Korku Toplumu

Serap Balyemez

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.
  • 18 Mart 2016
  • 1.629 kez görüntülendi.

images (2)
Distopya romanlarına genel hatlarıyla baktığımızda ; toplumsal yaşamda birey –devlet arasındaki ilişkinin , oligarşik ,totaliter devlet yönetimlerinin , devletler arasındaki çıkar çatışmasında ezilenlerin penceresinden dünyaya bakışın, savaşların şiddetin yıkıcılığının , özgürlüğe,eşitliğe yapılan vurguların ele alındığını görürüz. Her ne kadar distopya romanlarındaki kurgu yaşanılan dünyadan uzakmış gibi görünse de satır aralarındaki mesajlar tam olarak günümüze, yakın çağa denk düşer . Nitekim; distopya romanlarında bir ‘’korku kültürü’’ vardır bir ’’ korku toplumu’’ yer alır. Bu korku bazen totaliter yönetim anlayışından bazen modern hayatın getirdiği sancılardan bazen insanın vahşi yönünden korkudur. Son dakika diye gelen haberlerle , yaşanan elim olaylarla korku toplumuna çok da uzak değiliz . Yaşadığımız çağ Ulrich Beck ‘in söylemiyle bir tarafta yaşantımızı güvene alırken diğer yandan risklerle doludur; nükleer bombalar , terör olayları ile doğanın dışındaki tehlikelerle risk toplumunun içindeyizdir. Bu risk toplumuna paralel bir korku toplumu da oluşmaktadır .
Korku toplumunda toplumsal güvenliğin ciddi şekilde tehlikede olduğu aklımızın bir köşesinde yer edinir. Oysa korku toplumu köreltir . Büyük şehirde isen metropolde yaşıyorsan bir korku toplumunun içinde olmak demek, diken üzerinde yaşamaktır. Her an her şey yaşanır tedirginliği içinde kişilerden kitlelerden korkmak demektir . Yaşanan Ankara olayları ile ‘’olayları ‘’ diyorum üzüntüyle bir korku kaosunun içindeyiz . Hayata tutunuşları terörle koparılan, beş dakika önce sevdiği insanlarla gülen beş dakika sonra ailesine kavuşacak olan kaç can gitti, kaç masum hayatın acısı kaldı . Kimi sevdiği insandan daha yeni ayrılmıştı ,kimi on dakika sonra evine gidecekti, kimi görevinin başındaydı…Belki de gün rutinliği ile devam ediyordu ama ediyordu ! Devam ediyordu . Acılar peşi peşine geliyor korkular tekrar tekrar üretiliyor. Geriye kalan insan yaşadığına sevinemiyor , bunu atlattın peki ya sonra ? ve nerede olabilir ? düşüncesi kemiriyor içini… Ki terörün toplum üzerinde yaratmak istediği düşünce de bu değil mi ? Korkunun topluma sirayet etmesini istiyor . Toplumsal düzeni-barışı bozan terör olayları ; bir tarafta masum hayatları alırken öte tarafta geriye kalan bireylerin travma yaşamasına , tedirginlik içinde kalmasına yol açmaktadır.’’ Teröre ilişkin tanımlarda en sık vurgulanan yönler, terörün siyasal amaçlara ulaşmak amacıyla planlı şekilde kullanılan dil, söylem , araç ,yöntem ve stratejiye işaret etmesi ve doğasında stres ,korku ,endişe ,kaygı ,panik ,telaş ve dehşet duyguları uyandırma özellikleri barındıran şiddet eylemidir . ‘’ Bu eylemlerin kısa sürede aynı şehirde üçüncü kez yaşanması ile insanlar birbirini daha çok tembihler oldu . Gelen telefonlar hep bir panik hep tedirgin ‘’aman dikkat ‘’ cümleleri , okula gitme , AVM ‘den uzak dur , dışarı çıkma uyarıları . Balkona çıkarken bile tedirgin mi olalım ? Korkusuz korkaklar olduk ; bir yanımız terörün istediği zaten pasif, korkulu insanlar olmamız hayır böyle olmayacağız derken diğer yanımız tedirgin halde acaba ? ile dolu oldu.
Öte taraftan toplumun bir kısmı korku ve tedirginlik içinde iken bir kısmı acıya karşı yabancılaşmış duyarsızlık başlamış . Nitekim; Ankara patlamasının yaşandığı gün patlamadan sonra insanlar olay yerini terk etmeye Kızılay’dan uzaklaşmaya ara sokaklara girmeye başladı . Ara sokakta lokantanın sokağa açık tarafında yemek yiyen bir müşteri önce kalabalığı görünce panikle masadan kalktı sonra ise arkadaşına dönüp: ‘’ Gel , gel yemeğini ye diyerek ‘’ sanki yanı başında bir can pazarı yaşanmamış sanki korku panik içinde insanlar yanından geçmemiş gibi çok rahattı . Korkuya kendimizi hapsetmeyelim derken sakinliği biraz abartıp ipin ucunu duyarsızlığa mı bırakıyoruz yoksa ?
Distopya romanlarından fırlamış gibi insanın insana, insanın kendisine yabancılaştığı, duyduklarının – gördüklerinin artık onu şaşırtmadığı veya korkunun köleleştirdiği bir ülke değil , istediğimiz zaman istediğimiz yerde doğusu batısı güneyi kuzeyi fark etmeksizin tenhayı ,kalabalığı düşünmeden nefes aldığımız bir ülke istiyorum . Kendi cehennemimizi kendimizin yarattığı; geriye acı hikayelerin geriye yarım kalan hayatlarla dolu bir ülkenin bir dünyanın değil, insanın insana tutunarak korkunun kaosun yok olduğu ‘’güven toplumunun ‘’oluştuğu bir coğrafya istiyorum . Çok mu fazla ütöpik ?

Serap BALYEMEZ

YAZARIN SON YAZILARI
Göçün Kadınları - 5 Mayıs 2016
Vesikalı Yarim Üzerine - 10 Nisan 2016
Korku Toplumu - 18 Mart 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Anonim dedi ki:

    hocam iyi yazmışsınızda okuduğumuzda cümlelerde kopukluk gördüm sanki

BİR YORUM YAZ