Mülkiyet Üzerine

Cem Ekiz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 10 makalesi bulunuyor.
  • 20 Nisan 2015
  • 630 kez görüntülendi.

Woman Holding Stack of Dollar Bills

Burada anlatılan hikaye, yazıya başlık olarak seçilmiş cümleden bağımsız değildir. Ben bir felsefeciyim, elbette mülkiyet üzerine zihinsel bir mesai alanı açmak zorundaydım. Bir felsefecinin mülkiyet kavramını kritik edebilmesi kaçınılmazdır. Eğitim hayatım boyunca eleştirel bakışımı üzerinden ayıramadığım bir kavram olagelmiştir. Öncelikle anlatılacak hikayenin yaşanılmış bir hikaye olduğunu bilmenizi istiyorum.

Formasyon eğitimi aldığım Hendek eğitim fakültesine gittim. On kişilik gruplara ayrılmış olan stajyer öğretmenler sınıflandırılmasında adım Atike Hanım Anadolu Lisesi okulu hanesine yazılmıştı. Gruplar kendi aralarında kaynaşma diyaloglarına listelerin asıldığı gün itibariyle başlamışlardı. Benim kendi gurubumda lisans sürecinde beraber olduğum sınıf arkadaşlarımdan bir kaç kişi daha vardı. Eğitim hayatım boyunca yapılan duyurular, asılan listelerden hep son dakika haberim olmuş ve bunların iyi takipçisi olan arkadaşlarımızdan öğrenme fırsatı bularak yapılması gerekenleri uygulamışımdır. Eğitim hayatım hep yatılı okullarda geçti. Arkadaşlık yelpazesi geniş olan biri değildim. Eğere semere gelen bir tip olmamakla birlikte efendi bir tavrım vardı. Ve ben yalnızlığımın ürünüydüm. Kendi grubumla olan ilişkim bilgi paylaşımı konusunda aldığım destekten öteye gitmiyordu. Yemeğe beraber gider bir takım sosyalite faaliyetlerinde bulunurlardı. Ancak hiç birine iştirak etmedim. Gölgem ağırdır biraz yaklaşılması güç olan biri olarak görünürdüm. Eğitim fakültesinde verilen dersleri pek itibarsız bulup girmediğim ders sayısı çoktur. Bu süre zarfında Hendek ilçesinin o güzel köylerini gezmekle meşguldüm. Yine bir sınav tarihi fakülteye gittiğim gün sınıf arkadaşlarımdan bir kaçı biz gidip staj öğretmeni ile tanıştık ve staj dosyalarımızı aldık dedi. Seni aradık ama buralarda yoktun demeleri üzerine sorun değil ben bir ara uğrarım deyip teşekkür ederek yanlarından ayrıldım.

Tarih 21 mayıs 2012 sabah kaldığım otelden çıkıp kahvaltı yaptıktan sonra Atike Hanım Anadolu Lisesinin yolunu tutum. Kirli sakallı olmanın vermiş olduğu küçük bir endişe vardı kafamda ama yinede bir berbere uğramak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Okulla vardığım sırada ders saati olmalıydı ki kimseler yoktu ne bahçede ne koridorlarda.Ben de kantine gidip bir bardak çay alıp okul bahçesinde bulunan bir bank üzerine oturdum. Uzun zaman olmuştu bir okulun bahçesinde bulunmayalı, çayı yudumlarken bir yandan da anımsayabildiğim kadarıyla kendi öğrencilik yıllarıma gidip gelmeye başladım. Teneffüs zili çaldı. Ve ben staj öğretmenimi bulmak için tekrar içeri girmiştim. Sorup soruşturduktan sonra onu buldum. Gel benimle dedi. Bunu bana demesi hiç hoşuma gitmese de peşinden gittim. Öğretmenler odasında tanışma amaçlı biraz sohbet ettikten sonra 11. sınıflara olan felsefe dersine girmek için sınıfa çıktık. Ben sınıfa girer girmez arka sıralarda boş bulduğum bir alana oturdum. Derse giriş niteliğinde bir kaç şakalaşma faslını geçtikten sonra bugün ki konunun mülkiyet olduğuna dair ders girişini tahtaya yazdı. Beni sınıfa takdim ettikten sonra, Cem Hocam mülkiyet kavramı üzerine bugün ki dersimizi siz işleyebilir misiniz? dedi. Bende hay hay dedim.

Nedense hoca daha önceki derslerinde öğrenci üzerinde nasıl bir izlenim bırakmışsa artık, pek sağlıklı bir sınıf ortamı yok diyebilirim. Çünkü sınıf ciddiyeti yok gibi. Bir kız arkadaşımız var sınıfın tüm yetkilerini elinde bulunduran holigan bir tip. O ne derse sınıftaki diğer arkadaşları hemen onu arkalıyor. Hocayı pek konuşturmuyorlar bile ders kaynatma dedikleri durumun cisimleşmiş olduğu bir sınıfta ders anlatmak için kürsüye çağrılmak stajyer bir öğretmen için hiç de kolay olmasa gerek. Tabi benim böyle bir kaygım olmadı. Kürsüye çıkıp kendimi tanıttım. Ses tonumun vermiş olduğu sertlik sınıfta kısa süreliğine bir sessizlik yarattı. Ama durum böyle devam etmeyecekti. Düşündüm ve dersi konu ile irtibatlı entelektüel bir seyir içerisine sokmalıydım diye karar verdim kendimce. Tahtaya nedir mülkiyet? sorusunu yazıp sınıfa döndüm. Bir parmak gördüm arka sıralardan bir arkadaşımız hocam bunu bilmeyecek ne var? Mülkiyet sahip olunan şeye denir. Peki sizde böyle mi düşünüyorsunuz? Diye sınıfa yönelttiğim soru üzre sınıfın holigan kızı cevap verdi. Evet bizde böyle düşünüyoruz.. Pınar adlı kız arkadaşımızın yanına yaklaşıp elinde bulunan rotring uçlu kalemini görünce aramızda şöyle bir diyalog hasıl oluverdi.

Cem: Bu kalem sizin mi?

Pınar: (Soruyu basit bulmuş olacak ki iğrentili bir gülümseme ile) Evet benim (dedi)

Cem: Peki sorar mısın kalemine değil!! O Kaleme senin olduğunu biliyor mu?

Bu soru sonrası sınıfta müthiş bir sessizlik zuhur etti. Pınar kalemine odaklandıktan sonra kaleme bu soru sorulur mu? deyince sorması yönünde sert bir ses tonu ile onu uyardım.

Pınar: Kalem sen benim misin ?

İlk öğretmenlik günümde bu denli bir diyalog olacağını tahmin etmemiştim. Kalemden ses gelmesini bekliyoruz bütün sınıfla beraber. Sorunun büyüsü sınıfı kaplamıştı. Yaklaşık on dakika bekledik tabi ben bu arada manzarası güzel olan Hendek’in küçük ovasına bakıyordum. Sonrasında ceketimi astığım askıdan alıp izninizle deyip sınıftan çıktım. Lavaboya giderek yüzüme bir avuç dolusu su çırptıktan sonra tekrar sınıfa geri döndüm. Döndüğümde sınıf öğretmeninde içerisinde olmakla birlikte kimseden çıt çıkmıyordu. Sınıfın tam ortasına gelip;

“Boşuna bekleme Pınar; O kalem ben seninim demeyecek” dedim. Çünkü “senin değil diyerek “devam ettim. Bozulmuş olmalıydı ki kaşlarını çattı..

Bakın arkadaşlar inanarak yaşadığımız bir dünyanın ürünüyüz. Kalemin bizim olduğuna dair bir bilgimiz yok ancak; kalemin bize ait olduğuna dair varsayımsal bir inancımız var. Kalemi mülk edinmenin kökeni onun üzerinde ki tasarruf hakkımızdan ileri geliyor fakat onu ,bizim yapmıyor bu durum. Mülkiyet yoktur diyecek kadar radikal bir tutumun içerisine giremem ancak mülkiyetin olmadığına dair kritik bir zihinsel yapıya sahibim. Bu farkındalık hali tamamen kültürümüzden ve medeniyet tasavvurumuzdan ileri geliyor.

Mülkiyeti kutsiyetleştiren herhangi bir kurumsallaştırılmaya bizim kültürümüz izin verilmemiştir. Kökeni soruşturulduğu vakit mülkiyet eşya üzerinde öznenin tasarruf hakkı olduğuna dair inançtan ileri geliyor. “Mülk Allah’ın dır” diye kültür kodlamış. Bu farkındalık hali ile yaşamak dünya malına tapmaktan kat be kat iyidir. Hepinize teşekkür ediyorum diyerek dersi bitirdim. Sınıfın beni alkışlaması ve felsefe öğretmeninin ders sonrası dersimi değerlendirmesi heyecanlandırmıştı beni doğrusu.

Yazımızın devamı gelecektir. Mülkiyet Üzerine-2 adlı yazımızda mülkiyetin ontolojik ve epistemolojik incelemesini yapacağız..

Cem Ekiz

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ