İslamiyet

  • 14 Mart 2015
  • 302 kez görüntülendi.
İslamiyet

İslamiyet (islam) Dünyanın üç büyük »tektanrıcı dininden birisi (diğerleri »Musevilik ve »Hıristiyanlıktır). İslamiyet yedinci yüzyılda Arabistan’da,ilk önce ticaretle uğraşan Mekke ve Medine şehirlerini etkileyip daha sonra o zamanın çoktanrıcı kabilelerini etrafında toplayan Hz. Muhammed tarafından kurulmuştur. İslamiyet yüz yıl içinde fetih yoluyla İran’a, Orta Doğu’nun büyük kısmına, Kuzey Afrika’ya ve İspanya’ya yayılmış, sonraki yüzyıllarda büyük imparatorluklar (750 yılına kadar Emeviler, 1258’e kadar Abbasiler ve 1918’e kadar Osmanlı İmparatorluğu) tarafından temsil edilmiştir.İslamiyet Allah’a bağlılık ilkesine dayanır; kutsal metinleri Kur’an’dan (bir melek tarafından Muhammed’e indirilen Allah’ın sözleri) ve peygamberin hadislerinden oluşur. İslamiyetin beş ana koşulu vardır: Allah’tan başka tanrıya inanmamak ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna inanmak, günde beş vakit namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan ayında oruç tutmak ve en az bir kere Mekke’ye hacca gitmek. Cihat, yani kutsal savaşın da Müslümanların yükümlülükleri arasında sayıldığı görülmüştür, ancak cihat İslamiyetin koşullarıyla aynı statüde değildir ve genellikle Müslüman olmayanlarla savaşa girmekten ziyade, tinsel bir ilerleme süreci şeklinde yorumlanmaya çalışılmaktadır.İslamiyet’in Hıristiyanlıktan farkı ruhbani bir hiyerarşisinin olmaması, nefsi kontrol altına almak için konulmuş birtakım yasaklar ile kadınların statüsü ve giyimine özel bir dikkat göstermesidir. Yedinci yüzyıldan sonra birisi Sünnilik, diğeri -İran’da egemen olacak- Şii azınlığı olmak üzere iki mezhebe ayrılmıştır. Çağdaş dünyadaki İslamiyet yorumu, onu Batı’nin iktisadi ve siyasal değerleriyle uyumlulaştırmak isteyenlerden yedinci yüzyıldaki modele geri dönmeyi arzulayanlara kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.1979’da İran’daki İslam Devrimi ilk modele geri dönme çabalarını temsil eden bir örnektir.İslamiyetle ilgili sosyolojik analizler, Hıristiyanlıkla arasındaki iki temel farklılığı (bu dünyada çile çekmeyi gerektiren bir etiğin olmayışı ve devletin özel mülkiyetin gelişmesini engellemesini sağlayan »patrimonyal ya da kazanç ilişkilerinin egemenliği) saptayan Max *Weber’le başlamıştır. Bu özelliklerin ikisi de kapitalizmin gelişmesini önlemek gibi bir sonuç doğurmuştur.Fakat daha sonra, İslamiyeti sınırlı bir kara parçasına hapsedilmiş olarak gören ve kapitalizme doğru bir evrim geçirememesini uluslararası baskılar gibi başka faktörlere bağlayan Maxime Rodinson çeşitli eserlerinde bu yoruma karşı çıkmıştır.İslamiyeti konu alan daha sonraki çalışmalar, Kur’an’dan ve diğer metinlerden çıkarılan özgün bir İslamiyet sosyolojisinin varlığını benimseyenler ile İslami toplumsal ve siyasal pratiklerin çeşitliliğini ve rastlantısallığını vurgulayanlar arasındaki tartışmaya odaklanmıştır.Üçüncü bir yorum alanı ise. İslami siyasal hareketlerin 1970’li ve 1980’li yıllarda yükselişe geçmesine eğilmiştir. İslamiyetin yükselişi, bazılarına göre, İslami deyişi kullanırsak yabancı egemenliğine karşı bir halk hareketiyle ayırt edilirken, bazılarına göre de *sekülarizasyon ve »modernleşme süreçlerinin tehdidi altındaki bazı toplumsal grupların (bilhassa din adamları, tüccarlar ve aydınların) İslami sembolleri geçmişe dönük olarak kullanmalarından ibarettir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ