Kalitatif-Kantitatif Tartışması

  • 14 Mart 2015
  • 1.465 kez görüntülendi.
Kalitatif-Kantitatif Tartışması

Kalitatif-Kantitatif Tartışması {qualitative versus quantitative debate) Sosyoloji disiplini içinde, kalitatif ve kantitatif araştırmalar arasındaki temel bir ayrım yapma lehinde ve aleyhindeki savları içeren •metodolojik bir sorun.Bu tartışmanın kaynağı, sosyologların sosyoloji içindeki farklı •epistemolojik konumlara bağlı olarak yaptıkları ayrımdır. Kantitatif metodoloji genellikle *pozitivist epistemolojiyle ilişkilidir ve çoğunlukla sayısal veri toplama ve analiziyle bağıntılı görülür. Kalitatif metodoloji ise, genellikle yorumlayıcı epistemolojiyle ilişkilidir ve daha çok, •anlamlara yapılan vurguyla birlikte anlamaya dayanan veri toplama ve veri analizi biçimlerine gönderme yaparak kullanılır. Kalitatif-kantitatif tartışması 1970’lerde dikkat çekmeye başlamış ve sosyoloji ders kitaplarında bilimsel ya da pozitivist metodolojinin öncelik tanınmasına gösteri  gösterilen güçlü bir tepkiyle birlikte yayılmış, tır. Sosyoloji ders kitaplarında, kalitatif ya da “esnek” tekniklerle ilgili bölümler (tabii varsa) genellikle, kantitatif ya da “katı” veriler kullanılarak daha kesin biçimde test edilebilecek •hipotezlerin formüle edilmesini hazırlayan sezgiya da önseziler sağlamak amacıyla ele alınıyordu. 1970’lerle birlikte •fenomenolojik yaklaşımlara ilginin artması, *sosyal bilimlerde doğa bilimsel araştırma modelinin geçerliliği konusunda birtakım şüpheler doğurmuştur.İki yaklaşımı uzlaştırmaya yönelik ilk girişimlerden biri, 1981 ‘de Sociology dergisinde Michael Mann tarafından yapılmıştır. Mann, tüm sosyolojik araştırmaların “sosyo-lojik”in aynı geniş şemsiyesi altında toplanabileceğini ileri sürmüş, fakat bu andan itibaren tartışma, öncelikle bir verinin farklı türlerinin temelinde yatan epistemolojilerin, herhangi bir birleştirme ya da uzlaştırma girişimine izin vermeyecek ölçüde çeşitli olduğuna inananlarla, analiz çerçevelerini iki türden veriyi de kapsayarak tasarlamaya çalışanlar arasında devam etmiştir. Analiz çerçevesini iki veriyi de kapsayarak tasarlamaya örnek olarak Norman Denzin’in •nirengi (üçgenleme) stratejisi verilebilir.Bu konularda çalışma yürüten araştırmacılar, son zamanlarda, iki tür veri arasındaki ayrımın, kuramsal tartışmada iddia edildiğinden çok daha fazla belirsiz kaldığına; ayrıca, farklı metodolojilerin mutlaka belirli epistemolojik konumlara bağlı olmadığına ve basit bir ikili tipoloji sınıfladırmasına karşı, sürekli yeni analiz tekniklerinin ortaya çıktığına dikkat çekmişlerdir.Bu tartışma kısmen -ama sadece kısmen- *makro-sosyoloji ile mikrososyoloji arasındaki ayrımla paralellik göstermektedir. Bazı araştırmacılar, toplumsal yapıların, kurumların makro düzeydeki düzenlilikleri ve ilişkilerini gözlemleme, analiz etme ve onlar hakkında veri toplamayla, insan aktörlerin mikro düzeydeki etkileşimleri ve nedensel süreçlerini gözlemleme ve analiz etme arasında özsel bir fark olduğunu öne süren bir duruşu benimserler. Bu eğilimlerden birincisi kantitatif analize yaklaşırken, ikincisi yorumlayıcı anlamayı teşvik etmektedir.Kısa bir süre önce kaleme alınmış ve tartışmaya müdahale edici nitelikteki önemli bir metinde Gary King ve arkadaşları (Designing Social Inquiry: Scientific Interference in Qualitative Research, 1994), uzun uzadıya ve ayrıntılı biçimde Mann’ın gözlemini yeniden gündeme getirmiş ve sosyal bilimsel araştırmanın çeşitli stilleri olmasına karşın, bilimsel çıkarsamanın tek bir mantığı olduğuna işaret etmişlerdir.Dolayısıyla, iyi kantitatif araştırma ile iyi kalitatif araştırmanın mantığı birbirinden farklı değildir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ