Joel Spring’in Özgür Eğitim Adlı Kitabına Ait Bir Değerlendirme

Cansu Taşar

Yazarın şu ana kadar yazılmış 12 makalesi bulunuyor.
  • 03 Şubat 2016
  • 542 kez görüntülendi.

               0825-sweden-gender-neutral-tots_full_600

               Joel Spring’in dördüncü ve son basımını 2014 te yayınlamış olduğu Özgür Eğitim adlı eserinde genel olarak okulların ve mevcut eğitim sistemlerinin öğrencileri nasıl tek tipleştirdiği üzerinde bir takım görüşler belirtmiştir. Ayşen Ekmekçi tarafından İngilizceden çevrisini yapılmış olunan kitabın ana teması, çeşitli ülkeler içinde geçerli olan politik ve ideolojik görüşlerin bireyler üzerinde nasıl hüküm sürdükleridir. Pedagoji Profesörü olan Joel Spring eserinde bu değerlendirmeleri yaparken çeşitli psikolojik görüşlerden faydalanmıştır. Kitapta aktarılan görüşlerle ilgili çeşitli görüşler belirtilmiştir ve bu görüşler genellikle eleştirel-güç yaklaşımları olmaları yönüyle kitapta bahsedilmiştir. Kitabın karakteristik özelliği bireylerin modernleşme rasyonalitesi bağlamında ele alınması ve araç olarak kullanılmasıdır. Gerçekte bireyin çeşitli ve farklı psikolojik özellikleri vardır ve birey kişisel farklılıkları bünyesinde bulundurur. Bu amaçla bireylerin ideolojik-politik görüşler çerçevesinde ela alınması yanlıştır. Bireyler kendilerine has bütün özellikler taşıdıkları için ayrı ayrı ele alınmalılardır.

                Spring, eserinde iki ana tema üzerinde görüşünü temellendirmiştir. Ona göre ilk görüş, toplumsal çıkar ve faydalardan yararlanarak kendi hâkim düşüncesini rasyonel çıkarlar amacı ile toplumun en temel kurumları üzerinde uygulamaya çalışır. En temel kurumlar olarak Aile ve Eğitim kurumlarını kendi ideolojik görüşü ve zihniyeti için uygulanması gereken yerler olarak görür. Burada esas olan bireyleri birer makine olarak görmektir ve bu makinelerden beklenen ise teknolojik ve rasyonel modelleri desteklemesi, toplumsal çıkar ve fayda uğruna çalışmasıdır. Bu modelde çocuklar küçük yaşlardan itibaren çeşitli hâkim görüşler aşılanarak büyürler. Çocukların psikolojik gelişim düzeyleri vardır ve bu gelişim düzeyleri olgunluğuna erişilene kadar onlara herhangi bir görüş yansıtılmamalıdır. Çocuklar belirli psikolojik olgunluğa eriştikten sonra zaten kendileri ihtiyaçlarına göre toplumsal isteklerini belirleyecek ve öğrenmeye başlayacaktır. Aksi halde çocuklara aktarılan görüş ve düşünceler, küçük yaşlardan öğretilmek istenen bilgiler hep bir politik ve var olan meşru düzeni destekleyecektir. Çocuklar bu düzenin inşası altında çalışacaklar ve hâkim oldukları düzen içinde gelişeceklerdir. Kendileri için bir şeyler yapmayacaklar ve doğal olarak yaratıcılıktan yoksun kalacaklar ve kendi güçlerine karşı hep bir yabancılaşma, yozlaşma yaşayacaklardır. Eserde belirtilen bu görüşün psikoloğu ise toplumda yer alan hırsızlık olayının neden ve nasıl ortaya çıktığını araştıracak ve onu kaldırmak için elinden geleni yapacaktır. Doğal olarak çalma alışkanlığının nasıl ortaya çıktığını araştıracak ve onu toplum içerisinde yok etmek için uğraşacaktır. Tek düşündüğü toplumun huzuru ve düzenidir. Çalma alışkanlığını incelemeyecek ve onu yok etmek için uğraşacaktır.

                Spring dile getirmiş olduğu görüşünde, Ferrer, Godwin, Rousseau, Marx, Freire, lllich, Stirner, Tolstoy, Reich ve Neill’in tezlerini tartışarak ikinci bir modele ulaşmıştır. Bu modelde ise önemli olan toplumda var olan ve sürdürülmesi istenilen özellik düzen ve sürekli olarak kazanma içgüdüsü yani verimlilik değil, bireyin yaratıcılığının ve bireysel hâkimiyetin artmasıdır. Düzen ve verimlilik değil, bireyin bireysel özerkliğinin artmasıdır. Bu modelin amacı, kişisel tatmin ve özgürlüğü kısıtlayan toplumsal otoriteyi neden kabul ettiklerinin ve daha fazla bireysel özgürlüğün nasıl sağlanacağının ortaya konulmasıdır. Çocukların, kolay kontrol edilen verimli makinalar olarak değil de özgür kendi başlarına düşünebilen, kendileri için kendi başlarına karar verebilen bireyler olarak yetiştirmektir. Önemli olan bireylerin alt güdülerinde yatan istekleri, yetenekleri, arzuları ve becerilerini çıkarmak, onların motivasyonlarına katkıda bulunabilmektir. Bu doğrultuda birey çocukluk çağından itibaren belli tahakkümler altında kalmadan kendi başına düşünebilmeli ve okullarda verilen çıkar için desteklenen eğitim politikalarından uzak durmalıdır. Çünkü böylesi bir toplumda bireyler kendi amaçlarını anlamadan yetişmiş olurlar ve yetiştikten sonra ise sürekli olarak bu istenilen amaca hizmet ederler. İçinde bulundukları durumu değerlendiremezler ve doğal olarak çıkarlara katkıda bulunmuş olurlar.

                Bu modelin psikoloğu ise yine hırsızlık örnek olayından yola çıkarak hırsızlığı toplumsal düzeni ve kontrolü bozduğu için yok etmek yerine onun sebeplerini ve gelişimlerini inceleyecek insanların neden hırsızlık yaptığını araştıracaktır. Bireylerin özelliklerinin farklı olduğunun bilincindedir ve bununla beraber her insanın aynı olmadığını doğal olarak hırsızlık yapma amacının değiştiğini ve neden değiştiğini araştırmak istemektedir. Psikoloğun araştırmak istediği konu hırsızlık olayının neden bütün insanlar tarafından yapılmadığı, bütün yoksul insanların neden böyle bir davranışı olmadığıdır. Yani psikoloğun demek istediği, hırsızlık düşüncesi insanlara göre değişmektedir ve neden bazı insanlar hırsızlık yaparken bazıları yapmamaktadır? Psikoloğun görevi bu sebepleri bulup çıkarmaktır. Psikolog bu yöntemde hırsızlık yapma duygusunun temeline inmek istemektedir ve onu bireysel çıkışlar durumunda ele almaktadır. Psikolog toplumsal yapının birçok yoksul insanı denetim altında tutan özelliklerini tanımlamaya çalışacaktır.

                Kitapta eleştirilen bir diğer nokta ise devlet okullarıdır. Yazara göre devlet okulları hâkim toplumsal yapı tarafından desteklenir ve bunun karşılığında yapıyı desteklemek için çalışırlar. Devlet okulları bünyelerinde reform yapabilir, gelişme gösterebilir; ancak temel yapısal değişikliklere kalkışmazlar. Devlet okulunun reddedilmesi, radikal eğitim biçimlerinin tarihi gelişimlerinde önemli temalardan birini oluşturmaktadır.

                William Godwin ve Ivan Illich’e göre de okullar hâkim bir elit sınıfın çıkarları adına halkın ahlak ve toplumsal inançlarının şekillendirilmesinde kullanılan tahakküm sistemleridir. Yazar kitabında Godwin ve Illich’in görüşlerinden “okul ideolojisi” noktasında yararlanmıştır. Reich’ a göre geleneksel ailenin ortadan kaldırılması ve özgür cinsel ilişkilerin geliştirilmesi radikal eğitimin ilk adımı olmalıdır. Reich’a göre çocuk daha gelişiminin ilk aşamalarında cinsel dürtü ve isteklerden uzaklaştırılır. Sürekli bir ahlak yansıtılmasına maruz kalan çocuk bu dürtülerini içinde tutar ve zamanla unutur. Aklına geldiğinde ise kendini suç işlemiş gibi hisseder. Ona göre cinsel istekler serbest bırakılmalı ve geleneksel modeller artık kaldırılmalıdır.

                Bir diğer radikal eleştiri konusu da okul eğitim sistemlerinin uygulanan eğitim süreci boyunca sıkıcı ve kişisel tatmin vermeyen işlerde çalışmayı kabul etmek üzere uygulanmış olması ve üretimde kullanılmaları olmuştur. Bu düşünceye göre okulda verilen eğitim kişisel gelişimi sağlamaktan öte en başında endüstriyel sistem için ayarlanmıştır. Kişinin okulda gördüğü bilgiler iş hayatında kullanılması gereken onu direkt olarak iş hayatına yönlendiren pratik, tekdüze ve basit bilgilerdir. Bu anlamda birey kendini geliştirme fırsatı bulamadan yaratıcı olamadan toplumu daha fazla iyileştirmek için kurulmuş olan sisteme hazırlanmaktadır. Yazar bu teoride Francisco Ferrer’in görüşlerine yer vermiştir.

                Yazara göre, devletin birçok eğitim planı öz hukuk ve ahlak kavramlarını aşılayarak politik ve toplumsal düzeni sürdürmeye yöneliktir. Birçoğunda milli ruh ve vatanseverlik düşüncesinin yaratılması önemlidir ve daha en başından çocuk içinde bulunduğu ideolojilerin etkisi altında büyür, bu anlamda en başından farklılıklara ön yargılı olarak gelişir. Yazar en başından bu şekilde yetiştirilen çocukların kendini sadece tek bir alana himaye ettiklerini düşünür. Böylece birey sadece tek bir noktadan bakabilecektir olaylara ve kapalı kalacaktır. Yazar burada Nazileri örnek vererek Nazilerin zorunlu ırk biyolojisi eğitiminden bahsetmiştir. Onlar ırk biyolojisi eğitimi adı altında Alman tarihi ve edebiyatına ayrı bir önem vererek okul müfredat programına değişiklikler getirmişlerdir.

                Bireyin psikolojik algılarına da baskı yapan okullar otoritenin tipik temsilcileri olduğu için bireylerin duygularına hâkim olup onlara reddedilmek, boyun eğme, çaresizlik gibi duyguları yaşatırlar ve bu kişilerde durgunluğa yol açar. Yazar burada Illich’in görüşlerine yer vererek onun yoksullar hakkındaki görüşlerinin doğruluğunu ispatlamaktadır.

                Ona göre yoksullar okulda, daha fazla okul eğitimi görmüş olanların, yani üst sınıfların önderliğine boyun eğmeleri gerektiğini öğrenmişlerdir. Yazar içselleştirilmiş otoritenin bireyin eylemlerine, kaçışı olmayan bir şekilde kılavuzluk ettiğini söylemektedir. İçselleştirilmiş otoriteyi ise kendi içinde din, eğitim, çocuk yetiştirme süreci olarak ayırmıştır. Bunların hepsi ahlaki dayatımlardır ve ileride bireyin kendisinden bağımsız bir varlık olmasına sebep olur. Birey bu noktada kendi gücünün farkına varamaz ve sürekli olarak başkasının hükmü altında başkasının isteği karşısında kendi yeteneğinin ve yaratıcılığının farkına varamadan yaşamını sürdürür. Bu şekilde ilerleyen birey farkında olmadan mutsuz olacaktır. Yazar burada Marx’ın “Yabancılaşma” ideolojisini kullanmıştır ve onun görüşüne denk hipotezler geliştirmiştir.

                Yazar’a göre Rousseau’nun eğitim planı bu amaçların gerçekleşmemesi için yerinde ve sağlıklı bir eğitim planıdır. Rousseau’ya göre bir birey ergenlik çağına kadar ahlaki ve toplumsal sorunlar hakkında akıl yürütemez. Bu psikolojik argüman bireyin kendi başına bırakılması ile ilgilidir. Rousseau’nun dediği görüşe göre, çocuk sorunlardan yalıtılmalı ve eğitimi gelecekteki izlenimlerine göre oluşturulmalıdır. Paulo Freire’nin pedagojik yöntemine göre ise öğrenim ve bilgi bireyin kullanımına yönelik araçlardır, bireyi kullanacak araçlar değildir.

                Kitapta üzerinde durulan bir diğer konu ise dogmatik bilgilere yer verilmek istenmemesidir. Bireye bu bilgileri öğretmektense ona aklını kullanmayı öğretmeliyiz denmektedir. Eğitim bir bireyi iyi bir yurttaş iyi bir din adamı iyi bir insan yapmak için kullanılmamalıdır. Bu tük bilgiler dogmatiktir ve ne olunması gerektiği ile ilgilidir. Ferrer’in modern okul görüşünde ödül veya cezanın olmamasını yazar bu düşünceye bağlamıştır. Özel eğitimler yapılmadığı için çocuğun kapasitesi ya da kapasitesizliği belirlenemez. Bu yüzden eğitimde ödüller ve cezalar olmamalıdır. Çünkü Ödül ve cezanın geçerli olabileceği belirli saptanmış bilgiler yoktur.

                Kitapta gelişen teknoloji hakkında da bilgiler vardır. Illich bu konu hakkında teknolojinin daha yararlı ve işlevsel olarak kullanılabileceğini savunur. Bu kullanım içerisinde de yine iktidar olmamalıdır. Çocuklar eğitilirken aynı zamanda yaşayarak öğrenmelidirler. Okullar buna uygun olmalıdır ve bireyin istekleri doğrultusunda gidip gezilerek öğrenme yapılmalıdır. Örneğin herhangi bir mesleği isteyen çocuk o mesleğin yapıldığı kurumlara götürülerek kendi potansiyelini, istediği işin niteliğini ve kendi gücünü görmeli, buna göre kararını desteklemeli veya değiştirmelidir.

                Kitabın yazarı Spring’in de değindiği gibi, ülkemizde ve diğer kapitalist sistemin hâkim olduğu çoğu ülkenin eğitim sisteminde, çocuklar ve toplumda yaşayan bireyler iktidarlar ve büyük şirketlerin makineleridirler. İktidarlar, bireylerin kontrol altında tutulması, her denilenin yapılması ve iktidarlarının devamlılığı için Rasyonel olarak kendi zihnini kullanamayan bireyler yaratmak için tek tipleştirme yaparlar. Farklı çeşitlilikleri yok ederek tek tip birey yaratma çabasındadırlar. Bu tek tipleştirme çabasında olan iktidarlar için en önemli kurum ise Milli Eğitim sistemleridir. Milli Eğitim sistemlerinde bireyleri çocukluktan takip ederek ülke politikası çerçevesinde eğitim süzgecinden geçirerek kendi istedikleri bireyler haline getirirler. Bu tek tipleştirme yapılırken bireylerin kendi bireysel özellikleri dikkate alınmadan bütün bireylere aynı metot uygulanır ve farklı özellikler köreltilerek yok edilir. Bireylerin farklı özellikleri yok sayılarak eşit eğitim koşulları öne sürülerek okullarda tüm öğrencilere, öğrencinin isteği dikkate alınmadan aynı seviye eğitim verilmektedir. Dışardan bakıldığı zaman eşitlik olarak görülmektedir ancak bazı bireyleri olumsuz etkilemektedir. Her çocuğun zihinsel seviyesi farklıdır ve bu farklılıklar dikkate alınarak bireyler arası eğitimde farklar gözetilmeksizin eğitim verilirse bu eğitimden ziyade bireyleri köreltme sistemi olmuş olur. Çoğu ülkede kullanılan bireylerin kendi özelliklerine göre kendi isteklerinin ve özgür iradeleriyle seçtikleri alanlarda öğrenim görmeleri sağlanmaktadır.

            Bu sistemler tek tip birey yetiştirme sistemine göre daha verimli olmaktadır. Her birey özeldir ve bu kendisine has özelliğini hangi alanda devam ettireceğine kendisinin karar vermesi daha hoş olacaktır. Ülkemiz eğitim sisteminin önemli eksikliklerinden bazıları bireyselliği geri planda tutması, düzenli bir eğitim sisteminin belirlenip harekete geçirilememesi ve her yıl değişen çeşitli müfredatlar vb. durumlardır. Eğitim sisteminin devamlılığını sağlamak her ülkenin geleceği için önemli bir politikadır.

                Spring ve birçok düşünürün de değindiği gibi çocukları birer denek olarak görmeyip, kontrol uygulayarak tek tipleştirmeden ve kapitalist şirketlerin ellerinde kullandıkları birer makinaya çevirmeden önce eğitim kurumlarına daha fazla özerklik tanınmalıdır. Eğitim kurumları devlet kontrolünde özerk kurumlar olarak belirlenmeli ve belirli aralıklarda kontrol edilmelidir ancak bu kontrol çocuklara uygulanmamalıdır. Özgür eğitim sistemi, iktidarların eğitim sistemlerinden ellerini çektikleri zaman uygulamaya konulduğunda başarı sağlamaya meyilli bir sistem özellikleri taşımakta ve hayal edilen eğitim sistemi özellikleri barındırmaktadır. Daha fazla özgürlük, daha fazla bireysellik, daha fazla gelişim göstermek demek daha geniş bir uzmanlık yelpazesinin açılması demektir. Farklı özelliklerdeki bireylerin, özelliklerine göre desteklenip ve desteklendikleri alanında uzmanlaşmasını sağlamak her ülke için verimli bir sistemdir. Bu sayede bu politikaları destekleyen ülkeler diğer despot eğitim sistemi uygulayan ülkelere nazaran daha donanımlı bireyler büyütmüş olacaktır. Bir öğrenci ve eğitimci adayı olaraktan bireylerin her alanda özgürlüğünün, bireyselliğinin, rasyonelliğinin ve kendi başına bir şeyler gerçekleştirme duygusunun hâkim olduğu özgür eğitim sisteminin güzel yanlarını, diğer eğitim sistemlerinin de güzel yanlarının alınarak sentezlenmesi ve yenilenmiş daha faydalı bir sistemin oluşturulmasını düşünüyorum. Her kesimi kapsayacak ve her bireyi mutlu edecek bir eğitim sistemine ihtiyaç vardır. Buda ancak güzel bir eğitim sentezi ile mümkün kılınmaktadır. Spring ve diğer düşünürlerin savunduğu özgür eğitim sistemi güzel bir sistemdir ancak çok fazla özgürlüğün zararlı olacağı düşüncesi her toplumda var olacaktır ve eleştirilecektir.

Cansu TAŞAR

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ