Paradigmatik

  • 15 Mart 2015
  • 2.209 kez görüntülendi.
Paradigmatik

Paradigma, Paradigmatik (paradigm, paradigmatic) Sıradan kullanımıyla paradigma sözcüğü, taklit edilebilecek ya da izlenebilecek tipik bir örnek ya da modeli ifade eder. Felsefeci ve bilim tarihçisi Thomas Kuhn sözcüğün bu anlamını, terimin teknik bir kullanımına ve oradan, oldukça geniş kapsamlı olan bir dizi sosyolojik bağlama taşımıştır. Paradigma terimi.Kuhn’un “‘normal” bilim dediği pratiğin değerlendirilmesinde ana kısmı oluşturur.Bir bilimin “normal” (yani, devrimci olmayan) dönemlerinde, o dalın bilimsel topluluk içinde izlenecek kuramsal ve metodolojik kurallar, başvurulacak araçlar, incelenecek sorunlarve araştırmaları değerlendirecek standartlar konusunda bir konsensüs vardır ve bu konsensüsün temeli, bilimsel topluluğun birtakım eski bilimselbaşarıları model ya da paradigması olarak benimsemesidir. Dolayısıyla, belirli bir disiplin içindeki bilimsel eğitim, bu paradigmanın iyi bilinmesini ve ders kitaplarında yer almasını içerecektir.Bir bilimsel başarının paradigma statüsüne ulaşabilmesi için, yeni bir konsensüsün özünü oluşturmaya yetecek ölçüde uzmanın kendisine bağlılığını kazanmak üzere, daha önce ortaya atılmış ve çözümsüz kalmış olan bazı problemlere ikna edici ve yeni çözümler sunması gerekir. Ayrıca, kendini tanımlamaya başlamış olan bu araştırma geleneği içinde faaliyet yürütecek daha sonraki araştırmaların çözmeye çalışacağı sorunları gündemde tutacak kadar çözülmemiş probleminin olması da gerekmektedir.Paradigma kavramı, bilim felsefesi hakkında düşünme sürecini devrimcileştirmiştir.Bilim felsefesi yirminci yüzyılın ortalarına kadar, en azından ingilizce konuşulan dünyada, büyük ölçüde bilimsel pratiklerin tarihi ya da toplumsal gerçekliklerinden çıkarılan soyutlamalar içinde yürütülüyordu..Genellikle, ideal-tipik bir bilim modeli (bazen. Sir Karl »Popper’ın çalışmalarında olduğu gibi, açıkça buyurgan bir şekilde) felsefi analize tabi tutulur ve bu modelin ana özellikleri, bilimi sahte bilimden, dinsel inançtan, spekülatif *metafizikten ya da (genelde daha az önemli olmakla birlikte) diğer etkinliklerden ayıran bir sınır belirleme kriteri olması beklenirdi. Kuhn’un başlıca eseri Bilimsel Devrimlerin Yapısı (The Structure of Scientific Revolutions, 1962), bilim tarihini ciddi biçimde kavramsallaştırmak suretiyle bilimsel bilginin doğası hakkında felsefi sorular yöneltmenin ilk başarılı girişimlerinden birisini temsil etmektedir.Kuhn’un değerlendirmesi, bilimsel ilerlemeyi bilginin parça parça birikmesi şeklinde ve bilimsel akılsallığı.kuramın kanıtla örtüşmesinin biçimsel bir süreci olarak gören yaygın varsayımlara meydan okuyucu bir içeriğe sahiptir. Onun alternatif bakışı, süreklilik sergilemeyen bir tarihten kaynaklanıyordu ve buna göre, konsesüse dayalı normal bilim dönemleri, bazıları bilimin kendisine dair temel »epistemolojikvarsayımları sorgulayan krizlerin ve entelektüel devrimlerin arasına serpiştirilmişti. Üst üste biriken ve yavaş yavaş ilerleyen bir yolu takip etmeyen devrimci değişimler, önceden kabul gören bilgilerin çoğunun bırakılmasını içerir ve ani, niteliksel perspektif değişimleriyle yol alır. Oysa normal bilim, söz konusu özelliklerin çok azını (cesur varsayım, kanıtlar karşısında varsayımdan vazgeçmeye hazır olma, vb.) sergiler ve bunlar da genelde Poppercı bilim adamları ve ampirik bilim felsefelerine atfedilir. Kuhn, devrimci olmayan zamanlardaki bilimsel faaliyetlerin çoğunu, ortak bir geleneksel paradigmanın sağladığı rutin bulmaca çözümü girişimleri şeklinde nitelendirmiştir.Kuhn’un, bilimsel topluluğun rolüne, ortak normlarına, devrimci kriz dönemlerindeki çözümlere dair rolüne, bilimsel iletişim ve eğitimin örgütlenmesine ve bilimsel devrimleri kışkırtan bilim-ötesi baskıların farkına varılmasına gösterdiği ilgi, çalışmalarının -felsefeci ve bilim tarihçisi çevrelerinin ötesinde- sosyal bilimciler arasında da etkin olmasını sağlamıştır. Kuhn’un çalışmaları sosyolojide, *bilgi sosyolojisinin, kendi etkinlik alanını doğa bilimlerini kapsayacak şekilde genişletmesine olanak tanıması açısından büyük öneme sahiptir. Ayrıca, sosyolojinin kendi tarihi ve doğası ile »sosyoloji ve esas olarak diğer »sosyal bilimler içinde, üzerinde kalıcı bir konsensüssağlanmamış bir paradigmanın olmamasından kaynaklanan tartışmalarda da önemli bir rol oynamaktadır.Alternatif bakış açıları arasındaki rekabetin kalıcılığı, sosyolojinin hâlâ “paradigma öncesi” (yani, bilimsellik öncesi) aşamada olduğunu mu kanıtlar; yoksa daha çok, “bilimsel konsensüs” modelinin sosyoloji açısından hep erişilemez bir hedef olduğunu veya uygun olmayan bir modeli yansıttığını mı gösterir? Kuhn’un kendisi kararlı bir görecilik-karşıtı olmasına rağmen, kullandığı argümanların çoğu göreci tarafa yönelmiş ve çalışmalarından yaygın biçimde, esas amaçları, özellikle amirane bir bilgi biçimi olarak ele alınan bilim görüşünün yanlış taraflarını açığa çıkarmak olan araştırmacılarca yararlanılmıştır.George Ritzer, sosyolojinin “çok yönlü paradigma” bilimi olduğunu ileri sürmüş (Sociology, 1975) ve sosyoloji disiplini içinde daha fazla paradigmatik bütünleşme olması gerektiğini savunmuştur (Toward art Integrated Sociological Paradigm, 1981).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ