Queer Düşünce

Fatih Avcı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 24 makalesi bulunuyor.
  • 16 Ağustos 2016
  • 1.039 kez görüntülendi.

fft1_mf19398Bazen biriyle tartışırken bazı düşüncelerin ne kadar can sıkıcı olduğunu aklınızdan geçirdiğiniz veya direkt olarak bunu ifade ettiğiniz olmuştur. Hem böyle bir durumla karşılaştığımdan dolayı hem de maalesef yakın zamanda Hande Kader’in yakılarak katledildiğinden dolayı queer ile ilgili yazı yazmaya karar verdim.  Queer, Butler’a göre iki şekilde yorumlanır: İlk olarak bu kavrama LGBTİA (lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel, interseksüel ve aseksüel) diye uzayıp giden kısaltmanın genel adı denilebilir. İkinci olarak buna postmodernite-modernite tartışmasının ve post-yapısalcı etkinin doğurduğu bir kuram olarak bakabiliriz. Öyle ki bu kuram “akışkan kimlik” tartışmasına işaret etmekte ve özne olabilme sorunsalına yeni bir yorum getirmektedir. Kavrama etkinliğini kazandıran Butler,  bilerek “ibne” anlamına gelen bu kelimeyi kullanmıştır. Çünkü Amerika’da bir dönem yaygın olarak ve insanları etiketlemek için kullanılan bu kelime, Butler tarafından “altüst” etmek için kullanılır. Ona göre altüst etmek ancak onun gibi performans sergileyip onu içten yıkmakla mümkün olur. Bu anlayışından dolayı Butler bu kelimeyi kullanmış ve hakkını da vermiştir denilebilir. Peki, onun tehlikeli olarak gördüğü ve yıkmaya çalıştığı şey nedir? Buna ben kısaca toplumsal cinsiyet kavramı da dahil olmak üzere, cinsiyete dayalı normalleştirilmeler, feminizmin idealleştirdiği bazı kalıplar ve kimliklere yapıştırılan cinsel ikilikler diyebilirim. Söz gelimi bu ikiliklere trans bireylerin de dahil edilmesi sıkça yapılan ve yıkılması gereken bir söylemdir/pratiktir.  Buna Hande Kader için kullanılan kadın sıfatını da kolaylıkla dahil edebiliriz. Çünkü bu düşünce “insanlar ya kadın olmalı ya da erkek”  algısı üzerinden yükseliyor. Ve bu algı uzun bir zaman diliminde oluşarak, bireyleri etkileyerek ve bireylerden etkilenerek üretilmektedir. Halbuki insanlar cinsel dayatmalardan sıyrılarak nasıl istiyorlarsa öyle davranmalı ve eylemlerini sergilemelidirler. Eğer herhangi bir kişi kadın ve erkek göstergelerine zorla yaklaştırılıyorsa ve bireyler bunun farkına varmayıp rıza gösteriyorlarsa göstergelerin yıkılması için hiçbir çaba gösterilemez demektir.

Tarihsel süreç içerisinde inşa edilen cinsel ikilik devamında kadının ikincilliğine de neden olmuştur. İkincillik ise cinsiyete dayalı bir hiyerarşinin çizilmesini tetiklemiştir. Bu hiyerarşide bütün yapı ve pratiklerde hegemonya arayışındaki erkek egemen düşünce üstte konumlanırken kadın önemsiz ve sahip olunan, hakimiyet kurulan hatta gerekirse şiddet uygulanabilen varlık olarak tasavvur edilmiştir. Cinselliğin, şiddetin toplumsal bir kurumu olduğunu şiddetten beslenen olaylara tanık oldukça görebiliyoruz. Dolayısıyla bu kültürle de doğrudan bağlantılıdır. Erkek-kadın ikiliğini ve kadın ikincilliğini normalleştiren erkek egemen bir kültürde bulunuyoruz ve bu kültür queer bireyleri dışlamanın ve şiddet uygulamanın her türlüsünü, eylemlerine yansıtmanın çabası içerisindeler. Bu, onların bulunduğu durumu hastalık olarak adlandırmaktan canlarına kast etmeye kadar gitmektedir. Karşılaşılan bu kötü eylemlerle mücadele etmeye çalışan hareketler organize edilmeye çalışılsa da hem yeteri kadar desteği göremiyorlar hem de üzerlerinde bireyden devlete kadar baskı unsurları mevcut oluyor. Yapılan bu baskı ve şiddetler queeri sınıflama çabasının bir parçası olarak yorumlanabilir. Çünkü sınıflamanın en tepesinde konumlandırılan heteroseksist erkek egemen düşünce, sınıflamaya ve hiyerarşiye ne dâhil edilirse edilsin yerinden oynamayacaktır şeklinde bir algı mevcuttur. Buna istinaden hiyerarşi konusunda söylenmesi gereken önemli bir nokta daha bulunmaktadır.

Kadın ve erkek ikiliği mevcuttur ve erkek her zaman hiyerarşide üstte bulunur gibi bir algıya sahip olunması düşüncelerin özcü yaklaşıma kaymasına yol açabilir. Bunun doğrusu, erkeklerin, kadınların ve queer bireylerin(!)kendi içlerinde gücü elinde bulundurup bulundurmayışına göre bölünüp hiyerarşiyi çeşitlendirdiğidir. Fakat queer bireyler bu çeşitlenen hiyerarşinin en altında konumlandırılırlar ve hem erkek hem de kadınlar tarafından şiddete ve etiketlenmeye maruz kalabilirler. Bu, yanlış yorumlanan dini bilgilere, kültürel dayatmalara, pratik ve yapıların beslediği düşünceler ve eylemlere dayandırılabilir. Ama bunların hiçbirinin doğru olduğu söylenemez özellikle hoşgörüyle övünen bizim insanlarımız ve bizim coğrafyamızda queer bireylere karşı yapılan zulüm hiçbir normalleştirmenin ve dayatmanın gölgesi altına giremez. Bundan ötürü; ikilik, kadın ikincilliği ve hiyerarşik şiddetten beslenen eril düşüncenin yeniden üretimi değil yeniden inşası gerekmektedir. Çünkü ancak bu şekilde insanların tercihlerine hoşgörüyle yaklaşılır ve ancak böyle eril şiddetin temsilleri yuvalarına çekilir.

Fatih AVCI

YAZARIN SON YAZILARI
Küfür Neyi Örter? - 7 Aralık 2016
Queer Düşünce - 16 Ağustos 2016
E-Devlet ve E-Türkiye - 18 Mart 2016
Merdiven Hikayesi - 22 Şubat 2016
Soytarı Sosyolojisi - 17 Şubat 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ