Kitle Kültürü ve Toplumda Oluşturduğu Algı

Cansu Taşar

Yazarın şu ana kadar yazılmış 12 makalesi bulunuyor.
  • 30 Kasım 2015
  • 6.055 kez görüntülendi.

zeynep

  Genellikle popüler kültür ve moda kültürünün ihtiyacına göre üretilip, amaçları çerçevesinde oluşturulan ve bunlarla beraber hayatın sadece tüketim alanında kendisini göstermeyen, sosyal hayatta bütün olarak var olan “tüketilmek için üretilen” kültüre “kitle kültürü” denilmektedir. Bu kültürün üretilmesi genellikle endüstri çapında globalleşen ve sanayi anlamında ün kazanmış markaların, firmaların koşulları çerçevesinde oluşmaktadır. Bu kavram; toplumdaki üst grupların ve tabiri caizse seçkin tabakaların afyonuna göre şekil alan, medya ve reklam unsurlarıyla beslenen, alt tabakalara empoze edilmesiyle de amacına ulaşan bir kavramdır.

    Frankfurt Okulu tarafından geliştirilen, kullanılan ve okulun genel yaklaşımını ifade eden ana kavramlardan birisidir kitle kültürü. Bu sebeple Frankfurt okulunda özellikle Adorno ve Horkheimer’in yaptığı çalışmalarla eleştirisel teori etrafında tartışılmıştır. “Frankfurt Okulu’nun kitle toplumu kuramında iki tema hâkimdir: 1- Yoğun ekonomik ve teknolojik gelişme karşısında geleneksel toplumsallaşma kurumlarının zayıflaması ve 2- İnsanın emek ve etkinliği sonucu ortaya çıkan nesnelerin insan kontrolünün dışında gözüken bağımsız, özerk güçlere dönüştüğü kültürün artan somutlaştırması. Böylece, kitle toplumu parçalanmış insanı “anlaşılmaz bir zorunluluk” tarafından yönetilmektedir”(Swingewood, 1996, s.32). Anlaşılacağı üzere kitle kültürü kendini dayatabilmek üzere bu iki çıkarımdan beslenir ve sonucunda toplumların algılarının değişmesinde olumsuz yönde, görülmez bir altyapı oluşturur.

    Adorno ’ya göre özellikle endüstri ürünlerinin sayesinde insanlar kaçmak istedikleri dünyadan uzaklaşır ve bir şekilde kendini uyutur. Ancak bu kaçış geçicidir ve gerçek değildir. Bu sebeple kaçmak isteyen insanların sistemi nasıl güçlendirdiğini göstermeye çalışmıştır. Kültür endüstrisinin metalar eşliğinde yayıldığını ve bu metaların ardına saklandığını, insanların bunun arkasındaki sebepleri göremeyerek, farkında olmadan siyasal ve ekonomik çıkarları beslediğini ve içselleştirdiğini söyler. Ona göre; kültür endüstrisi, ürünleriyle yaşamdaki olumsuz faktörlerin doğal nedenlere ya da tesadüflere bağlı olduğunu düşündürür ve bir avunma hissi doğurur.

    Özellikle 20yy’da Avrupa’da yaşanan devrimler ve endüstriyel akımların kendi kendilerine karar verip, toplumu yönlendirecek kadar büyümesiyle bu kültür, çeşitli makineleşme, bazı teknolojik gelişmeler ve sosyal hayatı kolaylaştırıcı unsurların bulunmasıyla kendisine oluşacak bir zemin bulmuştur. Dolayısıyla bu değişim ve gelişim birbirinden etkilenerek sadece endüstriyel ve iktisadi alanında olmamış, bunu kalkınma olarak görenler geleneklerin ve kültürün de değiştirilebileceğini düşünmüşlerdir. Geleneklerin ve yaşayış tarzlarının genel bir kapsayıcısı olan kültür, kavram olarak aynı kalmış, fakat yozlaşma ile birlikte kendi özünden sıyrılıp,  getirdiği anlam, amaç, gereklilikler ve yaptırım olarak farklı bir şekilde içi doldurulmuştur. Kitlelerin hayat standartlarının değişmesi sadece ekonomik ve bilimsel alanda sınırlı kalmamış, kültür alanında kendisine amaçlar bularak, değerlerin de değişmesine neden olmuştur.

    Ahlak ve geleneklerin yozlaşarak silinmesi, insanların birbirlerine ve kültürlerine yabancılaşması sonucuyla burada farklı tespitler doğmaktadır. Toplumlar hem bu değişmenin neticesinde kendi özlerinde yabancılaşmakta, hem de birbirlerine benzeyerek, aynılaşmaktadırlar. Bu tespitleri 2 şekilde sınıflandırmamız tutarlı olacaktır. Birincisi; Bu yabancılaşmanın getirdiği sonuçlar toplumsaldır ve toplu bir şekilde, kitlesel olarak değerlere uzaklaşma görülmektedir. İkinci ise; reklamı yapılan bu unsurlar, toplumsal bir kabul gibi görülerek dayatılmış, yaşam biçimlerini aynılaştırmıştır. Tüm insanların birbirine fiziki (kılık-kıyafet-tarz) ve bireysel amaçlar doğrultusunda benzemesini sağlanmıştır. Bu ise bireysel ve kişisel niyetlerle ele alabileceğimiz bir şekilcilikten öteye gidememektedir. Yozlaşmadan önceki ahlak ve geleneğin getirdiği kurallar kabul edilip, bir kültür olarak tanımlanırken, bu yeni kitle kültürü kendisini toplumsal değerlerden uzak, aynılaştırmaya ve bireysel kıyasları ortadan kaldırıp tek tipleştirmeye götürmektedir.

    Medya’da gördüğümüz ve genellikle moda olan ürünler sürekli sosyal medya desteği ile tüketicilerin karşısına çıkarılmaktadır. Bu anlamda genellikle üst kesimdeki ya da daha ünlü insanların üzerinde tanıdığımız bu ürünler sanki alınması zorunluymuş gibi bizlere dayatılmaktadır. Bu izlenilen politikada genellikle önemli olan ürünlerin adı geçen ünlü kişiler, oyuncular, sanatçılar çevresinde dayatılıyor olmasıdır. Böylece reklam ve marka ilişkisi, tüketici boyutunda gözler önüne serilir ve belli bir kültür endüstrisi oluşturulur.

    “Kitle iletişim araçlarının amacı popüler kültür ögelerini toplumlarında yayarak güçlenmelerini sağlamaktır. Amaç para kazanmaktır. Bilgiyi, güzelliği, estetiği, mükemmelliği yakalamak değildir. Burada amaç, doğruyu, güzeli aşılamak değil, ürünün daha çok kişiye ulaşmasını sağlamaktır”(Gönenç,Kitle Kültürü ve Kitle İletişimi”, s.137).

    Kültürlerin oluşumunda etkili olan unsurlar geçmişimizde derin bir tarihsel süreçten geçerek kendisini yaratmıştır. Gelenek ve göreneklerin getirdiği davranış kalıplarından kimisi topluma uyarlanıp mekân tutmuş, kimisi yer edinememiş, kimisi uygulanıp atıldıktan sonra belirli tortu ve türemler oluşmuştur. Fakat kitle kültürü bunun aksine kendi içinde, kendi tekelciliği ve bireyciliği sayesinde çıkarlarına uygun şekilde yaratılıp, toplumdan bağımsız bir alanda üreyip, kendine toplum sahası içinde bir kılıf aramaktadır.

    “Kitle kültürü gündelik yaşamın bir kültürüdür. Gerçekliğin olumsuz yanlarından kurtulmaya yarayan, yapay mutluluklar üreten bir kültürdür. Popüler kültür de giderek kitle kültürü tarafından emilmiştir”(Oktay, “Türkiye’de Popüler Kültür”, 1993).

    Toplumda değişim ve gelişim gösteren sanayileşme akımı, sonrasında yaratıcısı ve destekleyicisi olduğu kitle kültürü ile karşılaşmıştır. Bu kültür nihai amacını, şehirleşme, makineleşme, mekanikleşme ve bu seküerleşme dönüşümlerinden almıştır. Bir anlamda kapitalist toplumların buyruğundan ve fikrinden tohumlarını alan kitle kültürü, kendisine yön verip, geliştirecek yeni organizmalar ve düşünceler bularak ilerlemiştir. Bu değişmeler ile birlikte toplumların kendi değerlerine yabancılaşmaya başlaması, yozlaşma ile büyüyen sosyal yaşam değişimi(statü, zihniyet, yaşam tarzı, din, dil vb.) kitle kültürünün bir sonucu olarak yorumlanabilir.

Aşınan bu değer yargıları ile birlikte bilgi birikiminin artması, iş gücünün gelişmesi ve yönlendirilmesi, sermayenin değerlendirilmesi ve bütün bu kaynakların belirli kesimlerce kullanılması, “bu kullanımın yayılması ve kitlelerce destek bulması” sorununu çıkarmıştır. Yapılan kazancı arttırmaya yönelik politikaların amacına ulaşması için kendisini kabul ettirecek belli topluluklar bulması gerekmektedir. Kitle kültürü ürünleri, toplu tüketimin sağlanabilmesi için egemen olan siyasal rejimin desteğine bağlı olup, siyasal dayatmanın bir amacı haline gelmektedir. Çeşitli politikalar; siyasi konumdaki insanların isteği ve bu sermayeyi elinde bulunduran merkez konumdaki insanların anlaşmasıyla taraf bulur. Bu belirli amaca yönelik tüketimin gerçekleşmesi için strateji yaratmak ve var olan stratejileri yönlendirmek, belirli dayatma mekanizmaları bulmak, çeşitli duyguların sömürülmesi desteği şart koşulmuştur.

Sözleşmeyle ortaya çıkan ve sonunu robotlaşmaya doğru götüren kültür, dayanağı olarak kitleleri ve bunun empoze edilebileceği tabakaları görmüştür. Tabakaların değerlerini manipüle edilmesi ve sömürülmesi, bu kültürün bir çığ gibi büyümesine, yaratıcılıktan yoksunluğa yol açmıştır. Bu uyuşturucu mekanizmalar, insanların boş zamanını ve gündelik hayatını ele geçirerek onları toplumsal ve siyasal yaşamdan uzaklaştırmıştır.  Uzaklaşan insanlar giderek yalnızlaşarak, onlar için kabul edilen doğrulara kafa yormayıp, bunları direkt olarak kabul etmekte, kolaycılığa ve çaba göstermemeye alışmaktadırlar. Bu düşüncenin fonksiyona ve şekle bürünmüş hallerini toplumun her kesiminde ve her alanında görmek mümkündür. Ne yazık ki toplumlar artık insanların bilinçlerinin emildiği, düzene adapte edilmeye çalışılan, birer “robotlaşmış insan toplama kampları” haline gelmişlerdir.

Cansu TAŞAR

Cansu Taşar

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ