Pozitivizm

  • 15 Mart 2015
  • 986 kez görüntülendi.
Pozitivizm

Pozitivizm (jjositivism) Pozitivizmin ya da “pozitif felsefe”nin kurucusu olarak kabul edilen kişi, Fransız felsefeci ve sosyal bilimci Auguste »Comte’-tur (1798-1857). Comte, kendi önerdiği toplum bilimini tanımlamak için yarattığı “sosyoloji” terimiyle de saygın bir konuma sahiptir.Pozitivizm, her şeyden önce bir bilim »felsefesidir ve doğrudan »ampirist geleneğin içinde yer alır. Pozitivizmde »metafizik spekülasyon reddedilmiş, onun yerini sistematik gözlem ve deneye dayanan “pozitif bilgi almıştır.Bilimin yöntemleri bize fenomenlerin bir arada var oluş ve birbirlerini takip ediş yasalarını gösterebilir, fakat şeylerin içinde saklı olan “öz”ü ve “doğa'”yı asla anlayamaz. Toplumsal dünyaya uyarlanmış haliyle pozitif yöntem, her bilgi dalının geçmesi gereken bir ardışık durumlar yasası tespit eder; birincisi, teolojik; ikincisi, metafizik; sonuncusu pozitif (ya da bilimsel). Comte, toplumun karakterinin kendisine hakim olan entelektüel formlarla şekillenmesinden yola çıkarak, insan toplumunun gelişimiyle ilgili bir yasa ortaya koymuştur. Comte’a göre, Fransa’nın kendisinden kısa bir süre önce yaşamış olduğu anarşi ve devrim, entelektüel anarşiden kaynaklanmıştır.İlahi Hak ve halkın egemenliği gibi metafıziksel sorunlara bağlı olan çözülemez anlaşmazlıklar bir kenara bırakılıp, tüm dikkatler toplumun pozitif bilimine çevrilmelidir. İyi temellendirilmiş bilgi, konsensüsün temelini oluşturacak ve aynı zamanda -doğa bilimsel bilginin doğayı evcilleştirmekte kullanılması gibi- düzensizliğin nedenlerini ortadan kaldırmakta kullanılabilecektir.Comte’un çalışması, diğer pek çok düşünürün yanı sıra, en çok John Stuart »Mill’in hayranlığını toplamış ve pozitivizm, on dokuzuncu yüzyıl sonlarına doğru popüler bir hareket haline gelmiştir. Fakat Comte’un görüşleri de, Clotilde de Vaux’nun etkisiyle ömrünün sonlarına doğru değişecek; tek başına bilimin, daha önce iddia ettiği gibi, toplumsal bütünlük açısından bağlayıcı güç olmadığını görmeye başlayacaktır. Comte bu süreçte, aklın kalbin hizmetçisi olması gerektiğini öne sürerek yeni bir “İnsanlık Dini” nin savunuculuğunu üstlenmiştir.Ne var ki, Comte’un sosyal bilimlerdeki daha geniş ve sürekli etkisi hemen hemen tamamen daha önceki yazılarına dayanır. Bugün pozitivizm, bilimin doğası konusunda ampirist bir bakışa ve toplumsal yaşamın ampirist bir model çerçevesinde incelenmesine yönelik bir bilimsel yaklaşım projesine bağlılığı simgeler. Sosyal bilimlerde bu çizgi, en yaygın biçimde, sosyal bilim yöntemlerinin doğa biliminin yöntemleri gibi modelleştirilmesi, doğa bilimlerinin keşfettiği yasa benzeri düzenliliklerle paralellik gösteren toplumsal yasaları keşfetme çabası ve olgularla değerlerin birbirlerinden ayrılması konusunda mutlak bir ısrar anlamına gelmektedir. Bu yöntemlerden elde edilen ampirik bilgi ile siyasal sorunlar ya da endüstriyel politika arasındaki yakın bağ, Comtecu toplum mühendisliğiyle de son derece yakından ilişkilidir.Pozitivizm eleştirileri daha çok, doğa bilimsel yöntemlerin insan ya da toplum bilimlerine uyarlanamayacağı düşüncesine odaklanmıştır. Bilinç, kültürel normlar, sembolik »anlam ve maksatlılık, çeşitli biçimlerde doğa bilimi ile insanın toplumsal yaşamının incelenmesi arasındaki metodolojik derin boşluğu yaratan ayırıcı insani nitelikler olarak görülür. Bununla birlikte, Thomas Kuhn, Paul Feyerabend ve diğerlerinin çalışmalarına bakacak olursak, doğa bilimlerinin ampirist bir bakışla değerlendirilmesi de yaygın biçimde reddedilmektedir. Pozitivitizmin birleşik bir doğa ve toplum bilimi önerisi ampirizm üzerine kurulmuş olduğu için, bu sorunlar doğa biliminin alternatif görüşleri ışığında yeniden değerlendirilmelidir.Pozitivizm terimi (genellikle “mantıkçı pozitivizm”) aynı zamanda, »Viyana Çevresi’nin yirminci yüzyıllın ilk on yıllarında geliştirdiği radikal ampirizm ve bilimciliğe gönderme yapılarak kullanılır. Bu yoruma, Ernest Nagel (77te Structure of Science, 1961) ve Carl G. Hempel (The Philosophy of Natural Science, 1966) gibi kuramcıların geliştirdiği ve Paul *Lazarsfeld’in çalışmalarında örneklenen sosyal bilimler felsefesi dolayımıyla, genellikle modern, yirminci yüzyıl sosyolojik pozitivizmi üzerindeki başlıca etki gözüyle bakılmıştır. Pozitivizmin, onu büyük ölçüde (saptırılmış) sosyolojik eleştirilerdeki sorunlarla birlikte ele alan nitelikli bir savunusu, Percy S. Gönen’in “Is Positivism Dead?” başlıklı makalesidir {Sociological Review, 1980).Andrew Abblot “Seven Types of Ambiguity” (Theory and Society, 1997) başlıklı çığır açıcı bir makalesinde, “normal bir şekilde pozitivizm olasılığını ortadan kaldırdığı varsayılan bir fenomenin; insani olaylara atfedilen çok yönlü ve görünüşe bakılırsa kıyaslanamaz anlamlar”ın “pozitivist” bir analizini yapmakta ve pozitivizmin felsefi eleştirisinde iki temel problem bulunduğunu öne süren çelişkili öncülü ele alarak işe başlamaktadır. “Birincisi, pozitivist sosyal bilimin, ilkesel bakımdan olanaksızlığı gösterilmiş olmasına karşın, sosyal bilim alanındaki çabaların (ve para kaynaklarının) büyük çoğunluğu gerçekte onu var etmeye harcanmıştır.” Abbott’a göre, bu araştırmaları göz ardı etmek aptalca bir tutum olur, çünkü bunun entelektüel ve politik sonuçları vardır. İkincisi, “pozitivizme karşı olan açıklamalar, çoğunlukla, toplumsal dünya hakkında biçimsel olarak düşünmeye karşı keyfi bir isteksizliği gizlerler. Dünyanın muğlak anlam ağlarından kurulduğunu ileri süren bir görüş, yorumların ve temsillerin karmaşıklığını savunmakta ve böylece açık bir şekilde, ortaya çıkan karmaşıklığın biçimsel bir tartışmasını yapmanın olanaksızlığından dem vurmaktadır” Abbott bu tezin yanlışlığına dikkat çeker ve bu pozitivizmin “karmaşık ve incelikle hazırlanmış bir alan” olduğuna işaret eder.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ