Psikiyatri

  • 15 Mart 2015
  • 420 kez görüntülendi.
Psikiyatri

Psikiyatri (psychiatry) Zihinsel bozuklukların bakımı ve tedavisi üzerine odaklanan ve sınırları her zaman tartışmalı olan bir tıbbi uzmanlık dalı. On dokuzuncu yüzyılın ilk yarısında mesleki bir gruplandırma olarak boy gösteren psikiyatri terimi, 1808’de Almanya’da ortaya atılmış ve 1840’lardan itibaren Avrupa ile Amerika’da daha yaygın biçimde kullanılmıştır. Tabii, tıbbın deliliğe duyduğu ilgi ve bu alanda bir uzmanlaşmanın olması yeni bir durum değildi. Buna karşın, on sekizinci yüzyılın ortalarından itibaren akıl hastanelerinin ve tımarhanelerin (önce gönüllü, sonra kamusal olarak) kurulması, psikiyatrinin bir işkolu olarak ortaya çıkmasına sağlam bir temel sağlayacaktı. Akıl hastanesi, gözlem, tedavi ve eğitim adına yeni fırsatlar ve “•profesyonelleşmeyi kolaylaştıran sertifika gibi yeni olanaklar sunuyordu.Akıl hastalıkları doktorlarının dernekleri 1841’de Britanya’da, 1844’de Amerika Birleşik Devletleri’nde ve 1847’de Fransa’da kurulmuş; bu konudaki ilk dergiler ise 1854’te Britanya’da, 1844’de ABD’de, 1843’te Fransa’da ve bu tarihten bir süre önce Almanya’da yayımlanmıştı.1820’ler ile 1840’lar arasında tıp, deliliğe de terapötik iyimserliğe de büyük bir ilgi duyuyordu. Pratisyenler çoğunlukla eklektikti ve pek çoğu, özdenetim ve özsaygı için akıl hastanesinde bulunanların yeteneklerinin oluşturulmasında, düzenlenmiş bir çevrenin iyileştirici değerini vurgulayan ahlâki tedaviyi desteklemekteydi. Fakat daha üst düzeydeki pratisyenler, özel araştırma yapma fırsatlarını kısıtlayan daha geniş kurumlarda çalışma gerekliliği ve fakir hastaların çokluğu nedeniyle akıl hastanesi çalışmalarından kısa sürede vazgeçmişlerdi. Dahası, akıl hastanelerinin sayısı çoğalıp, buraları gittikçe artan oranda kronik ve kontrol edilemeyen hastalarla doldukça, tıbbın rolü, iyileştirici olmaktan ziyade öncelikle koruyucu bir hal alacaktı.Tıpta doğa bilimlerinin giderek daha çok vurgulanması da, kendisini büyük ölçüde, beyin »patolojisini tanımlama çabalarındaki rutin otopsilerde gösterecekti.Yirminci yüzyılın ilk yarısında iki büyük değişim meydana geldi. Birincisi, akıl hastanesi dışındaki psikiyatrik çalışmalar yaygınlaştı; bu çalışmaların çoğu zengin hastalara yönelik özel bakımlardı ve pek çoğu Sigmund »Freud’un psikonörotik diye tanımladığı sorunları kapsıyordu. Freud’un ofis psikiyatrisi üzerinde yaptığı etki -bilhassa özel uygulamaların geliştiği ABD’dedikkate değer ölçüdedir. İkincisi, akıl hastanelerini gerçek hastanelere dönüştürmeye yönelik büyük çabalar vardı ve 1930’larda, yeni bir iyileştirici iyimserliğe yol açan elektro-şok terapisi ve beyin ameliyatları (1950’lerde bunu yeni ilaç terapileri izleyecekti) gibi fiziksel tedaviler gelişti.İki gelişme de, başlangıçta akıl hastanesi bakımına bir ek niteliğinde, daha sonra ise alternatif olarak, 1950′-lerde »cemaat bakımı politikasının kabul edilmesinin temelini oluşturuyordu.Birinci gelişme, bakımın yapıldığı yerin çeşitlenmesini ve psikiyatrinin daha geniş koşullarda artan rolünü temsil ederken, diğeri eski kurumsallık yanlısı ve koruyucu bakım modellerindeki bir kırılmayı, 1930’da Britanya’da gönüllü katılımın ortaya çıkmasının ön ayak olduğu bir değişimi ve bunun sonucunda zorunlu alıkoyma uygulamasının ortadan kalkmasını temsil etmekteydi.Akıl hastanelerinin öneminin azalmasından ve çalışmanın cemaat içine yönelmesinden sonraki dönemin psikiyatriye yansımaları hâlâ tam değerlendirilebilmiş değildir. Akıl hastanesinin eski imparatorluğunun yok oluşu, disiplinler arasıekiplerin (bir ölçüye kadar) gelişmesiyle birlikte psikiyatristlerin gücünü tartışmasız derecede azaltmıştır. Bugün psikiyatristlerin gücü büyük oranda reçete yazma yetkilerine ve doğal bilimlerdeki uzmanlıklarına dayanmaktadır. Öte yandan, biyolojik psikiyatri ve sinir bilimlerindeki gelişmeler, zihinsel sayılan hastalıkların alanını, psikiyatrinin zararı olarak nörologların bir üstünlüğü haline getirebilir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ