Muhafazakarlık

Habibe Kulle

Yazarın şu ana kadar yazılmış 6 makalesi bulunuyor.
  • 10 Ocak 2016
  • 747 kez görüntülendi.

resim

 

“Aklın Devrimciliğine Karşı Ön Yargıların Bugünü”

Tutuculuk, gericilik, yanılsama, saptırılmış gerçeklik ve ideolojimsi daha bir sürü etiketlemelerle hayatımıza giren, Fransız Devrimi, Sanayi Devrimi ve Aydınlanma zihniyetine karşı coşan, 19. Yüzyılda felsefe mi ideoloji mi tartışması içinde kalan, 20. Yüzyılda ideoloji olarak bir kalıba ve tanımlamaya layık görülen, benimsenen ve 21. Yüzyılda da altın çağını yaşamaya devam eden gerçeklik “ muhafazakarlık”.

Tartışılan yönleri ile az biraz tanıtmaya çalıştığımız önceden dile alanın vebalı ilan edilip kaçıldığı, şimdilerde ise yoğun bir ilgi odağı haline gelen ve konuşmalarda bol bol zikredilen bir ideoloji muhafazakârlık. Nedir diye soracak olur isek her internet sayfasından ulaşacağımız haliyle –daha doğrusu en anlaşılır tanımıyla- geleneksel, sosyal etmenlerin muhafaza edilmesini destekleyen politik ve sosyal felsefedir. Tanımın devamında ideoloji olduğu zikredilir ama ben felsefedir diyorum çünkü öyledir. Sebebi öyle uzun uzun felsefe tarihine dayanması, bütün bilimlerin ondan çıkmasından ya da aklın zorlaması olan düşünce dünyasının ürünü olmasından ziyade ön yargılara dayanan ve ön yargıların temel alındığı düşünüşten türetilen bir olaylar silsilesinin ürünü olmasından kaynaklandığından ileri geldiğine inandığım için söylüyorum. İdeoloji haline gelmesi yani bir evreni anlama yöntemi olması ise Nisbet’in de belirttiği gibi sonradan şekillenen durumların ve bu durumlara karşı ön yargılara sahip çıkan “ara kurumların” bir cevabı şeklinde olmuştur. Aslında temel de muhafazakârlık yukarıda bahsettiğim devrimlerin –ki en çokta Fransız devriminin-  bir hikmetidir. Yine Nisbet’e dönecek olur isek muhafazakârlık, devrimler ve aydınlanmalar ile şaha kalkan özgürlük, bireycilik vb. yeni olguların çevresinde şekillenen totaliter zihniyet ile bunların sonucunda yok oluşa geçen ara kurumların (din, aile, gelenek gibi öğelerden kaynağını alan kurumlar) arasındaki çatışmanın bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Kısaca o ara kurumları benimseyen bir toplumun ideolojisidir.

Bu toplumun varlığını temellendiren yapı taşları ise aklın ürünü değil yukarıda değinildiği gibi ön yargıların ürünüdür. Bu topluma göre insan aklı yetersizdir ve evren önceden belirlenen kurallar bütününe göre hareket etmektedir, insanda bu evren içerisine belirli kurallar çerçevesinde ve belirli roller üstlenen bir varlık olarak gönderilmiştir. Doğal olarak insan aklı bu kuralları yönetmeye çalışırsa bu var olanı yok etmekten başka bir şey olmayacak ve belirsizliklerin önünü açacaktır. Muhafazakâr anlayışın temelinde yer alan mihenk taşı da belirsizlikten kaçmadır. Bu sebeple insanın kendisinin doğanın bu kanunlarına dayanarak elde ettiği ön yargılar ile varlığını devam ettirmesi gerekir. Bu ön yargılar insanın zihninde mevcuttur. İnsan aklı tabula rosa( boş levha) değildir. Tıpkı Sokrates’in bahsettiği doğurtma yöntemi gibi doğada var olan kuralların izinde bunları uyandıracaktır. Nasıl ki insanların doğal durumdan toplumsal duruma geçişini sağlayan bu önyargılar ise devamlılık için de bu ön yargıları devam ettirmek şarttır. Bu sebepledir ki akıl yıkıma ön yargılar kurtuluşa götürür, çünkü toplumsal hayat bir olaylar silsilesinin ürünüdür, insanların kendileri değildir. Bu nedenledir ki ön yargılar olaylar üzerinde işe yarar insanlar üzerinde değil. İşte muhafazakâr ideoloji bunu Burke’nin de ifade ettiği şekliyle açıklar. Burke der ki “ön yargının kendisinde akıldan önce gelen bir bilgeliği vardır”.

Ön yargılarımızın bilgeliğinin yaşatıldığı bir toplumda buluşmak dileklerimle…

Habibe KULLE

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ