Terör Terörizm ve Yansımaları

Fatih Avcı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 24 makalesi bulunuyor.
  • 31 Ağustos 2015
  • 1.500 kez görüntülendi.

dedekorkut1_136418464618

Terör… Birçok devletin, farklı veya benzer yönleriyle yüz yüze geldiği bu olgu, kelime kökeni itibariyle korku, dehşet gibi anlamlara gelip dilimize Fransızcadan girmiştir. Bu yapılanma, kelime kökünün hakkını vererek yayıldığı,etkin olduğu bölgede korku algısı yaratma amacı taşımakta ve yıldırma politikası gütmektedir. Bazı araştırmacılar tarafından iki bin yıllık bir geçmişinin olduğu düşünülmektedir ama izlenilen strateji, kazandığı form henüz yeni sayılabilir ve ülkelere göre değişkenlik arz edebilir. Biz de bu yazımızda bahsi geçen stratejiler üzerinden ülkemizin maruz kaldığı terörü, bu olguyla ülkelerin nasıl mücadele ettiğini Fransa örneği üzerinden ele almaya çalışacağız. Özellikle 19.yüzyıl Fransa’sında özgürlük hareketleri sonrasında hukuksal bir sorun olan bu olgu, bununla sınırlı kalmayarak siyasal ve ideolojik bir soruna da dönüşmüştür. Bugünkü genel algı ise terörün siyasal bir amaca ulaşmak için propaganda amacıyla sivilleri, güvenlik görevlilerini çeşitli eylemlerle öldürmesi olarak kabul edilebilir. Ortaya çıktığı ülkelerde farklı şekilde seyrettiğinden çözümü için farklı siyasal önlemler ve değişik politikalar alınmıştır. Örneğin bir ülkenin terörist diye adlandırdığı ve caydırıcı önlem aldığı-ağır yaptırım uyguladığı kişiler, başka bir ülkede “siyasal suçlu” olarak tanımlanıp iadesine bile izin verilmemektedir.

Konumuzu daha iyi ele almamız için, terörün terörizmden nasıl ayrıldığı, nelerden beslendiği, Ortadoğu’da nasıl bir profil çizdiği noktalarına kısaca değinmemiz isabetli olacaktır. Terör olgusu üzerine önemli çalışmalar yapan terörizm uzmanı İhsan Bal, terör ve terörizm kavramlarını şu şekilde ayırır: Terör, kısaca silahlı eylemler marifetiyle kendini ve davasını duyurma; terörizm ise, bu eylemleri savunan, stratejilerini anlatan bir düşünce disiplini ve akımıdır.(Bal, 2006:8) Onun deyimiyle birinci kavram stratejik eylem, ikinci kavram ise stratejik söylemdir. Terörizmi ilk tanımlayan ise Kant olmuştur. Terörün silahtan beslenen, onun üzerinden var olmaya çalışan yapısına maalesef aşinayız. Fakat artık terörü meşru göstermeye çalışan, onların şiddet uygulayarak vücut bulmasını(!) göz ardı ederek, “barış savaşçısı”ymış gibi algı yaratmak isteyenleri de görmeye başlıyoruz. Hem de gün geçtikçe artarak. Bu Türkiye toplumu olarak oldukça büyük bir sorun çünkü bu isteğin ülkemizde karşılık bulması, şiddetin artması, propagandanın, eylemlerin yayılması bizi biz yapan birlikteliği sağlayan çatıların zarar gördüğünü göstermektedir. İbn-i Haldun’un ifade ettiği gibi farklı kan bağına sahip olan(!) asabiyyeler arasındaki çekişmeyi giderip hepsini tek amaç etrafında bir araya getirecek şeyler bu çatılardır, ortak değerlerdir.Şimdi ülkemizin geleceğini oluşturacak çocuklar bile şiddet naralarıyla karşılaşmakta ve büyümektedirler. Bu ise ülkemizin tamamı için tehdit oluşturan yukarıda bahsettiğimiz terör olgusunun işine gelmektedir. Bu yapılanma amacına ulaşmak için bazı kaynaklardan beslenmektedir bunu yüzeysel olarak; çeşitli eylemler, dış güçlerden gelen para ve insan kaynakları, yanlış siyaset gibi bölümlere ayırabiliriz. Ama bunları bir kenara bırakırsak bana göre bu yapı en çok bizim “toplumsal yapımızın çatırdamasından” besleniyor. Çünkü su, mutlaka akmak için kendine en uygun zemini bulur. Terör; Ortadoğu’da son yıllarda sivil insanları öldürerek, rehin alıp işkence ederek, bunları sosyal paylaşım sitelerine, medyaya bir şekilde taşıyarak bir “reklam” yapma amacı gütmektedir. Genel olarak insanlar gördükleri veya duydukları terör eylemlerini ilk başta kızgınlık ve şaşkınlıkla karşılamakta bazıları daha sonra analizler yapabilirken çoğu kafasında oluşturduğu tepkilerle, tanımlarla bahsi geçen reklamı bilinçaltında tutma yahut o anki duygularla tepki göstermeye çalışmaktadırlar. Bu duygu-analiz ilişkisini iyi ayarlamak gerekmektedir. Ortadoğu’da değişen güç dengeleri ve terörün çeşitlenmesi reklamın da çeşitlenmesine zemin hazırlamıştır. Bazı yapılar din üzerinden ismini duyurmayı amaçlarken bazıları ise ırk üzerinden bir amaca yönelmektedir. Bahsettiğimiz konuya örnek teşkil etmesi için PKK, IŞİD ve uzantılarını ele alalım.  Emniyet birimlerinden alınan bilgiye göre PKK’nın 15 Ağustos 1984’den bu yana sivillere yönelik gerçekleştirdiği 83 bin 500 saldırıda 6 bin 741 kişi hayatını kaybetti.(akademikperspektif.com haberinden). Bu örgütün kullandığı silahların menşei; Rusya, Çin, Bulgaristan, Almanya, İtalya, ABD, İngiltere gibi ülkelere aittir. Verdiği maddi zarar yaklaşık olarak 300-400 milyar dolardır. 1984’ten 1996’ya kadar izlenilen yol sırasıyla; stratejik savunma(taktiksel saldırı), stratejik denge (eylemler ve siyasal mücadele), stratejik saldırı (güvenlik güçlerine yapılan silahlı saldırılar) olarak bölümlere ayrılabilir. Bugüne kadar yaptığı eylemler; gösteri/protesto, isyan, adam kaçırma, suikast, sabotaj, bombalı ve silahlı saldırı, haraç, kaçakçılık, göçe zorlama… Örgütün kolları ise; KCK, PYD, YDG-H, CDK gibi 23 tane yapıdan oluşmakta ve Ortadoğu’da özellikle sık sık söylenen “vaat edilmiş topraklar” denilen coğrafya etkinliklerini-eylemlerini sürdürme çabasındadırlar. Geçtiğimiz yıl ise iki örgüt (IŞİD-PKK) yoğun bir çatışma yaşamaya başlamış ve bölgedeki güç dengelerinde büyük bir değişme olmuştur. Işid petrol kaynaklarına yakınlığından çabuk zengin olmuştur. Yerli ve yabancı İslamcılardan(!) oluşuyor. Evet İslamcılık kulağı biraz tırmalayan bir kelime çünkü ideolojiye yakın bir duruşu var. (İslamcılık konusu için http://serbestiyet.com/Yazarlar/islamciligin-iflasi-154671) Işid, 2004 yılında “Tevhid ve Cihad” adında kurulduktan sonra bir süre El-Kaide’ye katılmış, 2006 yılından itibaren ise “Mücahitler Şurası Konseyi” olarak kurulmuştur. 2010 Yılında Irak kuvvetleriyle çatışmış, 2011 yılında kurulan El-Kaide’nin Suriye kolu olan Nusra ile birleşmiştir. Ve bu tarihte adı IŞİD olarak belirlenerek, reklam edilmeye başlanmıştır. Silahlı eylemlerle, rehin almalarla, tehditlerle adını kısa sürede duyurmuş ve özellikle Avrupa’da çok ses getirmiştir. On bin kişilik bir yapılanmasının olduğu tahmin ediliyor. Şuanda da Suriye ve Irak’ta bazı bölgeleri elinde bulunduruyor. SuriyeWarMap

Görüldüğü üzere terör ne şekilde olursa olsun apaçık bir tehdittir. Peki bu tehditle karşılaşan başka ülkeler nasıl bir önlem almış, sorunu nasıl çözmeye çalışmış-mücadele etmiş buna da Fransa üzerinden değinip yazımızı bitirelim.

11 Eylül 2001 olaylarından sonra terörle mücadele konusunda çeşitli ülkelerde önemli adımlar atıldı. Bu adımlar atılırken de Fransa örnek alındı çünkü 1980 sonrası Fransa’da güvenlik politikaları konusunda önemli gelişmeler ve değişmeler yaşanmıştı. Fransa’da demokrasi ve hükümet oldukça önemli kurumlar olduğundan terörle mücadele demokrasinin devamı için zorunlu olarak görülmüştür. Fransa bir dönem dış güvenlik üzerinde odaklansa da terörün içeriden de yayılabileceği algısı üzerine iç güvenlik sistemleri geliştirmeye başlamıştır. Fransa, terörle; politik, operasyonel ve yönetim olarak üç alanda mücadele etmiştir. Terör, demokrasiyi engelleyecek, sekteye uğratacak şeyler olarak görülüyordu. Fransa’da terörizmin yayılmasına zemin hazırlayan şeyler ise o dönem bölünen siyasi görüşler, terörün siyasal bir suç sayılması ve yaptırımda ki yetersizlikler, yasal sağlam bir zemine dayanmaması, Cezayir Savaşı, anti-semitik hareketler, yanlış güvenlik kararlarının alınması gibi nedenlere bağlanabilir. Bu nedenlerden ötürü Fransa 1980 sonrası dönemde ciddi bir terör tehdidi altındaydı denilebilir. 1995-96 yıllarında Fransa’da terör metroya yapılan bombalı saldırıyla yeni bir boyut kazandı ve bu dönem Fransa’da gözler Ortadoğu’ya çevrildi. Ülke içerisinde bu durumun modernizmin kaçınılmaz bir sonucu olduğu ve bunu bitirmek yerine asgariye indirerek kontrol altına almanın daha mantıklı olduğu yorumları yapıldı. Ülkelerin klasik güvenlik anlayışı savaş olgusu üzerine şekillenmiş olduğundan ve terör ile mücadele yasal bir zemine oturmadığından terör rahat hareket etmiştir. Fakat Fransa’da değişen algı, teröre daha az hareket alanı bırakmıştır. Daha sonra Fransa; politik, entelektüel alanların da terörü tanımasını ve kamuoyu oluşmasını, istihbaratın da mücadelede etkin olmasını sağlamıştır. Uzmanlaşmış bir yasal prosedür, adli birimlerin güçlü bağı, terörle mücadele birimlerinin istenilen gibi çalışması neticesinde Fransa, sadece ülke içinde değil, birçok ülkenin içerisinde bile kendine tehdit oluşturacak gelişmeleri tespit edebilir hale gelmiştir. Terörle mücadelenin tabi ki belli bir kalıbı yoktur fakat sadece bilgi sahibi olalım diye terörle tanışmış bir ülkenin kısaca nasıl mücadele ettiğini de okumuş olduk. Ne diyelim, algılarımızın berraklaşması, terörün etkisizleşmesi ve insanların silah pazarları yerine, ilim üretmesi dileğiyle…

Fatih AVCI

YAZARIN SON YAZILARI
Küfür Neyi Örter? - 7 Aralık 2016
Queer Düşünce - 16 Ağustos 2016
E-Devlet ve E-Türkiye - 18 Mart 2016
Merdiven Hikayesi - 22 Şubat 2016
Soytarı Sosyolojisi - 17 Şubat 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ