Sevgi,Saygı ve Sorumluluk

  • 21 Mart 2015
  • 2.623 kez görüntülendi.
Sevgi,Saygı ve Sorumluluk

Günümüz Türkiye’sinde, toplumun her kesiminde ve her yaştaki bireylerde pek çok hoş olmayan davranış gözlenmektedir. Bunlardan büyük boyutlu olanlar (örneğin, hatalı sollama, dolandırıcılık, vb.) sürekli gündemde olurken, daha küçük boyutlu olanlar (örneğin, sarı ışık yandığında öndeki arabanın sürücüsünü “dat” yaparak uyarmak, kopya çekmek, vb.) çoğu kez gözardı edilmektedir. Ancak, boyutları küçük de olsa bu davranışlar önemli bir kültür yozlaşmasına neden olmaktadır. Garanti Bankası Yarına Dört Işık Proje Yarışması’nda Eğitim Ödülü kazanan bu projede, bu tür davranışları eleştirel bir bakış açısıyla sergileyen eğitici televizyon programları önerilmektedir.

Yazar, bu tür davranış bozukluklarının benzer duygu ve düşünce örüntülerinden kaynaklandığını düşünmektedir. Bu örüntülerin belli başlıları şunlardır:

  1. Sevgisizlik ve Saygısızlık: Kendimize, yakınlarımıza, büyüklerimize, küçüklerimize, tanıdıklarımıza, tanımadıklarımıza ne derece sevgi ve saygı duymaktayız? Bu sorunun yanıtını günümüz Türkiye’sinde çoğunluk açısından verecek olursak, “çok az” dememiz kaçınılmazdır. Ne yazık ki, toplum olarak sevgi ve saygı duymayı unutmuş gibi bir görüntü sergilemekteyiz. Karşısındakine sevgi ve saygı duymayan, ya kaba ve küstah davranma ya da abartılı, yapmacık ve dolayısıyla komik bir sevgi ve saygı davranışı sergileme eğilimi göstermektedir. Ayrıca, kendisi sevgisiz ve saygısız olan bir birey, karşısındakinin de sevgi ve saygısından kuşku duymaktadır. Bu nedenle de, karşısındakinin en ufak bir falsosunu, büyük bir sevgisizlik ve saygısızlık olarak nitelendirme eğilimi göstermektedir.
  2. Sorumsuzluk: Yediden yetmişe pek çok birey, yerine getirmesi gereken sorumlulukların bilincinde değildir. Bu kişilerin önemli bir bölümü, sahip oldukları çeşitli görevlerin sorumlulukların neler olduğunu bile tam olarak bilmemektedirler. Örneğin, öğrencilerin kaçta kaçı ders çalışmanın, anne-babaların kaçta kaçı çocuklarına insan sevgisini öğretmenin, çalışanların kaçta kaçı işte yalnızca işle ilgili şeylerle uğraşmanın sorumlulukları arasında olduğunun bilincindedir? Sorumsuzluk çoğu kez tembelliği de beraberinde getirmektedir. Çoğumuz, yaptığımız işleri baba, eş ya da amir korkusuyla yapmaktayız; böyle olunca da, her fırsatta kaytarmaktan ya da yalan söylemekten kendimizi alamamaktayız.
  3. Sahtekarlık: Dürüstlük günümüz Türkiye’ sinde tedavülden kalkmış durumdadır. Ne yazık ki, okulda kopya çekmeyen öğrenciye, çarşıda KDV’yi hesaptan düşürtmeyen müşteriye, kocasına çok kolay gizlenebilecek bir gerçeği söyleyip büyük bir kavga yaşayan eşe, arkadaşları kaytarırken işini yapan memura “dürüst” olarak değil, “enayi” olarak bakılmaktadır.
  4. Kıskançlık: Pek çok insan, karşısındakinin başarısını, mutluluğunu, vb. olumlu özelliklerini takdir etmek yerine, kıskanmayı yeğlemektedir. Kıskançlık, hafife almayı ve kara çalmayı da beraberinde getirmektedir. Hafife almak “O da bir şey mi?”, “Üç yaşında çocuk da yapar”. “İnsanda şans olduktan sonra…”, “Bize o fırsatlar tanınsaydı…” gibi klişelerle kendini göstermektedir. Kara çalmak “Kendisi mi yaptı bakalım?”, “Mutlaka bir yerden görmüştür.” “Siz onun söylediklerine ne bakıyorsunuz, hepsi palavra.” “İşinde başarılı ama siz onu bir de evinde görün” gibi sözlerle açığa çıkmaktadır. Böyle bir bakış açısı ise, başarılı ya da mutlu olan insanları örnek alma erdeminden insanları uzaklaştırmaktadır.
  5. Torpil ve Kayırmaca: Türk insanı, torpil yapmaya ve yaptırmaya öylesine alışmış durumdadır ki, pek çoklarının torpilsiz sokakta adım atmaya bile cesareti kalmamıştır. Hiçbir torpilin olmadığı durumlarda gelen başarı ya da kotarılan iş karşısında ise “Mutlaka bir yerlerden kurcalanmıştır” tepkisi verilmektedir.
  6. İsteksizlik ve Mutsuzluk: Pek çok insanımız, her ne olursa olsun, yaptıklarından keyif alamamaktadır. Anne-babaların çoğu çocuk yetiştirmeyi, öğretmenlerin çoğu ders vermeyi, çalışanların çoğu görevlerini yapmayı angarya olarak algılamakta ve bunları yaparken mutsuz olmaktadır. Oysa ki, angarya olarak görülen tüm bu işler, zevkli, keyifli ve mutlu edici de olabilecek uğraşlardır.
  7. Aldırmazlık ve Duyarsızlık: Toplumda meydana gelen olumsuz olaylara ilişkin bireylerin çoğu büyük bir aldırmazlık ve duyarsızlık göstermektedir. Ya “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” anlayışına sahiptirler; ya da “olayları görmeme ve duymama” şeklinde bir beceri edinmişlerdir.
  8. Anlamaya Çalışmama: Çoğumuz, karşımızdakinin ne söylemek istediğini, ne düşündüğünü, ne istediğini, ne hissettiğini, “gerçekten” anlamaya çalışma konusunda yetersiz kalmaktayız. Çocuğumuzu dinleyecek, neyi nasıl yaptığını gözleyecek, nelerden hoşlandığını anlayacak zamanı bulmak ne kadar zor? Eşimiz, iş arkadaşımız, astımız, üstümüz, vb. için durum farklı mı?

 

 

 

  1. Adaletsizlik: Toplumumuzda, gelir dağılımından suçların cezalandırılmasına, insan ilişkilerinden evlatlarımıza karşı tutumlarımıza kadar hemen her konuda adaletsizlik dikkati çekmektedir. Hak edenle hak etmeyeni, daha çok hak edenle daha az hak edeni ayırmada önemli aksamalar olmaktadır çoğu zaman.

Günümüzde televizyon en etkili kitle iletişim aracı olma özelliğini taşımaktadır. Ancak, televizyon programlarının önemli bir bölümü, bireylere doğru bilgiler aktarmada, iyi mesajlar vermede ya da uygun alışkanlıklar kazandırmada yetersiz kalmaktadır. Bu projede, yukarıda sıralanan toplumsal özellikleri gözler önüne seren, izleyenleri bu konularda düşünmeye yönelten ve olumlu alternatifler sunan mini televizyon programları önerilmiştir. Bu programların beş-on dakika arasında sürmesi ve drama-bilgilendirme formatıyla hazırlanması planlanmıştır. Programların etkililiğinin (a) dramaların abartısız, gerçekçi ve sanatsal olmasıyla; (b) sunulan bilgilerin doğru ve anlaşılır olmasıyla artacağı düşünülmektedir.

Programların izleyicilere ulaşmasıyla, zihinlerde küçük soru işaretleri oluşması; bu soru işaretlerinin ise, izleyenlerin yaşamlarında olumlu değişimlere zemin hazırlanması umulmaktadır. Ayrıca, gerçekleşmesi durumunda, bu olumlu değişimlerin daha büyük boyutlu toplumsal sorunların çözümüne de katkıda bulunacağı varsayılmaktadır.

Doç. Dr. Gönül Kırcaali

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ