Soytarı Sosyolojisi

Fatih Avcı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 24 makalesi bulunuyor.
  • 17 Şubat 2016
  • 762 kez görüntülendi.

portfolyo16

Güç ilişkilerinin çokluğu bize iktidar ve muhalefet mücadelesini anlatır. Eğer iktidarın her yerde bulunmasından bahsediyorsak muhalefetin de her yerdeliğinden bahsetmeliyiz. Zira bunlar birbirinden bağımsız şeyler değillerdir. Arapça kökenli bu iki kelimeden iktidarın anlamı, kudretli olma gücü yetme gibi anlamlara gelirken; muhalefet, zıt olma, karşısında bulunma demektir. Buradan baktığımızda iki kavram arasında sıkı ve çetin bir ilişkinin varlığını sezebiliriz. Çünkü iktidar gücünü karşısında bulunan şey üzerinden ispat etme-gösterme eğilimindeyken muhalefet kendini iktidar kabul edilen şeyi yanlışlamaya çalışarak ve karşısında bulunarak gerçekleştirir. Bahsini ettiğimiz ikiliğe sadece politik veya siyasi bir ilişki olarak bakmamalıyız. Çünkü iktidar ilişkilerinin her yerdeliği bizlere bunun kişiler arasında da gözlenebileceğini anlatır. Bu bakış iktidar ve muhalefete isnat edilen tek biçimliliği ortadan kaldırır. Fakat bu noktada, kurum ve yapılar arasındaki ilişkiyi de göz ardı etmememiz gerekmektedir. Her pratik ve her yapı kendine özgü bir iktidar istemiyle sahne alır vurgusu yapılmaması gerekiyor çünkü fazla genelleme muhtevanın görülmesini engelleyebilirken fazla indirgeme bir çerçeve çizilmesinin önüne geçer. Foucault, iktidarın her yerdeliğinden bahsederken tekil bir iktidar anlatısı yani pratik arzular, mücadeleler, meydan okumalar için bir kavram önermez fakat iktidarın kaynağını belli bir yapı ya da belli bir merkeze yerleştiren bütün çözümlemeleri de reddeder. Onun yaptığı bu önemli vurgunun eksikleri olsa da önemli başka vurgulara ışık tutmuştur. Örneğin Connell’in pratik ve iktidar ilişkisi bu ışığın parıltılarını yansıtırken Baudrillard ise iktidarın politik olmayan yönlerinin bulunduğunu söylerken bize manzarayı başka yerden göstermektedir. İktidar ve meydan okumalar anlatısının yanında muhalefet anlatısının da yapılması gerektiğinden bahsettik. Bunu soytarılık ve tabi kılınmalar üzerinden yapmamız daha isabetli olacaktır. Soytarı lafzının kasıtlı olarak kullanılmasının sebebi özellikle Osmanlı’da hatta daha da geriye gidersek eski Mısır’da soytarılık iktidara tabi kılınmanın kurumsal bir görüntüsünü çizmesidir. Soytarılar kralları veya padişahları güldürmek, bazen düşündürmek hatta bazen eleştirmek görevini üstlenirlerdi. Biz de buradan hareketle Baudrillard’ın yolunu takip ederek sadece politik yorum yapmaktan kaçınarak sorumuzu soralım. Acaba günümüzde kişisel ilişkilerde iktidar addedilen kişiler iyi bir muhalefetten önce karşılarında bir soytarı mı görmek istemekte? Örneğin buna toplumsal cinsiyet açısından baktığımızda bu algının mevcut olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü soytarı padişaha hizmet etmekle, onu güldürmekle, stresini dağıtmakla görevlidir ve birçok erkek de kadınların benzer görevlerinin olduğunu düşünür. Dahası bu algı yapıların da algısına dönüşür ve kadın-erkek bu düşünceyi doğru kabul ederek evliliği bu düşüncenin üzerine bina eder. Yani son durumda padişah kendini eğlendiren ve hiçbir tehlikesi olmayan soytarıdan hoşnutken soytarı da padişahın gölgesinde bulunmayı övünme sebebi saydığından kendi iktidarını tabi kılınma üzerinden gerçekleştirir. Bunun karşısına M. Wollstonecraft’ın ifadesini koyabiliriz ki o erkeklerden bir dereceye kadar bağımsız olana dek kadınlardan pek bir şey beklenmemesini savunur. Buna benzer ikilik eğitim, din, bürokrasi gibi birbiriyle ilişkili birçok yapıda kendini gösterir ve tahakküm üzerinden bir hiyerarşi çizer. K.Robinson’dan konumuzla ilgili alıntı yapmamız ve burada onun anlattığı hikayeyi aktarmamız isabetli olacaktır: Resim dersinde altı yaşında küçük bir kız en arkada oturmuş, resim yapmaktadır. Öğretmenine soracak olursanız bu küçük kız derse hemen hemen hiç ilgi göstermiyordu (o gün hariç). O gün nedense bütün ilgisi yaptığı resimdeydi. Öğretmenin ağzı açık kalmış tabii bu durum karşısında. Kızın yanına yaklaşmış ve sormuş: “Ne çiziyorsun?” “Tanrı’nın resmini çiziyorum” diye cevap vermiş kız. Öğretmen ise “ama hiç kimse Tanrı’nın nasıl göründüğünü bilmiyor.” demiş. O da “problem değil, bir dakika içinde bilecekler” diye yanıtlamış. Bütün çocuklar inanılmaz yeteneklere sahiptir ve bizler onları harcıyoruz, hem de acımasızca. Çünkü önümüze tepsiyle getirilen normları dayatmamız istendiğinden ve bazı kalıplara göre bireyler yetiştirmek gerekir algısından hareketle soytarılığa soyunurken çocuklarında bizim soytarılarımız olmasını isteriz. Bu sebepten dolayı çocuklar yanlış yapmaktan korkmuyorlar ama zamanla yetişkin olduklarında, çoğu çocuk bu kapasitesini yitiriyor ve yanlış yapmaktan korkar hale geliyor. Hataları damgalıyoruz, insanları yaftalıyoruz. Çünkü bazen insanların hatalarında kendimizin hatasızlıklarını görüp onların üzerinden muktedirliğe soyunuyoruz. Sonuç şu ki insanları yaratıcı kapasitelerinin dışına yönelik eğitiyoruz. Bu noktaları düşünürken önemli bir şeyi gözden kaçırmamamız gerekmektedir. Mücadele, farklı düşünme, meydan okuma ve iktidar ilişkisi bir sindirme yarışını değil sentez çıkarmayı önceleyebilmeli aksi halde sıkça görüldüğü gibi bir tahakküm kurma ve eritip tüketme yarışının ilerlemeyen bireyleri oluruz.

Fatih AVCI

YAZARIN SON YAZILARI
Küfür Neyi Örter? - 7 Aralık 2016
Queer Düşünce - 16 Ağustos 2016
E-Devlet ve E-Türkiye - 18 Mart 2016
Merdiven Hikayesi - 22 Şubat 2016
Soytarı Sosyolojisi - 17 Şubat 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. Anonim dedi ki:

    Bir solukta okudum..ellerinize saglik

    1. Fatih Avcı dedi ki:

      Teşekkür ederim. Yazının hoşunuza gitmesi sevindirdi. Ben bazı eksikler ve daha doğru olması gereken ifadeler gördüm. Umarım diğer yazılarımı yazarken daha iyi bir yol haritası çizebilirim ve kavramların tarihsel serüvenlerini daha iyi ifade edebilirim. Böylece daha çok hoşunuza gidebilecek yazılar ortaya çıkabilir. İyi günler, sağlıcakla kalın.

    2. Anonim dedi ki:

      Aynen aklınıza sağlık

    3. Anonim dedi ki:

      Kutlarım

BİR YORUM YAZ