Reel Sosyalizm

  • 15 Mart 2015
  • 1.077 kez görüntülendi.
Reel Sosyalizm

Reel Sosyalizm (real socialism) Sovyet sosyalizminin gerçekliğinin Marksist- Leninist klasiklerde yorumlanmış idealden uzaklaşması karşısında, »sosyalizm ve »komünizm terimlerinin bu duruma uygulanamaması yeni bir terimi gerekli kılmıştı. “Fiilen varolan sosyalizm”, “gelişmiş sosyalizm” ve “devlet sosyalizmi”, sosyalizmi destekleyen ve karşı çıkanların tartıştığı isimlerden sadece birkaçıydı. Bunlar arasında en çok tercih edilen “reel sosyalizm” kavramı, Sovyet bloğundaki toplumların iktisadi, siyasal ve toplumsal yapılanışının aslında farklı bir »üretim tarzı olduğunu; bu üretim tarzının, ne Batı sosyal biliminin kavramlarına gönderme yapılarak, ne de resmi komünist ideolojinin araçlarıyla kavranması mümkün olan, kendi içkin eğilimleri bulunduğunu öngörüyordu.Reel sosyalizmin tanımlayıcı özelliği, politikanın ekonomi karşısındaki önceliği ve bu ikisinin iç içe geçmesidir. Kapitalizmin özellikleri (ayırt edici nitelikteki mülkiyet hakları ile meta.sermaye ve emek piyasaları gibi) varolmamasına karşın, bu durum kendiliğinden sosyalizmin varolmasını getirmiyordu.Sosyalizm için, doğrudan üreticilerin çıkarlarını yansıtan ve tüketim, üretim ve yatırımı, insanların – kendilerine empoze edilmekten ziyadeçeşitli yollarla dışavurdukları ihtiyaçların karşılanmasıyla birbirlerine bağlayan bir plana dayalı işbirliği sonucunda, ekonominin kolektif doğrultuda organize edilmesi gerekirdi. Üretim araçlarının devlet mülkiyetinde olması aslında bir mülkiyet boşluğu doğurmaktan başka sonuç vermemişti. Mülkiyet haklarının olmaması rüşveti beslemiş, motivasyonu köreltmiş, idari öncelikleri gerçek anlamından saptırmış ve devleti, planlama ile yönlendirici işlevlerden ziyade denetim kurma çabalarına yöneltmişti. Toplumun çıkarının şekillenmesi ve ifade edilmesinin yerini lobilerin gücü alacaktı. Nomenklatura sisteminin önceliği, performansta profesyonellik ve uzmanlık ölçütlerinin geçerliliğini ortadan kaldırıyor, sorumluluk mekanizmalarını bozuyor ve iktidarı, bu tekmerkezli toplumu yönetip, denetlenemez bir ekonomi üzerindeki gücü azamiye çıkarmayı amaçlayan grupların eline teslim ediyordu. Parti, devlet bürokrasisi, güvenlik aygıtı ve ordu, bürokratik araçlarla merkezileştirilmiş ve parçalara ayrılmış toplumun liderliğini üstlenen bir »iktidar eliti oluşturmuştu. Yoğun ekonomik büyüme, iktisadi mantıktan yoksun, askeri-sınai kompleksin önemli ihtiyaçlarından kaynaklanan bağımlılık modellerine bağlanmış ülkelerin doğal ve insani kaynaklarını yavaş yavaş tüketecekti. Yeniden bölüşüm sisteminin dayanakları ise esnek bütçeler, zayıf iş disiplini, işyerlerinin politizasyonu ve işsizliğin olmadığı bir ortamda iş disiplinini sağlamak için fabrika merkezli refah sisteminin kullanılmasıydı.İktisadi çıkarlar, iktisadi akılsallığa (rasyonalite) dayanmak yerine, yeniden bölüştürücü mekanizma tarafında gerçek anlamından saptırılıyordu. Küçük parçalar halinde sınıflanan mesleki ve hiyerarşik imtiyazlar, nüfusun büyük kısmını yapay bir bağımlılıklar kümesinin içine sokmuştu.Özellikle partokrasi ve entelijansiya içinde sosyal »kapanma biçimleri görülmekle birlikte, toplum fiilen sınıfsızdı.Toplumsal atomizasyon ve sınırları belli olmayan yapılar, çatlaklarda şekillenen ama özgün ihtiyaçların tatmini çerçevesinde varolan bir toplumsal kendi kendine örgütlenmeyi kapsayan ve gelişmekte olan ikinci bir toplumla yan yana duruyordu. Bu toplumsal ilişkiler, bireyi ve aileyi devletin oluşturduğu organizasyonlar ve kurumlarla bağlantılandırarak. »sivil toplumun yokluğunu ve orta tabakanın eksikliğini doldurmaya çalışacak ve yöneticilerin toplumun çeşitli kesimlerini -çoğunlukla birbirlerine karşı- manipüle etmelerine olanak tanıyan bölünmüşlük ve saydamsızlık ortamından çekip çıkarmanın yollarını arayacaktı.Reel sosyalizme içeriden bir bakış, Rudolf Bahro’nun Doğu Alman Devleti’ni hedef alan Marksist eleştirisinde (The Alternative in Eastern Europe, 1977) ortaya konmaktadır. Bahro, fiilen varolan sosyalizmde temel bir çelişkiye dikkat çekmiş ve bu çelişkinin, sınıf ekseninde değil, toplumu dönüştürebilecek bir “‘artı değer bilinci”nin yaratılmasına dayandığını ileri sürmüştür.Şu aşamada reel sosyalizmle ilgili doyurucu bir değerlendirme yapmak henüz mümkün değildir, çünkü onun iktisadi ve siyasal temeldeki ilkeleri, belli başlı kurumsal yapıları ve toplumsal tortuları ancak sahneden ayrılmasından sonra kendini tüm çıplaklığıyla göstermiştir. Sağlık bunalımları, çevre kirliliği, etkisini kaybetmiş bir çalışma etiği, yoksulluk, suçlar, siyasal atalet ve empoze edilmiş bir modernleşme sisteminin diğer başarısızlıklarının açığa çıkması, bu sistemin kuşku götürmez nitelikte olan başarılarına gölge düşürmektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ