Öğrenme Kuramlarından Sosyal Yaşama Geçiş

Cansu Taşar

Yazarın şu ana kadar yazılmış 12 makalesi bulunuyor.
  • 31 Ağustos 2015
  • 1.272 kez görüntülendi.

0293a850897867bdc54b24689bc5640c_1299049014

 

İnsanın öğrenmesi ve insan eğitimi üzerine etki eden birçok durum söz konusudur. Öğrenmenin, yaşantıya olan etkisi ve kuramları basit bir dille ele alacak olursak, davranışçı öğrenme kuramına göre davranışlarda rölativizm (görecelilik) olarak sürekli olarak veya muhtemel değişimlere sebep olan çevresel deneyimlerle ilgili bir süreçtir. Davranışçı kuramların, insan hayatına etkisi olarak; öğrenmenin uyarıcı ile davranış arasında bir bağ kurularak geliştiğini ve pekiştirme yoluyla davranış değiştirmenin gerçekleştiğini kabul eder. Öğrenme ile ilgili olan kuramlarda temelde, uyaran ve tepki ilişkisi önemli bir yere sahiptir. Davranışın başladığı dönemin öneminin yanında bu davranışa gösterilen tepkide önemlidir.

Örneğin: Bazı Anne-Baba’lar, evlatlarını yetiştirdikleri süre içinde kendi çocuklarına kendilerini korumak ve savunmak adına, fiziksel şiddetin yanında sözlü şiddetin de çocuklar için kendini savunmada önemli bir aşama olduğunu dile getirmektedir. Fiziksel tepkiye aynı şekilde fiziksel tepki verildiğinde bu davranışın olumlandığı anlaşılmaktadır. Sözlü tepkiye karşı aynı şekilde sözlü tepkinin verilmesi gerektiği, öğrenme kuramları çercevesinde öğretilmektedir. Toplum karşısında, güç herzaman fiziksel anlamda olması gerekmiş gibi algılanma durumu söz konusu olmaktadır. Uyarıcıların etkin olması, anne-baba ve toplumun tutumu tepkinin oluşmasında önemli bir yere sahiptir. Bir davranışın sürekli olması için o davranışın ödüllendirilmesi gerekir. Bir öğrencinin, okulda tartıştığı arkadaşına yönelik fiizksel şiddet uyguladığında, ailesi ve toplum tarafından, arkadaşları tarafından takdir ile karşılandığında bu davranışın sürekliliği artarak devam eder. Töre cinayetlerinde, ailenin namusunu ve gururunu kurtarmak adına yapılan bütün davranışlar sonucunda ailenin, olayı gerçekleştiren kişiye duyduğu minnettarlık ve takdir gösterme özelliği davranışın meşruluğunu arttıran bir davranıştır.

Edimsel koşullanmalarda, yaparak öğrenme esastır, gerçekleşen töre cinayetini gören küçük yaştaki erkek çocuklar için önemli bir referans noktası olacaktır. Aynı durum ile karşılaşıldığında, öğrenmenin pekiştirilmesi kapsamında davranış tekrarlanır. Bu şekilde öğrenmenin kalıcılığı sağlanır. Aynı zamanda, güdülenme önemli bir yere sahiptir, ailenin manevi desteği motivasyonu arttıran bir unsurdur. Reklam ürünlerinde bu durum farklılık gösterir; belli vaadlerle alınan ürün bunu karşılamaz ise davranış tekrarlanmaz. Oysa töre cinayetinde bir vaat yoktur bunun yerine; gurur, namus ve kanın yerde kalmaması gibi insani olarak görünen aynı zamanda davranışının yapılmasını destekleyen unsurlar vardır.

Örneğin; Reklam ürünlerinin, fiziksel şiddeti yansıtan bir özelliğinin olma ihtimali yüksektir. Reklam’larda kullanılan müziklerde, öğrenme kuramı kapsamında çağrışımlara neden olduğu bilinmektedir. Örneğin: Tüp gaz satışı için mahalle aralarında dolaşan, tüp kamyonlarından gelen reklam müziği sayesinde, insanlar müziği duyduğunda hangi tüp markasına ait olduğu bilinir. Burada öğrenmede kullanılan şartlanmanın bir sonucudur.

Bilişsel kuramcılar, daha çok anlama, algılama, düşünme, duyuş ve yaratma gibi kavramlar üzerinde dururlar. İnsan dünyayı anlama ve algılama olarak ele alır. Bilgi verici çalışmalar, insanların bir şey hakkında düşüncelerinin oluşmasını sağlar. Farklı fikirler arasında bağlantılar kurulur, düşünceler eleştirilir. Aynı zamanda, güdülenmede İhtiyaçlar kuramına göre; Bireyin nasıl güdülendiğini öğrenmek için ihtiyaçlarına bakmak gerekir.

Örneğin: M.Ö 300-400. Yüzyıllarda antik yunanda yaşayan insanların Arkhe(ilk neden) gibi cevap aradıkları konular oluyordu. Günümüzde Arkhe sorunu insanlar için geri planda kalmış bir mesele gibi görünmektedir.

Bireyin güdülenmesindeki en önemli faktör çevredir. Çevrenin ödüllendirmesi bireyin motivasyonunu etkiler. Etkileşim Kuramına göre bireyin üç ihtiyacı vardır: başarı ihtiyacı, güç ihtiyacı ve birlikte olma ihtiyacı. Bu ihtiyaçlar toplumsallaşma sürecinde öğrenilir. Algılama, etrafımızı çevreleyen dünyayı nasıl gördüğümüz olarak açıklanabilir. Algılama, hem algılanan uyarıcının hem de algılayan kişinin özelliklerine bağlı olarak oluşur. Fiziksel uyarıcıların yoğunluğu, şiddeti, hızı, büyüklüğü, tekrarı, diğer uyarıcılar ile ilişkisi, algılamayı etkiler. Bireyin kişisel özellikleri de algılama sürecini etkilemektedir. Algılama sürecinde çevresel duyumlar bireyin üzerinde etkilidir: Ses, Koku-tat, Dokunma, Renkler. Kişilik, bireyin içinde bulunduğu çevreye tepki vermemizi sağlayan bireysel özellikleridir. Bir bireyin tüketici olarak kişiliği, belli bir davranışa yönelmesi ve belli bir eylemi yerine getirmesi sırasında, nasıl bir yol izleyeceği ve eylemi nasıl gerçekleştireceği açısından bireye rehberlik eden özellikleri içerir. Kişilik kavramından söz edebilmek için bireyin davranışları tutarlılık göstermelidir. Davranışlar bir kişiyi diğerinden ayırmalıdır.

Adler’e göre, insan öncelikle fiziksel, psikolojik ya da sosyal yetersizliklerini öznel algısından ortaya çıkan aşağılık hissinin başlattığı üstünlük sağlama çabası ile motive olan bir sosyal varlıktır. Örneğin; Reklamlarda hedef olarak alınan tüketicilerin kişiliklerine göre verilen mesajlar, bu kuramın öne sürdüğü gibi, ürün ya da hizmet kullanılırsa, aşağılık duygusunun azalıp güç duygusunun artacağı üzerinde durur.

Bilişsel temelli kişilik kuramları,bireylerin bilgiyi nasıl işleyip, bilgiye nasıl tepki verdiklerini ortaya koymaya ve bireysel farklılıkları ortaya çıkarmaya çalışır. Bu noktada örneğin yeni bir ürün satın alma kararını verirken bilgilenmeye önem veren bir tüketici grubu için, ürüne karşı kendilerini yakın hissetmeleri için bilgi verici tanıtım stratejileri uygulanmalıdır.

Sonuç olarak, öğrenme sonucu desteklenen ödüllendirilen her çalışmanın sonucunda, davranışın tekrarlanma süreci başlar. Çevre tarafından, desteklenen davranışların yapılmasını isteyen aynı şekilde, Şerif Mardin hocamızın bahsettiği kavram gibi “mahalle baskı” olarak adlandıracağımız söz konusu durumlar oluşturmaktadır. Çocuklar görür, duyar, hisseder ve uygular. İnsan davranışlarının oluşumunda, öğrenme kuramlarının etkinliğinin yanında çevresel koşulların, iklim, bitki örtüsü ve doğal yaşamında yaşam tarzları üzerine etkisi vardır.

 Cansu TAŞAR

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 6 YORUM
  1. Anonim dedi ki:

    Güzel bi yazı

  2. Anonim dedi ki:

    Gercekten anlamli guzel bir yazı, örnekler hayattan verilmis. cok guzel

  3. güngör dedi ki:

    Beğendim, hem akademik hem güncel bir yazi tebrikler

  4. Cansu Taşar dedi ki:

    Teşekkürler arkadaşlar, değerli yorumlarınız için.

  5. SosyolojininSosyolojisi dedi ki:

    Bu yazının “Sosyoloji” disipliniyle nasıl bir ilişkisi var doğrusu anlayamadım. Bana ÖĞRENME PSİKOLOJİSİ dersini alırken vizede çalıştığım notları anımsattı. . bu ne perhiz bu ne lahana turşusu deyimi geliverdi aklıma. .

  6. Cansu Taşar dedi ki:

    Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyecek kadar zıt bilimler olduğunu düşünmüyorum sosyoloji ve psikolojinin. İkisi de ilişkili bilimlerdir. Yazının adından da anlaşıldığı üzere bu kuramların günümüz hayatına nasıl etki ettiği anlatılmıştır örneklerle. Sürekli yazılarda sosyoloji disiplininden bahsedilecek diye bir kural da yok tabi. Yine de sosyolojiyle alakası olduğunu düşünüyorum. Yorumunuz için teşekkürler.

BİR YORUM YAZ