Önyargı

  • 15 Mart 2015
  • 1.011 kez görüntülendi.
Önyargı

Önyargı (prejudice) Normal kullanımda önyargı, bir şeyin ya da kişininaleyhine (veya bazen lehine) olarak, önceden oluşturulmuş bir kanaat ya da yanlılığı gösterir. Tabii yanlılığın olumsuz olduğu gibi olumlu da olabildiğini, oysa önyargının son derece yaygın biçimde bir gruba veya üyelerine yönelik negatif ya da olumsuz bir »tutumu ifade ettiğini unutmamak gerekir.Önyargı, gerçeklik karşısında sınanmamış, daha çok kişinin kendi duygu ve tutumlarına bağlı »stereotipleşmiş inançlarla karakterize edilmektedir.Gordon »Allport klasikleşmiş kitabı The Nature of Prejudice”’da (1954) önyargıyı şöyle tanımlar: “Kusurlu ve esnek olmayan bir genellemeye dayanan antipati. Hissedilebilir ya da ifade edilebilir. Tüm bir gruba ya da o grubun tek bir üyesine yöneltilebilir.” Bazı insanlar önyargılı görüşlere başkalarından daha fazla eğilimlidir: Psikanalitik kuramlar, önyargıyla esnek olmayan tutumların birleşmesine dayanan bir »otoriter kişiliğe dikkat çekmektedirler.Önyargı, 1920’ler ve 1930’larda sosyal psikoloji içinde, kısmen tutum kuramının (ve tutum ölçmeye yarayan »Bogardus toplumsal mesafe ölçeği gibi yeni tekniklerin) gelişmesinin sonucunda, kısmen ABD’de etnik azınlıklara  karşı yaygın düşmanlığa ve Avrupa’da anti-semitizmin yükselişine yönelik ilgiden dolayı, kısmen de »azınlık gruplarına duyulan genelleştirilmiş ilgiye bağlı olarak oldukça popüler bir terim durumuna gelmiştir. Önyargı araştırmalarındaki asıl gelenek, en üst düzeyine şu iki önemli kitabın yayınlanması sayesinde erişmişti: Theodor Adorno vd., Otoriter Kişilik (The Aııhoritarian Personality, 1950) ve Gordon Allport, 77ı<? Nature of Prejudice(1954). Birinci kitap, önyargının kişilik temellerinin en ayrıntılı analizini sunarken; ikinci kitap, önyargının psikolojik, yapısal ve tarihsel temellerini birleştirmeye çalışarak araştırmalardan elde edilen bulguların bir sentezini yapmaya girişmiştir. Bu gelenek içinde pek çok araştırma yapılmış olmasına karşın, önyargı terimi sosyoloji içinde -özellikle bireysel içerimlerinden ötürü- oldukça yoğun eleştirilere maruz kalmıştır.Bu terimin sosyolojik tanımları da, önyargının akılsallık, adalet ya da hoşgörü gibi toplumsal normları ihlal etmesini şart koşma eğilimindedir. Aşırı genelleştirme, peşin hüküm, bireysel farklılıkları dikkate almayı reddetme ve klişelerle düşünme, akılcı düşünceyi çiğnemektedir. Benzer biçimde, bireyi ya da grubu hak etmediği bir dezavantajla karşı karşıya getirmesi durumunda önyargının adil olmadığı söylenebilir.Önyargı aynı zamanda hoşgörüsüzlüğü ve insanın saygınlığını bozmayı da kapsamaktadır. Zygmunt Bauman Sosyolojik Düşünmek (ThinkingSociologically, 1990), önyargının ahlâki bakımdan çifte standarda yol açtığını ileri sürmüştür. İç-grup üyelerinin hak olarak layık olduğu bir şey, *dış-gruptaki insanlar için de aynı değeri taşıyorsa, bir lütuf ve hayır olacaktır.Bauman şu şekilde devam eder. “En önemlisi, kişinin dış-grup üyelerine karşı gaddarlığı, ahlâki vicdanıyla çatışıyor gibi görünmemektedir.” Aynı doğrultuda, benzer eylemler hangi tarafa atfedildiğine bağlı olarak farklı sekililerde adlandırılacaktır. Bir tarafın gözünde özgürlüğün ifadesi olan eylemler, diğer tarafın gözünde terörizmden başka bir şey değildir.Önyargı, “onlar” ve “biz” ayrımını kapsayan iç-gruplar ile dış-grupların varlığının hem bir sonucudur, hem de onu güçlendirmektedir. İç-grup ve dışgrupların tutumları özünde birbirlerine benzer, çünkü iç-grup duygusu mutlaka bir dış-grup duygusuna yansır ve tersi için de aynı şey geçerlidir. Hatta birisinin, kendi kimliğini, ötekine karşı zıtlığından türettiği bile iddia edilebilir.Bu anlamda, iç-grubun uyumu ve duygusal güvenliği açısından bir dışgrubun varlığı tam anlamıyla bir gerekliliktir.Halihazırda bir dış-grup yoksa, hemen yaratılabilir. İç-grup ile dış-grubun deneysel olarak nasıl yaratıldığı konusunda klasikleşmiş, fakat etik açıdan rahatsız edici bir örnek, Muzafer Sherif ve Carolyn Sherifin kaleme aldıkları An Outline of Social Psychology’de (1956) anlatılmıştır. Bu kitabın yazarları, erkek çocuklar için düzenlenen bir kamptaki etkinlikleri, özel olarak o şekilde yaratılmış iki kulübün ödülü kazanmak için birbirleriyleyarışmak zorunda oldukları bir biçimde programlanmıştır. Kamp süresince, bu kulüplerin üyeleri arasında – başlangıçta her kulüpte eşit sayıda arkadaş bulunmasına rağmen- zamanla bir düşmanlık gelişmiş ve birbirlerinin stereotipleri oluşmaya başlamıştır. Yazarların çıkardığı sonuç, bu stereotiplerin öğrenilmekten ziyade yaratıldığı şeklindedir.Gruplar ayrıca, gözle görülür bir düşman olduğu zaman saflarını sıklaştırma ihtiyacı duyarlar. Önyargı, düşmanın kötülüklerini abartarak, adalet ve hoşgörü normlarının daha geri plana atılmasını sağlar. Önyargı her zaman düşmanca bir eyleme yol açmayabilir, fakat bir kez açığa vurulduğu zaman, (asgari düzeydeki) sakınmalı tutum almak ya da ayrımcılık yapmaktan.Yahudi Soykırımı’nda olduğu gibi kitlesel imhaya her türlü biçime bürünebilir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ