Marx ve Engels’in Alman İdeolojisi – Feuerbach Tezleri Üzerine Bir Değerlendirme

Sinan Karabıyık

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.
  • 18 Ocak 2016
  • 1.109 kez görüntülendi.

marx engels

Marx ve Engels’in Alman İdeolojisi – Feuerbach Tezleri Üzerine Bir Değerlendirme

K. Marx ve F. Engels’in Feuerbach üzerine geliştirdiği on bir tez üzerinden spesifik olarak kitaptan bazı alıntılar yaparak açıklamaya çalışacağım. Tezler üzerinden gidilecek olursa: Birinci ve ikinci tezde, en genel anlamda materyalizmin ve idealizmin eleştirel olarak değerlendirilmesi yapılmıştır. Felsefenin bir düşünce alanı olarak sınırlarının görülmesi ve genel olarak toplumsal pratiğin, aktivitelerin, eylemlerin ve özel olarak üretim pratiğinin teorik olarak kavranışı; felsefe (düşünce) ve gerçeklik (toplumsal pratik) arasındaki ilişki gibi temel konular üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Marx ve Engels Alman İdeolojisi kitabında konuya ilişkin olarak:

“Şimdiye kadarki tüm materyalizmin –Feuerbach’ınki dâhil- başlıca kusuru nesnenin (Gegenstand), gerçekliğin, duyumluluğun (Sinnlichkeit) duyumsal insan faaliyeti, pratik (praxis) olarak değil, öznel olarak değil yalnızca nesne (Object) ya da sezgi (Anschauung) biçiminde kavranmasıdır. Etkin yönün, materyalizmin tersine, idealizm tarafından –ama yalnızca soyut olarak, çünkü idealizm gerçek, duyumsal faaliyeti bu biçimiyle doğal olarak tanımaz- geliştirilmiş olmasının nedeni budur. Feuerbach, duyumsal nesneler, düşünsel nesnelerden gerçekten ayrı nesneler ister; ama insan faaliyetinin kendisini nesnel faaliyet olarak kavramaz. Bunun içindir ki, ‘Hıristiyanlığın Özü’nde, yalnızca teorik tutum, hakiki insan tutumu olarak görülür, pratik ise ancak iğrenç Yahudice görünümüyle kavranır ve sabitleştirilir. O nedenle de, ‘devrimci’, ‘pratik-eleştirel’ faaliyetin önemini anlamaz ” ( Marx ve Engels, Alman İdeolojisi kitabı, s.9 ).

Daha açık bir ifadeyle Marx, Feuerbach’ınki dâhil şimdiye kadarki tüm materyalizm türlerinde, “şey”, nesne, algılayan özneyle etkileşimi içerisinde; gerçeklik, insan öznelerin etkinliğini de içerecek şekilde; duyumluluk nesnel olan insan faaliyeti ve onun değiştirdiği gerçeklik arasında bir etkileşim olarak kavranmaz. Gerçekliğin, algıya konu olan şeyler, nesneler yanı sıra, nesneleri değiştiren, onlar üzerinde etkide bulunan, insan faaliyetlerini de içerdiği anlaşılmaz. İnsanların pratiği, eylemleri, faaliyetleri nesnel sayılmaz; bunların, gerçekliğin bir boyutunu oluşturdukları görülmez. Oysa duyumsama, algılama, düşünme, insanın gerçeği değiştirici ve dönüştürücü faaliyetleriyle birlikte oluşmaktadır. İnsan aktivitesinin, faaliyetinin kendisi, bu öznel faaliyet, aslında nesnel bir faaliyet olarak yer almaktadır. Nesnel hakikatin insan düşüncesine atfedilip atfedilemeyeceği sorunu, bir teori sorunu değil, pratik bir sorundur. İnsan, hakikati, yani düşüncesinin gerçekliğini ve gücünü, bu dünyaya aitliğini (Disseitigkeit) pratikte kanıtlamalıdır. Pratikten yalıtılmış bir düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamıyla skolâstik bir sorun olarak ifade edilmiştir.  Felsefi düşüncelerin, tezlerin hakikiliği (doğru olup olmadığı, gerçeğe uygun olup olmadığı) düşünce alanı içerisinde gösterilemez. Toplumsal pratiğin ürettiği düşüncelerin hakikiliği (doğruluğu, geçerliliği, uygunluğu), yani gerçekliği ve gücü, “bu dünyaya aitliği”, ancak insanlarla, nesnelerle, dünyayla etkileşim içerisinde, pratik faaliyetlerle genel bir anlamda sınanır, değerlendirilir. Genel olarak değinilen temalar, eski materyalizm türlerindeki ve Feuerbach’ın edilgen duyumcu felsefesindeki “başlıca kusur”; idealizmdeki “etkin yön”; insanın üretim pratiği ve toplumsal pratiğinin gerçeklik içindeki yeri; toplumsal-siyasi pratiğin “devrimciliğin”, “pratik eleştirel” niteliği; felsefi skolâstiğin kabul edilişi ve felsefenin sınırlarını ifade etmektedir. Üçüncü tez’de, on sekizinci yüzyıl materyalist olan filozofların toplumsal konulardaki görüşlerinin ve sosyalist görüşlerin yenilikçilik özelliği üzerinde durulmuştur. İfade edilen görüşlerin toplumsal-tarihsel gerçeği açıklamadaki yetersizliğine sık sık vurgu yapılmaktadır. “İnsanların koşulların ve eğitimin ürünü oldukları, dolayısıyla değişik insanların başka koşulların ve farklı eğitimin ürünü oldukları biçimindeki materyalist öğreti, koşulların insanların kendileri tarafından değiştirildiğini ve eğiticinin kendisinin de eğitilmesi gerektiğini unutur. O nedenle, toplumu, biri diğerinin üstünde yer alacak biçimde, iki kısma ayırmak zorunluluğuyla karşı karşıya gelir” ( Marx ve Engels, Alman İdeolojisi kitabı). Diğer bir ifade ile koşulların değişmesi ile insanın faaliyetinin değişmesinin örtüşmesi, ancak altüst edici pratik biçiminde kavranıp ussal olarak anlaşılabileceği ifade edilmektedir. Belli başlı temaları, değişim içindeki koşullarla insanların üretici faaliyetleri arasındaki etkileşim ve devrim dönemleri dikkate alınmadan tarihsel gelişimin tam olarak açıklanamayacağıdır.

Dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinci tez’de, Feuerbach’ın materyalizminin tarihsel süreçler, toplumsal ilişkiler konusunda sığ ideolojik kavrayışı ve idealizme sürüklenişi; “dinsel duygu”nun, insanların toplumsal ilişkileri ve üretim pratikleri dâhilinde değerlendirilmemesinin olumsuzluğu; dinin bilimsel olarak nasıl incelenmesi gerektiği; dinin ortadan kaldırılmasının yolu değerlendirilmiş ve işlenmiştir. Bu fikirler işlenirken değinilen konular arasında, Feuerbach’ın “yabancılaşma” değerlendirmesi; edilgen duyumculuğu; “soyut -yalıtılmış- bir insan bireyi” varsayımı ve dini bununla ilişkilendirmesi; bu soyut insan kavramının kaynağı (“belli bir toplumsal biçim” olan sivil toplumdaki ilişkileri görememesi, duyumluluğu öznel etkin yönle kavrayamayışı); dini “toplumsal ürün” olarak göremeyişi; dinin, ancak dünyevi çelişkilerle oluştuğu kavrandığında sağlıklı ve gerçekçi bir yaklaşım yapılabildiği ve bu çelişkilerin kaldırılmasıyla yok olacağı değerlendirmesi yer alır. Sekizinci tez’de düşünceleri mistikleştiren temele değinilmiştir. İdeolojilerin oluşumu hakkında genel olarak bir analiz- değerlendirme yapılmaktadır. Kitapta bu konuda; “Düşüncelerdeki mistik, açıklanamaz, metafizik yönlerin oluşumu, insanların toplumsal ilişkilerine ve toplumsal pratiğe dayanır. İdeolojilerin, mistik düşüncelerin eleştirisi, bu görüşlerin üretimini sağlayan toplumsal pratik değerlendirilerek yapılmalıdır. Bu düşüncelerin tarih içinde geçirdiği değişiklikler de insanların toplumsal pratiğindeki değişimle birlikte ele alınmalıdır. Fikirlerin, anlayışların, görüşlerin, dinin, felsefenin ve her tür ideolojinin (“teori”) bu şekilde çözümlenmesi gerekir. Onların bağımsız, kendinde bir tarihi yoktur” ( Marx ve Engels, Alman İdeolojisi kitabı). Dokuzuncu ve onuncu tezlerde ise on sekizinci yüzyıl materyalistlerinin ve Feuerbach’ın fikirlerinde, “sivil toplum”un ideolojik yansımasının bulunduğu ifade edilmektedir. Yeni materyalizmse, “insani toplum” demek olan komünizmin bakış açısıyla değerlendirme yapmaktadır. Alman İdeolojisi’nde yer alan ideoloji konusundaki açıklamaların temeli kitapta: “Bu bireylerin zihinlerindeki fikirler, gerek onların doğa ile olan ilişkileri hakkındaki, gerek kendi aralarındaki ilişkileri hakkındaki, gerekse kendi öz doğaları hakkındaki fikirlerdir. Şurası besbellidir ki, bütün bu durumların hepsinde, bu fikirler onların gerçek ilişkilerinin, gerçek eylemlerinin, üretimlerinin, karşılıklı ilişkilerinin (Verkehr), siyasal ve toplumsal örgütlülüklerinin –ister gerçek olsun, ister hayali- bilinçli ifadesidirler. Bunun tersi bir varsayımı ileri sürmek, ancak maddi olarak koşullandırılmış gerçek bireylerin tini dışında daha başka bir tini, özel bir tini varsaymakla mümkündür. Eğer bu bireylerin gerçek yaşam koşullarının bilinçli ifadesi hayal ürünü ise, eğer kendi kafalarında gerçeği baş aşağı ediyorlarsa, bu olay da gene onların sınırlı faaliyet biçimlerinin ve bundan doğan sınırlı toplumsal ilişkilerinin bir sonucudur.” ( Marx ve Engels, Alman İdeolojisi kitabı) Şeklinde ifade edilmiştir.  Son tez olan On birinci tez de ise toplumun realist biçimde değerlendirilmesinin siyasal bir pratik ortaya konduğunda mümkün olduğu, artık tarihin realistik-gerçekçi bir biçimde kavranmasının, dolayısıyla bilinçli olarak yapılmasının mümkün olduğu düşüncesi çerçevesinde açıklanmaktadır. Açıklamalar-bilgilendirmeler-teoriler değiştirmeler-değişiklikler-devrimler sürecinde gerçekleştirilebilirdir. Ancak, devrim yapmak, değiştirmek için, açıklama-teori gerekir. Öyleyse, açıklama değiştirmeyle örtüşmelidir (realizm). Bu tez genel olarak, yorumlama-teori ve değiştirme-devrimci siyasi pratik ile bunlar arasındaki ilişkiler hakkında açıklamalar yapılmaktadır.

Muhammed Sinan KARABIYIK

Kaynaklar:

-Engels ve Marx (1999): Alman İdeolojisi – Feuerbach. Sol Yayınlar

-http://marksistarastirmalar.blogspot.com.tr/2013/07/feuerbach-uzerine-tezleri-anlamak.html

-http://www.solyayinlari.com/solyaz/ai1.html

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ