Sembolik Etkileşimcilik ve Günümüzde Boşanma Nedenleri

Zeynep Arı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 21 makalesi bulunuyor.
  • 24 Mayıs 2015
  • 2.324 kez görüntülendi.

445_197_26677104843203698077

 

Sembolik etkileşimcilik genel bir kapsayıcılığa sahiptir. Tüm sosyal olguların veya sosyal psikolojik olguların sembollere dayalı olduğunu ve semboller tarafından yönlendirildiğini iddia eden Amerika ‘da yaygın olarak kabul edilen ve pragmatizm içinde gelişen bir kuramdır.Sanayileşme ve kentleşme; aile ve evlilik rollerini değiştirerek; aşk, evlenme, çocuk ve boşanmanın yeniden tanımlanmasına yol açmıştır.Toplumsal değişmeler ailenin işlevlerini aşındırdıkça aile bağları zayıflamakta ve boşanmalar artmaktadır.

Sembolik Etkileşimci Yaklaşıma göre
İnsanlar davranışları toplumdaki diğer insanlarla giriştikleri sosyal etkileşimden kaynaklanır.İnsanlar karşılaştıkları durumları yorumlarlar ve ulaştıkları sonuca bağlı olarak da davranışlarını değiştirirler.
Herbert Mead’in izleyicisi olarak Blumer’in temel iddiası, insanların öncelikle karşılarındakinin davranışını yorumladıkları ve daha sonra eyleme karar verdikleri yönündedir. Ona göre insanlar araya yorum süreci girmeden doğrudan eyleme geçmezler. Bu yorumlama ve anlamlandırma sürecinde ise, kuşkusuz semboller ve işaretler önem kazanır. Bu yüzden bu yaklaşıma Sembolik Etkileşimcilik denilmiştir. Bu görüşün, klasik davranış/ Behaviorizm Kuramındaki “uyaran tepki” ilişkisini reddederek araya yorumlama sürecini koyması önemlidir. Çünkü insanlar her uyarana basitçe tepki veren robotlar değildir. Örneğin, bir genç kadın kendisine gelen her teklifi sonuçları itibariyle yorumlamadan evet demez. Teklifin masum bir yardım amacına mı yoksa daha ileri bir ilişki için bir ilk adım mı olduğunu anlamlandırmaya çalışır ve olasılıkları gözden geçirdikten sonra evet veya hayır der.

İşte Sembolik Etkileşimcilik bu anlamlandırma ve yorumlama sürecinin nasıl inşa edildiğini, insanların kendilerini ve karşılarındakini nasıl konumlandırdıklarını inceler. Onlar, ontolojik olarak sosyal yaşamın dinamik olduğunu ve diyalektik olarak karşılıklı ilişki içinde bir bütün olarak sürekli değiştiğini kabul ederler.
Sembolik Etkileşimcilik ve Aile
Tüm dünyadaki geleneksel anlayış aile birliğinin bir kez kurulduktan sonra yaşam boyu sürdürülmesidir. Bu anlayışla uyumlu olarak boşanmalar ise ahlaken kabul edilmesi güç olmanın yanı sıra toplumun genel değer yargılarına bir meydan okuma ya da ebeveyn olarak sorumluluklardan kaçma olarak görülür. Ancak geleneksel birçok değer ve tutumlardaki genel değişmelere bağlı olarak aile konusundaki sembol ve değerlerde de bazı değişmeler olduğunu da kabul etmek gerekir.

Bu bağlamda Sembolik Etkileşimci yaklaşımın aile ve boşanma konusundaki görüşlerini daha iyi anlayabilmek ve “duygusal doyum” ve “aşk sembolü” başta olmak üzere bazı kavramlardan yararlanarak yaşanan değişimleri görmek mümkündür.

  •  Duygusal  Doyum:  Sembolik  Etkileşimciler, 20.yüzyılın başlarından bu yana aile dayanışmasının temellerinde ortaya çıkan önemli değişmeleri gözlemişlerdir. Örneğin, eş seçiminde artık giderek kişilik özellikleri önem taşımaya başlamıştır. Eşler arasında duygusal tatmin beklentisi giderek yükselmektedir. Ayrıca bu eğilime bağlı olarak mahremiyet talebi de artmaya başlamıştır. Tüm bunlar olurken toplumda ilişkiler yüzeyselleşmeye ve geçici olmaya başlamıştır. Bu durumda evlilik toplumdaki karmaşık ve hızlı değişmeler sonucu ortaya çıkan gerilimi düşürmede bir çözüm olarak görülmeye başlamış Eş birbirleriyle arkadaş /dost olmak amacıyla evlenmeye başlamaları kadar; eşlerin birbirinden çok şey bekleyerek aradıklarını bulamaması boşanmalarda artışa yol açmıştır. Sonuç olarak evlilik kendisine gereğinden fazla yüklenilen bir kurum haline gelmiştir. Türkiye’de de benzer eğilimlerin arttığı, kırsal kesime nazaran eğitim düzeyi yüksek, kadının ev dışında gelir getiren işte çalıştığı kentsel ailelerde evlilik anlayışının farklılaştığı söylenebilir.
  •  Aşk Sembolü: Kadın veya erkek olarak sahip olunan aşk veya ilgi görme/gösterme sembolleri de evliliğin yükünü ağırlaştırmaktadır. Duygusal tatmin olabilmek için talep edilen gerçekçi olmayan beklentilerin karşılanmaması hüsranla sonuçlanmakta ve eşler birbirlerini suçlamaya başlamaktadır. Evlilikte aşk/ilgi sembolleri yüzünden eşler beklentilerinin gerçekçi olmadığını görememekte ve boşanmaktadırlar. Türkiye’de de özellikle medyanın da etkisiyle eşlerin beklenti seviyelerinin yükselmesine karşın, bunları karşılamada gösterilen direnç yüzünden gerilimin arttığı söylenebilir. Türkiye’de izleme raporları kıran bazı dizilerin Orta Doğu ülkelerine pazarlanması sonucu oradaki aile yapılarının da sarsıntı geçirdiği ve Arap kadınların eşlerinden beklentilerinin arttığı ve sosyologların bu konularda çalışmalar yaptıkları bilinmektedir.
  •  Çocuğun Anlamı: Tüm  dünyada  çocukluk ile ilgili görüşlerde köklü değişmeler ortaya çıkmıştır. Bazı aile tarihçilerine göre ortaçağdaki aile yapısında çocuk ve erişkinler arasında keskin farklar bulunmazdı ve çocuklar birer küçük erişkin kabul edilirdi. O dönemlerde henüz ev ve işyeri ayrımı fazla olmadığı için erkek çocuklar aile işinde çıraklık ederken, kızlar da ev işlerinin yanı sıra eşlik rolünü öğrenirlerdi. ABD’de bile ancak bundan üç kuşak önce bu durumun değiştiği ve artık 8.sınıfı bitiren ve işe giren çocuklara erişkin muamelesi yapıldığı belirtilmelidir. Daha küçük yaşlardaki çocukların masum ve hassas olduklarının kabulü zaman almıştır. Bu konuda Türkiye’de hem sınıfsal hem de bölgesel gelişmişlik farkları bulunmaktadır. Erkek çocuk hala kız çocuktan daha fazla önemsenmektedir. Kız çocuklar okutulmadan erken yaş evlendirilerek çocuk kadınlar olarak adeta cezalandırılırken, erkek çocuklara tüm aile maksimum hizmet sunmaktadır. Buradaki en önemli çelişki, erkek çocuğun önemsenerek güçlendirilmesi kadar aile ve anne tarafından sürekli çocuk gibi şımartılarak tüm ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu durum ileride, yarı erişkin ya da büyümemiş “ana kuzusu koca” sendromuna yol açabilmektedir.
  •  Ebeveynliğin Anlamı:Çocukluk ve erişkinliğe geçiş konusundaki değişmelerin ebeveynliğin anlamı ile ilgili değişmelerle yakından ilişkisi bulunmaktadır. Günümüzdeki ebeveynler sadece ilgi ve şefkat göstermekle kalmamakta, çocuklarının sahip olduğu potansiyeli en yüksek düzeye ulaştırmaktan da sorumlu tutulmaktadır. Günümüzde çocuk yetiştirme çok daha uzun sürmekte ve çocuklar çok fazla talepte bulunduklarından, ebeveynlere geçmişte olduğundan çok daha fazla duygusal olarak da yüklenilmektedir. Türkiye’de durum benzer şekilde değişmektedir. “Çocuk merkezli” aileler artmaktadır. Geçmişte özellikle kırsal kesimde ebeveynler için yaşlılıkta sosyal sigorta olarak görülen çocukların tarımda makineleşme ile birlikte yetişme maliyetlerinin artması yüzünden değerinde değişme olmuş ve bu durum ailenin sahip olmak istediği çocuk sayısında azalmaya yol açmıştır.
  • Evlilik Rolleri: Geçmiş kuşaklarda anne-baba veya karı koca olarak eşlerin ev, iş ve çocuklarla ilgili konularda sınırları çizilmiş sorumlulukları bulunurken, günümüzde belirsizlikler artmıştır. Kadın ev dışında çalıştığında ev işleri ve çocukların bakımı konusunda kocasından veya aile büyüklerinden destek beklemektedir. Ancak kadınların geleneksel cinsiyet rollerine ilişkin yükümlülüklerinin azalmak bir yana, iş ile birlikte yürütülmeye çalışılması, kadınların çok daha fazla ezilmesine yol açmıştır. Bu konuda devletin de sorumlulukları bulunduğundan tüm dünyada sosyal refah devleti olma iddiasında olan ülkelerde önemli bazı yasal düzenlemelere gidilmiştir. Türkiye’de çalışan kadınların durumlarının kolay olmadığı, muhafazakâr iktidarların daha fazla sayıda çocuk önererek adeta onları tekrar eve çekmeye çalıştıkları iddia edilebilir. Teknolojik gelişmeler ev işlerinde önemli kolaylıklar sağlamakla birlikte, işsizlik, yoksulluk sarmalı satın alma gücünü sınırladığından, yoksullar için evlilik rollerinde iyileşme yakın zamanda pek mümkün görünmemektedir.
  • Seçenekleri Algılama: Aile ve evliliklerde ortaya çıkan pek çok değişmelere yol açan faktörlerin biri de giderek artan sayıda kadının ev dışında çalışmaya başlamasıyla ortaya çıkmıştır. Kadınların geçimlerini kazanmaya başlaması, onların ilk kez mutsuz olan evliliklerini sürdürme zorunluluğu karşısında seçeneksiz olmadıklarını görmelerine yol açmıştır. İşte Sembolik Etkileşimcilere göre, evliliğe bir seçenek bulunduğunun algılanması boşanmayı mümkün kılacak ilk önemli adımdır. Türkiye’de de çok kesin olmasa da bu tür bir genelleme kapsamında sayılabilecek, ekonomik bağımsızlık ve kendine güven artıkça boşanmanın bir seçenek olarak görülmesi yönünde eğilimlerinin arttığı söylenebilir.
  •  Boşanmanın Anlamı:Daha önce hiçbir şekilde kabul edilemez bulunan ve hatta ahlaki düşüklük veya başarısızlık olarak görülen boşanmanın anlamı değişmeye ve daha kabul edilebilir bir durum olarak algılanmaya başlamıştır. ABD’de nitekim bir asır önce sıfır olan boşanmanın yılda bir milyona çıktığına dair istatistiksel bilgiler bulunmaktadır. Boşanmalar arttıkça boşanmaya yüklenilen olumsuz anlamlar da daha azalmaya ve kişisel değişme ve yeni bir hayata başlama fırsatı olarak görülmeye başlanmıştır. Boşanmaya yüklenilen başarısızlık anlamındaki sembolik anlamın değişmesi ve bir damga olmaktan çıkması boşanmaların artmasında başlı başına önemli bir etken olmuştur. Türkiye’de de boşanmalar arttıkça ona yüklenen anlamın daha kabul edilebilir düzeylere çekildiği gözlenmektedir. Özellikle kadın açısından son derece tedirgin edici olan damgalanma anlamındaki negatif yüklemin oldukça azaldığı söylenebilir.
  •  Yasal Değiş: Boş yasasının bizzat kendisi sembolik olarak boşanmayı teşvik edici olmuştur. Daha önce zina ve benzeri koşullara sıkıca bağlanan boşanmalarda artık bu koşulun aranmaması ve geçimsizliğin boşanma için yeter koşul olarak görülmesi boşanmaların artmasında önemli rol oynamıştır. Türkiye’de de yeni Medeni Yasada yapılan değişikliklerle aile birliğini korumak esas olmakla birlikte, taraflar anlaştıklarında boşanmaları kolaylaşmıştır denilebilir.

Sonuç olarak Sembolik Etkileşimci Yaklaşım evliliklerin boşanma ile sonuçlanmasını sembollerdeki değişme ile açıklamaya çalışmaktadır. İnsanların boşanma ile ilgili düşüncelerinin değişmesi, evlilikten tatmin olma, aşk, çocuk, anne-baba, karı koca rollerindeki değişmeler evli çiftler üzerinde önemli baskılar yapmaktadır. Tek bir nedene bağlı olarak gerçekleşmesi güç olmakla birlikte tüm değişmeler bir arada düşünüldüğünde boşanmaya itici faktörlerin güçlendiği söylenebilir. Önemli soru bu değişmelerin iyi mi yoksa kötü mü olduğudur. Ancak bu konu değerlerle ilgilidir ve Sembolik Etkileşim kendine böyle bir konum belirlemez. Çünkü tüm sosyologlar gibi onlar da değişmeyi incelemekle kendilerini sınırlandırmayı uygun bulurlar.

EV İŞLERİ VE TOPLUMSAL CİNSİYET

Sembolik Etkileşimci Yaklaşımın aile konusundaki görüşlerinin daha iyi anlaşılması için başka örnekler vermek de mümkündür. Örneğin, Henslin, boşanma konusundan ayrı olarak erkeğin ev işleri yapması durumunu da incelemiştir. Ona göre, eğer kadın ve erkek birbirine yakın gelirlere sahipseler ev işlerinde de daha eşitlikçi bir paylaşım beklenir. Ancak işin aslına bakılırsa, diğer erkeklere göre daha fazla ev işi yapsalar da adil bir paylaşım sergiledikleri söylenemez. Bu bulgu şaşırtıcı bir durumdur. Hatta işten çıkarılan kocaların çoğunun ev işi yapmayı azalttıkları gözlenmiştir. Öte yandan karısından daha az kazancı olanların en az ev işi yaptıkları belirlenmiştir. Bu durumun açıklaması nasıl yapılabilir. Aslında işten çıkarılan veya karısından daha az kazanan erkeklerin evde oturmak yerine dışarıda daha fazla zaman geçirerek durumlarını dengelemeye çalıştıkları düşünülebilir. Hochschild’e göre, sosyolojik açıdan bu durumun anlaşılmasındaki anahtar kavram “toplumsal cinsiyet” rolleridir. Çünkü kadının daha fazla kazanmasını koca geleneksel erkeklik rolüne bir tehdit olarak algılayacak ve ev işi yapmayacaktır. Ev işi yapmak erkeğin gözünde kadın işidir. Ev işi yapmaktan kaçınarak, kaybettiğini sandığı erkek temelli düzenini yeniden oluşturacaktır.
Sembolik Etkileşim ve aile denilince akla hemen gelen diğer bir örnek ise “bir evde iki ayrı evlilik”tir. Burada karı ve kocanın evliliklerini nasıl algıladıkları anlatılmaktadır. Örneğin, eşlerden her ikisi de ne kadar ev işi yaptıkları sorusu kendilerine yöneltildiğinde gerçekte olduğundan son derece farklı yanıtlar vermektedirler. Hatta ev işi yapma konusunda anlaşıp anlaşmadıklarına ilişkin fikirleri de farklıdır.

DEĞİŞEN SEMBOLLER VE CİNSEL YAŞAM

Başka bir çalışmaya göre de evlilikte önemli bir konu olan cinsel yaşam hakkında neden eşler farklı yanıtlar vermektedir sorusunun yanıtı, onların aşk yapma konusunda sahip oldukları farklı beklentilerde gizlidir. Kadın daha fazla duygusal ilgi ve katılım beklerken, erkek daha fazla biyolojik tatmin aramaktadır. Ayrıca talebi karşılanmayan erkek konuyu önemsemez görünürken, ilişkiye isteksiz olan kadın konuyu daha fazla önemser görünebilmektedir. İşte Sembolik Etkileşimcilere göre evlilikte farklı köşelere konumlanan eşler evliliklerini de farklı olarak algılayabilmektedirler. Bu durumda eşlerin evliliklerinde yaşadıkları deneyimler tamamen birbirinden farklı olduğundan, aynı çatı altında iki farklı evlilik sürdürüldüğünü söylemek mümkün görünmektedir.

Sonuç olarak etkileşimci kuram çerçevesinde günümüzde boşanmanın nedenlerini maddeler olarak sıraladığımızda;

  • Ekonomik özgürlük
  • Kültür ve çevre farklılıkları
  • Kadın ve erkek rollerinin değişmesi
  • Kişilik yapılarının birbirine uymaması
  • Yasal değişikler
  • Duygusal tatmin beklentisinin çok yüksek olması
  • Kadının ev dışında gelir getiren işte çalışması
  • Medya ve kitle iletişim araçlarının olumsuz propagandası
  • seçeneklerin artması, temel olmakla beraber ;
  1. Eşlerin evliliklerinde birbirlerinden çok şey bekleyerek aradıklarını bulamaması boşanmaların artmasına neden olmuştur
  2. Eşlerin evlilik kurumunda, birbirinden çok şey beklemeleri boşanmaları arttırmıştır
  3. Evlilikte tarafların aşk veya ilgi görme veya gösterme sembolleri de boşanmalara neden olan bir diğer faktördür. Çünkü duygusal tatmin olamayan eşler birbirlerini suçlamaya başlar. Aşk ve ilgi sembolleri yüzünden eşler beklentilerinin gerçek olmadığını görüp boşanmaktadırlar. günümüzde özellikle meydanında etkisiyle eşlerin beklenti seviyelerinin yükseldiği görülmektedir
  4. Evlilikler de çocuğa yüklenen sembol boşanmaların artmasında bir diğer faktördür. Çünkü ; kız çocuklarına ev işlerinin yanı sıra ev kadınlığı rolü, erkek çocuklarını da aile içinde çıraklık rolü verilmiştir. Erkek çocuğu bu nedenle önemsenerek güçlendirilmesi ileride onu yarı erişkin veya büyümemiş “ana kuzusu koca” sendromuna girmesine neden olmaktadır. Buda evlilik kurumunun sağlıklı yürüyememesini sağlar
  5. Anne-baba , anlamı çekirdek aileye geçişle beraber değişmiştir. Eskiden çocuklar sosyal sigorta olarak görülüp iş güzünün mahiyetinde kullanılırken günümüzde , çocuk merkezli aileler olmuştur. Dolayısıyla ailenin sahip olduğu çocuk sayısında azalmalar yaşanmıştır.
  6. Çalışan kadınların çoğalmasıyla beraber ekonomik özgülük kadın lehine artmıştır , bu da kadının evlilik rolünün değişmesine neden olmuştur. Kısacası ekonomik bağımsızlık ve kendine güven arttıkça boşanmanın bir seçenek olarak görülmesi yönünde eğilimler artmıştır.

Evlilik kendine gereğinden fazla anlam yüklenilen bir kurum haline geldiğinden bu kuram çerçevesinde boşanmalar da artmıştır.

 

Zeynep ARI

 

 

YAZARIN SON YAZILARI
Alemin Özü - 15 Haziran 2016
Hayatın Pusulası - 10 Nisan 2016
Enaniyet Tuzağı - 9 Mart 2016
Sabır - 8 Ocak 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Fatih Avcı dedi ki:

    Çok güzel, çok faydalı bir yazı ve çok güzel tespitler. Bazı yerleri not ettim, teşekkür ediyorum ve devamını bekliyorum.

  2. Zeynep Arı dedi ki:

    faydalı olabilmişsek ne mutlu bize. teşekkürler..

BİR YORUM YAZ