Kadının Yükselişi ve Evlilik Kurumunun Modern Çatlağı: Boşanma

Baver Fırat Esmer

Yazarın şu ana kadar yazılmış 1 makalesi bulunuyor.
  • 03 Ocak 2016
  • 4.348 kez görüntülendi.

12333

 

Boşanma en kısa tanımıyla evlilik kurumunun iflas ederek hukuki ve sosyal olarak sona ermesidir. Ancak en büyük hata aile ve evlilik kavramlarının ya da olgularının aynı kurumu işaret ettiğine dair yanlış ve yaygın kanıdır. Evlilik iki yetişkin karşı cins bireyin (En azından Türkiye’deki toplumsal ve hukuki normlara göre) resmi statülü akd ile fiziksel ve duygusal birlikteliğini ifade ederken ( Ya da daha ekstrem bir perspektifle toplum tarafından kabul edilen cinsel birleşme) aile bunların toplamından daha fazlasıdır. Daha kompleks ve bütünleşik duyguların toplamı aile geçerli ve yüklenilmesi zorunlu normlar, değerler, üretim ve yeniden üretim faktörlerini tüm paydaşlara yönlendiren tabii, organik ve bağlantısal bir organizmadır. Evlilik kurumunun iflası aile kurumunun da iflası olduğu anlamına her zaman gelmemektedir. Hukuki ve sosyal olarak sona ermiş evlilik akdi paylaşılan aile değerlerini zayıflatabilir ancak tabii olarak bitiremez.

Toplumsal bir kurulum olan evlilik kurumunun iflası kadınların sosyal, psikolojik, hukuksal, ekonomik yükselişi ile doğru orantılı olarak artmaktadır. Kadının özel alandan kamusal hayata doğru geçiş süreci, dünya çapında sosyal ve hukuki emsaller, gelişen teknoloji ve kümülatif bilgi ve bilinçlenme süreci evlilik kurumu ringinde güçlü bir rakip yaratmaktadır. Son zamanlarda artan boşanma oranlarından dem vuran eril zihniyet kaçak dövüş yapıyorken yahut maça hükmen yenik sayılarak çıkan rakiplerinden, aynı koşullarda adil dövüşecek rakiplere doğru evrilen süreci yozlaşan toplumsal değerler olarak dile getirmesi kontrol kaybının neden olduğu patolojik bir reflekstir. Dört duvar arasına sıkışmış, ekonomik bir dayanağı olmayan, görünürde var olan ancak işlerliği olmayan “hukuki güvenceler!” ve baskıcı toplumsal normlar karşısında aciz ve çaresizken evlilik kurumunun devam ediyor olması günümüzde artan boşanma olaylarının yozlaşan değerler açıklamasına da mantıklı bir emsal oluşturmamaktadır. “Bu evden gelinlikle çıkan kefenle döner” gibi sapkın ve sadist yaklaşımlar, “Bu kapıdan çıkarsan bir daha dönemezsizin, (varsa) çocukları da göremezsin” gibi izole edici ve dışlayıcı yaklaşımlar, “Ben olmazsam, ya da sen gidersen açlıktan ölürsün/ölürsünüz” gibi yoksun bırakmaya yönelik tehditler ve “Sokakta kalırsın, kimse kabul etmez kötü yola düşersin” gibi beden bütünlüğü ve kişi namusunun garantörlüğünü üstlenen saplantılı zihin mekanizmaları karşısında devam eden evlilik kurumları her şeyin yolunda olduğuna elbette ki işaret etmiyor.

Kadınların ekonomik özgürlüğünü kazanması, iyileştirilen hukuki süreçler, pozitif yöndeki toplumsal değişimle kadının sosyal statüsünün iyileştirilmesi ve geliştirilmesi; erkekler tarafından güç ve kontrol kaybına uğradığı yönünde patolojik bir yanılgıyı da sebep olmuştur. Tek taraflı kontrol ve frenleme mekanizmasına, genel ve özel politikaların belirlenmesi ve yürütülmesine, ev içindeki statülerin belirlenmesine ve öfke patlamalarına yeni bir tarafın, paydaşın eklenmesi bu yanılgının katalizörü olmuştur. Ev işlerinin kadının doğal görevi olmadığı ve tüm tarafların ortak sorumluluğunda olduğu, maddi girdilerin eşit olarak ihtiyaçlar doğrultusunda paylaştırılacağı, karşı tarafın kişiliğine, karakterine yapılan saldırının karşı tarafın da yapma eylemini meşrulaştıracağı süregelen dengeleri bozmaktadır. Bu durum kadınlar açısından kişisel ve haksal bir müdafaa, erkekler için yozlaşan değerler ve kadının negatif değişimi olarak tanımlanmaktadır.

Sonuç; bir karşımızda güçlü rakiplerin olması bizi adil dövüşe sevk ediyor. İki kadının güçlenmesi pozitif bir ayrımcılık ya da bahşettiğimiz bir lütuf değil bugüne kadar gasp ettiğimiz haklarının iadesidir. Üç kadınların tabii parçası olarak gördüğümüz şeyler tamamen entegre ettiğimiz eril kurulumlardır. Dört erkeklerin haklarımız elden gidiyor diye veryansın ettikleri de hak değil orantısız olarak oluşturdukları suni imtiyazlardır.

Baver Fırat ESMER

 Sosyolog

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 8 YORUM
  1. Remziye elitog dedi ki:

    Ekonimik özgürlük,sosyal statü bencede evliliklerin güzel ve eşit haklarda ilerlemesini saglıyo.
    Benim kendi fikrimde evliligin ilk 5 çok önemli,ilk 5 yılda boşanmıyan çiftler kolay kolay boşanmıyo!

  2. Bawer Fırat Çetinkaya dedi ki:

    Peki gelişen feminist hareketlerin bosanmada etkisi yokmudur üstad :)

  3. Celal dedi ki:

    Değerli meslekdaşımıza kısmen katılıyorum bazi sosyolojik gercekleride goz ardi etmemiz lazim bu memleketin kadinlarin çoğunluğu okuma yazmadan mahrum birakmislar o yuzden öğrenilmiş çaresizlik kaçınılmaz oluyor….

  4. Mayda dedi ki:

    Kişisel görüşünüzü ve duygularınızı tabiri caize janjanlı kavramlarla, terimlerle ve halk ağzından çıkan cümleleri çürütecek, var olan kanıksamaları giderecek ölçüde yazmışsınız. Bir nevi önce kendinizi ikna etmeye çalışmışsınız. Tebrik ederim…

    1. Baver Fırat ESMER dedi ki:

      Ben toplumun yarattığı bilişsel ve duyuşsal olarak izole edilmiş yuları boynunda içtimai jargonla konuşmaktansa cafcaflı terimlerle yüreğimden ve zihnimden geçeni dile getirmeyi tercih ederim. İsabet bir saptama kanıksamalar insanların gönüllerine darağacı kuruyorsa sehpaya tekme atmak yerine o ağaçtan kalem yontup giderici ölçüde yazmayı, elimde silgi varoluşlarını silmek yerine kalemle altını çizmeyi yeğlerim. Duygu ve düşünceler içsel keşif sürecinden, iç yolculuktan dış yolculuğa bir istikamettir. İç yolculuğunu tamamlamadan dış yolculuğa çıkmak gafletten ancak bir karış ötedir. Yani Kendim ikna olmalıyım ki dış yolculuktaki gaflet uykusunda tatlı rüyalar görmemeliyim. Zira rüyaları gerçekleştirmenin en kestirme yolu UYANMAKTIR… Sevgiler Mayda…

  5. Esra Avcı dedi ki:

    Fırat bey makaleniz cidden çok beğendim ve faydalı olduğunu düşünüyorum. Ancak işim gereği de yaptığım çıkarırlar neticesinde şunu belirtmek isterim ki”Boşanmaların büyük ve önemli bence temel sebeplerinden birisi de eşlerin evlilik öncesi birbirlerine rol yapmalarıdır” diyorum. Tabiki naçizane fikriniz ne yöndedir bunu bilemiyorum

  6. Baver Fırat ESMER dedi ki:

    Esra Hanım öncelikle güzel yorumunuzdan dolayı teşekkür ederim. Cevap geciktiği için de affınıza sığınıyorum. Elbetteki söylediğinize katılıyorum bu da bir faktör. Ve hepimizin yaptığı ama kimimizin az kimimizin çok yaptığı bir hata. Temelinde kazanma ve kaybetme güdüsü yatmakta bu yüzden kişilik ve karakter yansımaları realiteden uzaklaşan simülasyon formlara ulaşabiliyor. Toplumsal algı ve yetiştirilme tarzlarımız da öz benlik algımızın, özgüvenimizin, kendimizi kabullenme ve gerçekleştirme özelliklerimizin tam manasıyla gelişmesini engelliyor ve bilinçdışına ittiğimiz ve akabinde aşağılık kompleksi olarak zuhur etmesine neden oluyor. Keza manevi duyguların samimi ve önem arz eden formlar olarak değil de baskılanarak hipotetik olarak zerk edilmesi de bu yanılgıya düşürebiliyor bizi. Çok daha teferruatlı hasbihal edilmesi gereken bir konu ancak umarım yazdıklarım bir nebze de olsa kendimi ifade edebilmeme yardımcı olmuştur. Zira insan bir mikrokozmozdur ve evrenin tüm içkin özelliklerini barındıran bir prototiptir. Saygı ve sevgilerle…

  7. Anonim dedi ki:

    İyi

BİR YORUM YAZ