Medeniyetin Tarihçesi: İnsan Hayvanat Bahçeleri

Habibe Kulle

Yazarın şu ana kadar yazılmış 6 makalesi bulunuyor.
  • 11 Mayıs 2016
  • 1.772 kez görüntülendi.

iii

 

Medeniyetin Tarihçesi: İNSAN HAYVANAT BAHÇELERİ

            Yıllardır felsefe de tekrar edilen ve bazen tartışma konusu olan bir söylem vardır, Aristo’nun meşhur sözü  “İnsan yaşayan bir hayvandır” . Bazıları bu sözü sürekli irdeler ve koskocaman bir NASIL sorusuyla karşınıza çıkarlar. Üstü kapalı anlam ifadeleri içeren bu söz ya gerçekten insanın bir hayvan olduğunu ya da Arapça da hayvan kullanımının yaşayan anlamında olmasından kaynaklanan bir kullanım olduğunu düşündürür. Bu sözü söylerken iki varlıktan hangisinin diğerini yücelttiği yada hangisinin diğerine hakaret içerdiği tartışılır, hayvan mı insana yoksa insan mı hayvana. Bunun nasıl olduğunu gelin medeniyeti temsil eden Avrupalıların yaptıklarına ve onların bu yaptıklarını destekleyenlere bakarak karar verelim.

            Yıl 1874 çok da geçmiş değil, Avrupa’nın beyaz ırkın üstünlüğünü ispatlamak için kurduğu “İnsan Hayvanat Bahçeleri” dönemin en güzel HOBİSİ. Şık Fransız kadınlar ve meşhur melon şapkalı beyefendiler. Ellerinde güneşten korunmak için tuttukları zenginlik göstergesi şemsiyeler. Yüksek topuklu ayakkabılar ve diğer birçok şiirlere konu olan medeniyet alametleri. İnsan Hayvanat Bahçeleri ilk kez 1874 yılında Hanburg’lu tüccar  Carl Hagenbeck  tarafından kurulmuştur. Paris, Hamburg, Antwörk, Barselona, Londra, Milan, Newyork, Varşova gibi önemli merkezlerde oluşturulmuştur. Bu yerler ne yazık ki halktan da büyük ilgi duymuşlardır. [1] Dünya çapında da ne yazık ki 1.5 milyar insan tarafından ziyaret edilmiştirler.[2] Daha sonra bu soytarılığa destek için büyük abe (ABD) sahneye  gelmiştir. Ne de olsa kambersiz düğün olmaz. Bu bahçeler ve bu işi yapan tüccarlar birçok para kazanır, bununla birlikte bu insan hayvanat bahçeleri seyyar hale getirilir. Daha sonra medeniyetin bekçisi Avrupa da hızla yayılır. Birçok sömürge devletten getirilen bu insanlar Madagaskar, Çin hindi, Sudan, Kongo, Tunus ve Fas’tan, Afrika, Uzakdoğu ve diğer sömürülerden getirilerek teşhir edildiler. Tanıtımlarında ise “vahşi insanlar, ilkeller, insan oğluna en yakın varlık” olarak adlandırılıyorlardı. 1889 Paris Dünya Fuarında 28 milyon insan farklı ırklardaki 400 kişinin hayvan gibi gösterildiği sergileri seyretti. 1906-1922 Marsilya,1900-1907 ve 1931 Pariste milyonlarca insan kafeslerde çıplak ve yarı çıplak olarak sergilendiler. Amerika da ise 1896 yılında Sinsinati hayvanat bahçesinde bir kızıl dereli kabilesi olan Siyular sergilendiler. 1931 de Paris’te Eyfel’in altında yer alan sergiyi altı ayda tam 34 milyon kişi gezdiler. Eski Molar, Afrika yerlileri, Kızıl dereliler, Aborjinler, Hintliler gibi insanlar “ canlı ara geçiş formu” olarak sergilendiler. Etrafı dikenli tellerle çevrili bu insan hayvanat bahçesinin tanıtımında “Fransa’nın medeniyet misyonunu gerçekleştirirken nelerle meşgul olduğunu keşfedin” yazıyordu. Fuar alanının dışındaki levhada “lütfen yiyecek vermeyin daha önce beslendiler” yazıyordu. O dönemin bilim adamlarının görüşleri ise “haftalardır bunların üzerinde çalışıyoruz bunların aklı aşırı derecede geri fevkale de saldırganlar ve hiçbir hisleri yok insana en yakın vahşi örneği denebilir” şeklinde olmuştur. Bu insanların çoğu Avrupa’ da ki virüslerle başa çıkamayıp öldüler, verem, veba, suçiçeği, gibi hastalıklardan ve soğuktan, yetersiz beslenmeden öldüler. Geriye kalanlar ise 1904 ABD’li misyoner Samuel Flips Verner  tarafından Belçika Kongosu’nda yakalanan ve New York’taki Buronks hayvanat bahçesinde birkaç şempanze, bir goril ve bir  orangutan gibi hayvanlarla “insanın eski ataları” olarak sergilediler bu insanlar belli bir süre sonra Öte bengali  pigme gibi intahar ettiler. Ölüleri bile sergilendi ve en son Brüksel de 1958 dünya fuarında sergilendiler ve bu durum tartışmaya yol açınca insan hayvanat bahçeleri kapatıldı ve köleler serbest bırakıldı. [3]

İşte Avrupa’nın gerçek yüzü işte garp işte Dünya’yı şekillendiren beyaz adamın hobileri. Bugün ne yazık ki hala bu AB girme çabaları, Avrupa ülkesi sayılma cahilliği gibi düşüncelerin hayalini kuranlara sormak gerekiyor neye ortak olmak istiyorsunuz? Hangi günaha ortak olmak istiyorsunuz? Avrupa gerçek yüzünü günümüzde de mültecilerle ilgili aldığı kararla belli etmiştir. Diğer devletlerin insanlığını zaaf belleyen bir topluluk. İnsanları kendilerine köle etmeye alışkın olan bir topluluk ve bunun için her dönem de dünyanın karşısına yeni icatlarla çıkıyorlar. İşe böyle başladılar, yeniden yapılandırma ve kalkınma hareketleriyle devam ettiler, şimdide kendi çaplarında oluşturdukları sömürge dalgalarını demokrasi diye yutturarak ortalığı birbirine kattılar iş bedel ödemeye gelince de insanları niteliklerine göre ayırıp kabul etmeyi önerdiler. İşte medeniyet, işte insan hakları, işte sömürgecilik ve işte Avrupa, fıtratına layık yaşayan hayvanlara hakaret eden, Medeniyetin bekçisi insan topluluğu.

Medeniyet müptelalığına kapılarak değil “eşraf-ı mahlûkat” sıfatının hakkını vererek yaşamamız dileğiyle.

Habibe Kulle

[1] https://www.youtube.com/watch?v=H-tnpUTorM0/cavit pancar/Erişim tarihi: 01.05.2016

[2] http://listelist.com/insan-hayvanat-bahceleri/Erişim tarihi: 01.05.2016

[3] https://www.youtube.com/watch?v=H-tnpUTorM0/cavit pancar/Erişim tarihi: 01.05.2016.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. özlem saraç dedi ki:

    Merhaba yazınızı okudum elinize sağlık yazıya girişinizde Aristonun sözü üstü kapalı anlam ifade ediyor söyleminizle neyi kastetdiğinizi anlatsaydınız daha doyurucu olabilirdi bence Aristonun evrim teorisine mi gönderme yapmaya çalıştınız desem bu ifadede ortaya çıkmıyor.Hakaretten ile ilişkilendimişsiniz gerçi az çok anlamaya çalıştım daha iyi bir giriş beklentisiyle birden konuya daldırılmış hissi verdi sonuçta yazının sadece orta kısmı okunup giriş ve sonuç kısmı vermek istediğinizi yavan bırakmış

BİR YORUM YAZ