Köle Gibi (Ç)alışmak

Alican Çetinkaya

Yazarın şu ana kadar yazılmış 11 makalesi bulunuyor.
  • 06 Haziran 2015
  • 972 kez görüntülendi.

23

        3 kuruşa köle gibi çalışıyoruz. Fazla mesai mecbur ama parası ödenmiyor. Hem hakkımız yeniyor hem de ücretler dengesiz dağıtılıyor.’ Kocaeli, Bursa, Ankara, Eskişehir ve İzmir gibi çeşitli illerde başlayan işçi grevleri ve bu grevlerde sıklıkla dile getirilen bir cümle bu. ‘Köle gibi çalışıyoruz, hakkımız yeniyor.’ İşçilerin sendikasız bir şekilde bu kadar kitlesel bir eylem yapmaları ve bu eylemler dahilinde Türk metal sendikasının fabrikalardan çıkarılması ve buna bağlı olarak gerçekleşen ücret dengesizliğinin giderilmesi talepleri bu süreçte dikkat çekecek noktalardır. Fakat bu yazıda dikkat çekilecek husus ‘köle gibi çalışma’  olacaktır.

        İşçiler hem işvereni hem de sendika yönetimini aynı işe farklı ücret politikası uygulamakta suçluyor. Fakat gel gelelim aldıkları ücret az ya da çok olsun hiçte öyle köle gibi değiller! Aslında biraz abartıyorlar köle gibi çalıştıkları, köle gibi oldukları, kölelik şartlarında oldukları filan yok! Şimdi bu tezimizi biraz destekleyelim.

        Kölelik, eski çağlardan 19. yüzyıla kadar süren uzun bir tarih boyunca çeşitli biçimlerde var olmuştur. Köleler, kendilerinden istenen her türlü işi yapmakla yükümlüydüler. Köleler ‘efendilerine’ bir kez satılır ve onun istekleri doğrultusunda verilen görevleri yerine getirirlerdi. Şimdi gelelim bizim günümüz işçi profiline. İşçi ise kendini bir kez değil defalarca satmak zorundadır. Emeğini her gün hatta her dakika satmak ve emeği karşılığında verilene razı olması ondan beklenen davranıştır.Köleler daha çok ev hizmetlerinde ve tarımda çalıştırıldılar. Ve bu işlerde çalıştırılan köleler ‘efendilerinin’ çıkarı gereği ‘efendileri’ tarafından güvence altındadırlar. Çünkü kölelerin geçimi iyi sağlanmalı ki ‘efendisine’ iyi hizmet etsin. Günümüz işçisi ise işveren tarafından bu tür bir güvence altında değildir. Çünkü işçiyi güvence altına almaz ki işçinin üzerinden sağladığı emeği yine işçiye satabilsin. İşçi hem emeğini satmak zorunda kalır hem de emeği karşılığında elde ettiği metayı satın almak zorundadır. Bu yüzden bu tür bir güvence altına alınmaz.

         Başta da belirttiğim gibi köle ‘efendisine’ bir kez satılır ve emeğini satmak için bir rekabet içerisine girmez. Tabi daha iyi şartlarda yaşamak için emeğinin niteliğini daha çok çalışarak arttırabilir. Fakat işçi ise sürekli rekabet halinde olmak zorundadır ve piyasadaki rekabetten işverenin olumsuz etkilenmesi ilk olarak işçiyi etkiler. Piyasadaki olumsuz bir dalgalanma işçinin ücretine yansır ya da fazla mesai yapmasına sebep olur.Bu örnekler daha çok arttırabilir ama günümüz işçisinin güvencesi, hayat şartları, geçim koşulları kölelik koşullarının da altında bir noktadadır. Örneğin  işe yeni başladığımızda, daha işi özümsemeden önce, kendimizi amirlere, üstlere ve ortama kabul ettirme peşinde koşarız.Çünkü sistem, öğrenilmiş köleliği yerleştirmiştir zihnimize. Sistem, hayatımızı bizden alır, onu bizim için planlar ve bize karşılığında ücret öder. Bizde sadece bir makine gibi sonuna kadar uyum gösteririz. Sonuç olarak kendiliğinden sendikal bir mücadeleden yoksun olarak ortaya çıkan bu grevler aslında ‘kölece yaşamdan’ da zor şartlarda çalışmak zorunda bırakılan işçilerin bir sınıfsal bilinç elde etmeleri açısından önemlidir. Toplumsal boyutta etkili olsun ya da olmasın bu tür eylemler bilinç oluşturma ve farkındalık açısından önemlidir.

Alican ÇETİNKAYA

YAZARIN SON YAZILARI
Güvensizlik - 13 Aralık 2015
Fil,Fare Doğurdu - 14 Kasım 2015
Şimdi Sırası Değil - 18 Eylül 2015
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Anonim dedi ki:

    Başta ironiyi anlamadım eleştiri yöneltecektim fakat yazıyı okudukça bu ironi hoşuma gitti tebrik ederim.

BİR YORUM YAZ