Lacan, Jacques

  • 14 Mart 2015
  • 370 kez görüntülendi.
Lacan, Jacques

Lacan, Jacques (1901-1983) Sigmund »Freud’un çalışmalarını Ferdinand de »Saussure’ün yapısal dilbiliminin ışığında yeniden yorumlayan Fransız psikanalist ve tıp doktoru. Paris Tıp Fakültesi’nde dersler veren Lacan, 1963’te Ecole Pratique des Hautes Etudes’de konferans sorumlusu olmuş ve Ecole Freudienne de Paris’yi kurmuştur.»Yapısalcı ve *post-yapısalcı hareketlerle sıkı bağlar kuran Lacan’ın 1960’larda düzenlediği seminerler Paris entelektüel yaşamının odak noktasına yerleşmiştir. Onun genellikle cinaslarla, sözcük oyunlarıyla dolu ve anlaşılması güç çalışmaları; Freud’un hipotezini harfi harfine değil, daha çok simgesel biçimde yorumlaması ve özellikle,Freud’un tartışmalı “penis kıskançlığı” fikrinin mecazi anlamda değerlendirilmesi gerektiği iddiasına bağlı olarak feminist kuramda derin izler bırakmıştır.Lacan bilinçdışının dile benzediğini, çünkü metafor ve metonimi kullanarak, simgesel düzeyde işlediğini ileri sürer. Pek çok kişi Lacan’ın Freudcu kuramı yeniden ele alışını son derece önemli görmüş, çünkü Lacan, Freud’un tartışmalı ve çelişkili olan, tüm bireyleri özdeş gelişme modellerine indirgeyen biyolojik “dürtüler” bulunduğu düşüncesinden uzak durmuştur. Lacan’a göre dil, anlamı kültür üzerinden inşa eder. fakat dilin kendisi de değişkendir.Böylece değişim, hem toplumsal hem de kişisel düzeyde yalnızca mümkün olmakla kalmaz, aynı zamanda kaçınılmaz olur. Lacan’ın kuramı, »kimlik ve »öznelliğin gelişmesinin, biyolojik belirlenimden ziyade toplumsal düzeyde inşa edildiğinin anlaşılmasını sağlamıştır.Lacan’ın genel kuramsal sisteminin can alıcı noktasını bebeğin gelişiminde “ayna evresi” fikri oluşturur.Daha önce kendisini annesinden ayrı bir varlık olarak düşünmemiş bebek, yaklaşık altı aylık olunca ayrı bir varlık olduğunun farkına varır. Lacan, bu süreci örneklemek için ayna metaforunu kullanır. Bebek, annesine aynaya bakar gibi bakar ve karşısında, tutarlı ve birleşmiş bir bütün olarak gördüğü geri yansımış bir imge bulur. Aslında, gördüğü imge kendisi değil, annesi/ötekidir.İnsan ruhunu ikiye ayıran etken işte bu yanlış yorumdur; çünkü hepimiz, olmak istediğimiz şey ya da kişi gibi görünen, ama yine de gerçekte bize uzak ve yabancı olan herhangi bir şey ya da kişiyle özdeşleşiriz. Bu özdeşleşme de, egonun bütünlüğüne ve sağlamlığına dair, Lacan’ın sürekli yeniden inşa edilen bir süreç şeklinde yorumladığı bir yanlış inanca yol açar.Bebek büyüdükçe annesine âşık olur ve babasını, annesinin kendisine ait olması arzusuna karşı bir tehdit saymaya başlar. Lacan bilinçdışını yaratanın, anneye duyulan özlem ile bu özlemin,  bebeğin gözünde kültürü ve dış dünyayı simgeleyen baba tarafından yadsınması olduğunu savunur. Bu süreç çocuğu, yani özneyi, bilinç ve bilinçdışı şeklinde ikiye ayırır ve bu sürecin tamamı, genç bir çocuğun dili kavrayışının ana parçasını oluşturur.Toplumsal cinsiyet farklılığının farkında  olmak ve cinsellikle oluşmuş öznelliğin edinilişi de bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır. Gerçekte, “farklılık” düşüncesinin tümü Lacan’ın kuramında temel bir yere sahiptir.Sosyologlar, Lacan’a en çok merkezsizleşmiş karmaşık *özne ve »toplumsal cinsiyet farklılıkları kavramları için başvururlar. Lacan’ın muhtemelen en kolay ulaşılabilen eserleri, Ecrits (1966) ve Four Fundamental Concepts of Psyhoanalysis’dir (1979). Elizabeth Grosz ise, Jacques Lacan: A Feminist Introduction adlı eserinde, Lacan’ın belli başlı görüşlerinin açık ve yararlı bir değerlendirmesini sunar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ