle yazımızın düğümünü çözmeye yardımcı olacak şu hayati soruyu sormamız gerekiyor. Toplum için bireyin özgürlüğümü yoksa birey için toplumun özgürlüğü mü? Bu bir ikilem değil.. Bu bizim hürriyet algımızın kodlanmış halidir. . İnsan toplumsal bir varlık olması hasebiyle sorumlu davranmak zorunda.. Ferdi planda hürriyetin negatif yorumuna bel bağlayabilir yani dilediğini yapmak noktasında hiç bir engele maruz kalmayacağı inkişafı ile hareket edebilir, fakat toplumsallığı aklına geldiği vakit karşı benlerin ondan talep ettiklerine kulak asamaz.

İnsanların hayatları o derece kompleks bir hal aldı ki müthiş bir istekler yığınının ihtiyacını karşılamak için konserlere, sinemaya gidiyoruz. Zekice yazılan kitapların takibini yapıp okuyor, entelektüel tartışmalar yapıyoruz. Elbette olumsuz bir takım olay ve olgular örüntüsünün içerisinde boğulmuyor da değiliz hani.. Hal böyleyken İnsan özgürlük alanın zenginliğinin tadını çıkarmanın keyfini sürsün içten içe bir sıkışmışlığın ve bunalımın pençesinde olduğunu hissetmekten kendini alıkoyamıyor. Çünkü modern insan kaygıların dünyasında yaşıyor, endişelerin hakim olduğu nesnelleşmiş ve gerçeklik süsü verilmiş dogmaların etkisi altında pespaye bir zihinsellik ile ömür tüketiyor. Özce anlatımı yaşam sığ ve yüzeysel…

Bütün bu süreci görünce, bize öyle geliyor ki, sorun ne yapmak, nasıl yaşamak, dünya üzerinde sürüp giden savaşlarla ve kargaşayla karşılaştığımızda nasıl davranmak gerektiği değil, özgürlüğü nasıl sorgulayacağımız dır. Çünkü özgürlük olmadan yaratma olmaz. Özgürlük derken istediğinizi yapma, arabaya atlayıp gaza sonuna kadar basma, birisinin ensesine tokat atma, istediğinizi düşünme ya da belirli bir etkinlikle uğraşma özgürlüğünden söz etmiyorum. Bu gibi özgürlükler bana gerçekte hiç de özgürlük gibi gelmiyor. Zihnimiz özgür mü? Zihnin özgür olması olanaklı mı? Toplum içerisinde bir insan özgürlük algısını nasıl kodlamalı? Bütün bu soruların bize çağrıştırdığı şey İnsan “Öz”ünü bilmeli. “Öz”ünü gürletmeli! Ve Özgürlüğü ile yaratmalıdır…

Dünyada bir çaresizlik hakim.. Hatta çaresizlik felsefesi bile var. İnsanlık bir varoluş açıklaması arıyor bütün bu devasa birikimin içresinde hala bir şeyler eksik bize değer veren yaşamımızı kolaylaştıran anlam katan kavramların bile içlerini boşaltıp tekrar dolduruyoruz. Hürriyette bu kaotik belirsiz ve renksiz dünya düzeninden nasibini fazlasıyla alıyor..

Cem EKİZ

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. melih dedi ki:

    Cem bey yazılarınızın genelinde bir serzeniş var.. Eleştirel bakışınızdan her konu nasibini almalı diye düşünüyorum..

BİR YORUM YAZ