Merdiven Hikayesi

Fatih Avcı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 24 makalesi bulunuyor.
  • 22 Şubat 2016
  • 695 kez görüntülendi.

 

stairway-to-heaven-21

2010 yılında sergilenmesine rağmen bugün bile sosyal mecralarda boy gösterip birçok ihtilaflı yorumun ortaya çıkmasını sağlayan eser bizlere çok önemli şeyler anlatmaktadır. Eugenio Merino tarafından tasarlanıp yapılan eser, onu oluşturan figürlerin ve dini simgelerin kullanılışı bakımından bazı sert eleştirilere maruz kalmıştır ve bu özelliğiyle “sanat eseri rahatsız eder” düşüncesini destekler niteliktedir. Rahatsızlığın neden kaynaklandığına, hangi simgelerin nasıl kullanıldığına geçmeden önce sanatçı, eser ve eserin ortaya çıktığı ortamla ilgili giriş yapmak isabetli olacaktır. 1975 İspanya doğumlu sanatçı dinler arası diyalog düşüncesini savunmaktadır ve bahsi geçen “Cennete Giden Merdiven” eseriyle bu düşüncesini sergilemektedir. Peki serginin yapıldığı sırada Avrupa’da durum nasıldı? Gerçekten diyalog ortamı var mıydı? 11 Eylül 2001 saldırısının birçok kişi tarafından Müslümanlara mâl edilmesinden sonra 2004’te Ayaan Hırsi Ali ve Theo van Gogh tarafından gerçekleştirilen bir kısa film ve o filmdeki “İslamistan” vurgusuna istinaden İngiltere’de gittikçe artan Müslüman nüfustan sonra Londra bazıları tarafından “Londonistan” diye anılmaya başlanmış ve aslında bu durumun rahatsız edici olduğu itiraf edilmiştir. Ardından 2005 yılında Danimarka’da karikatür krizi başlamış, bu olayla Müslümanların hassasiyetleri ölçülmüş ve Müslüman çeşitli patlayıcı maddelerle birlikte resmedilerek var olan algıyı yansıtmıştır. Bunu müteakiben İslami  (başörtüsü, minare, cami, seccade, burka gibi) semboller çeşitli gazete, dergi, televizyon gibi araçlarla kullanılarak gergin bir ortam oluşmasının zeminini hazırlamıştı. 2008 yılında Almanya’nın Köln kentinde büyük bir cami inşaatı projesi başlatılmış buna tepki olarak Pro-Köln hareketi oluşturulmuştur ve bu hareket tarafından “İslamlaşmaya Hayır” kongresi düzenlenmiştir. Bu gerginlik 2010 yılına gelindiğinde de devam etmiştir. Avrupalı birçok siyasetçi, sanatçı, entelektüel kişiler ve halk, laiklik ve sekülerlik bağlamında İslami sembollerin kamusal alanda-sokaklarda görülmemesi gerektiğini savunup çeşitli yasaların çıkarılmasını istemişlerdir (bkz. Fransa’da Sitasi Komisyonunca çıkarılan yasalar). Listeyi uzatmak mümkün fakat kısaca bu ihtilaflı olaylar bizlere birçok Avrupa ülkesinin İslam’ın kamusal alanda görünmesinden hoşnut olmadıklarını anlatmaktadır. Çünkü Avrupa’da Leitkultur anlayışıyla seküler bir kültür ile seküler bir din inşa edilmeye çalışılmıştır. Avrupa’daki birçok kişide ise İslam’ın; terör, namus cinayetleri, cihatçılık(!) gibi şeylerle özdeşleştirilmesi onlarda bir çeşit Truva Atı algısına yol açmıştır. Bu algıyı sadece bahsi geçen olaylarla sınırlandırmamalıyız ve sadece Müslümanlara yönelik olarak algılamamalıyız. Örneğin Avrupalı Müslümanların helal yiyecek üretilmesi isteği onların murdar olarak kabul edilen hayvanlardan uzak durma düşüncesine dayanır ki bu düşünce Yahudilerin de tartışmaya katılması anlamına gelmektedir. Çünkü murdar olarak kabul edilen-yenilmemesi gereken şeyler bizi Kuran’daki domuz yasağıyla Levililer’deki domuz yasağı benzerliğine götürmektedir. Veya Müslümanların göç hikayesiyle Yahudilerin holokost belleği birlikte düşünülmektedir. Bu ortak payda Avrupa’nın seküler din düşüncesinde kendini ortak bir baskıyla göstermiştir. Nilüfer Göle’ye(2015) göre bu durum Avrupa’nın genelinde kendini göstermektedir. Avrupa’daki durumu kısaca ifade ettikten sonra yaşanılan gelişmeler ışığında konumuza gelmek elzemdir. Son bahsettiğimiz örnekten sonra bazı ülkelerde Yahudilerin düştüğü ihtilafın hasır altı edilmesini ve seküler din inşasının yeniden inşaya dönüşmesinin amaçlanı göz ardı etmemek de gerekmektedir. Çünkü başta Almanya olmak üzere toplumsal hafızada Yahudiler hakkında bulunan bazı olumsuzlukların giderilmesi için onları ihtilafa sürüklemeyip bu ihtilafı Müslüman olanlarla konuşma(ma)k gerekiyordu. Bu bağlamda tarihsel bir borcun ödenmesi için Yahudi-Hristiyan flörtü Avrupa’nın laik ve seküler olması gerektiğini düşünenler nezdinde daha kabul edilebilir geliyordu. Bunun yanında hem göçmen hem de mühtedi Müslümanların Avrupalı olarak boy göstermesine tepki göstermeyen hatta bunu iyi bir şey sayanlar yok değil çünkü onlara göre Avrupa’nın çok kültürlü yapıda olması zenginliği ifade ederken islamofobinin ve nefret söylemlerinin bir yere götürmeyeceği gün gibi ortadadır. Burada geliştirilen bazı düşüncelere atıfta bulunmamız gerekmektedir. Verdiğimiz örneklerden ve maalesef benzer örneklerin devam ettiği varsayımından sonra (Suriyelilerin Avrupa’ya göçü gibi)  Avrupa’da çok kültürlülüğe olan saygının çöküp çökmediği tartışılır. Fakat bunu tartışırken de farklı kültürlere saygı gösterilmesi gerektiğine olan inancın varlığını yadsımak doğru olmayacaktır. Bu belki birçok kişi tarafından eleştirilse de en çarpıcı şekilde sanatta kendini göstermektedir. En başta değindiğimiz sanatçının eseri buna örnek gösterilebilir deyip bu sanat eseri hakkında bilgi vermeye başlayabiliriz. Sanatçının eserini dinler arası diyalog düşüncesiyle ortaya koyduğunu yukarda belirtmiştik. Bunun anlattıklarımızla bağlantısını kurarsak bir adım daha atıldığını ve Yahudi, Hristiyan flörtünden sonra bir Yahudi, Hristiyan, Müslüman flörtünün olabileceğini söyleyebiliriz. En azından Müslümanların günümüzde Avrupalı olarak kabul edilip edilmediği tartışılsa da varlıklarını kabul ettirdikleri bir gerçek. Heykelde ilk önce göze çarpan şey secde eden Müslümanın üzerinde diz çökmüş bir Hristiyan ve onun üzerinde de ayakta duran bir Yahudinin ibadet eder vaziyetinde bulunmalarıdır. Buraya kadar olan ihtilaf kimin üstte kimin altta olduğu yönünde çeşitlenirken durum bundan biraz daha karışıktır. Çünkü secde eden Müslümanın başının yanında İncil bulunurken Hristiyanda Tevrat ayakta duran Yahudinin elinde de Kuran bulunmaktadır. Bu durum ise hangi kitabın altta ve hangisinin üstte bulunduğu konusunda yeni bir sıralama ortaya koyarken ikisi birlikte düşünüldüğünde Yahudi azmiyle ve Kuran rehberliğiyle merdivenin üst basamaklarına tırmanılacağı yahut Yahudinin üstte bulunmasını sağlayan Kuran iken Müslüman’ın altta konumlanmasının nedeni İncildir gibi farklı yorumlar yapılmasının zeminini hazırlamıştır. Ve bu yorumlar detaylı bir şekilde inceledikçe arttırılabilir. Kısaca üç kişiden tek bir vücut oluşturmak sonra da bunu sergilemek isteyen sanatçı binlerce tepki ile olumlu/olumsuz eleştiriler almıştır. Bu tablo üzerinden farklı düşüncelerin ve çok kültürlülüğün Avrupa’da varlığını tecessüm ettirip hem çatışmaya hem anlaşmaya zemin hazırladığı daha doğrusu iki durumunda birbiriyle karıştığı karmaşık bir yapıyı görmekteyiz.  Umuyoruz ki her türlü çeşitlilik ve farklılık tarafların öteki olarak konumlanıp dışlama ve zarar verme eğilimi taşımaz saygı ve anlayış üzerinden yükselir.

Fatih AVCI

YAZARIN SON YAZILARI
Küfür Neyi Örter? - 7 Aralık 2016
Queer Düşünce - 16 Ağustos 2016
E-Devlet ve E-Türkiye - 18 Mart 2016
Merdiven Hikayesi - 22 Şubat 2016
Soytarı Sosyolojisi - 17 Şubat 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ