Toplumsal Bir Sorun Olarak “Alışveriş Merkezleri”

Cansu Taşar

Yazarın şu ana kadar yazılmış 12 makalesi bulunuyor.
  • 23 Eylül 2015
  • 1.703 kez görüntülendi.

avmler_rotasini_anadoluya_ceviriyor_1426940808_8745-650x347

Son yıllarda yapılan araştırmalar, incelemeler, yazılan yazılar doğrultusunda artık daha da kolay anlayabiliyoruz Alışveriş Merkezlerinin nasıl toplumsal sorun haline geldiğini.. Eskiden, en azından yakın zamana kadar yaplan bu merkezlerin amacı insanların daha kolay, hızlı, ulaşılabilir bir şekilde toplu olarak alışveriş yapmalarını sağlamaktı. Fakat daha sonra bu merkezlere çeşitli imkanlar daha eklendi. Artık oralar alışverişin yanı sıra eğlenilen, gezilen, buluşulan, ders yapılan, toplantı yapılabilen, yemek yenilen yerler haline dönüştü. Sinemadan eğlence dünyasına, kitap fuarlarından imza günlerine, okul gezi programlarına kadar her türlü işimizi görmeye başladı. İlk zamanlar insanlar bundan şikayetçi değillerdi tabi. Neden olsunlar? Birden fazla işini bir arada yapabiliyorlardı. Koşturmalarına gerek kalmıyor, nerede indirim varsa yakalıyor, daha ucuza alışveriş yaptığını düşünürken aynı zamanda da tasarruf ettiğini düşüyordu. Üstelik almadan bir ürüne birden fazla yerde bakabiliyor, kıyaslayabiliyordu. Bir bayan için hem onun ilgi alanında, hem de eşinin ilgi alanın da olan alışveriş dükkanları vardı ve iki taraf da halinden memnundu. Tabi çocuklarını da oyun parkına bıraktıktan sonra başka nasıl iyi bir alışveriş imkanı olabilirdi ki? Peki herşey bu kadar iyi giderken birden ne oldu? O alışveriş merkezleri birer canavara ne zaman dönüştü? Ne oldu da onlar birden içinde boğulduğumuz,cüzdanımızı kemiren, vitrinlere baktıkça almak istediğimiz yada alamadığımız zaman huzursuzlaştığımız, kötü hissettiğimiz mekanlar haline geldiler? Şöyle ki bizler bu hatayı en başında yaptık. Sinemaları kapattık. Belki binlerce insanın hobisi olan, izlemekten, açık alanda onunla ilgilenmekten zevk duyan insanlarımızın elinden sinemalarını aldık, sinemaları AVM’lere hapsettik, daha sonra birbiri ile yarış içinde olan markaları bir araya topladık, onların satış politikası ve tuzağa düşüren indirim modellerine bağlandık, böylece sokağın sermayesini, o bir ürünü satabilmek için samimi şarkılar söyleyen, siz “fiyatı ne kadar?” diye sorduğunuzda size “ne kadar olsun?” diyen abilerimizin kalbini kırdık.. Geçinmeye çalışan, lezzetli ve sağlıklı yemekler üreten belki de bir sohbetinden çok şey kapacağımız, o yemekten sonra sizlere çaylarınızı getirerek“bunlar ikram” demeyi borç bilen insanları üzdük.. Mutfağını kontrol etme imkanımız olan, yemek yediğimiz yeri temiz bulmadığımızda söyleyebildiğimiz dükkanların kapatılmasına sebep olduk. Avm’lerde sağlıksız bir şekilde paketlenmiş, dondurulmuş yiyeceklerin önünde kuyruk oluşturduk. En önemlisi, en değerli varlığımızın “zaman”ımızın elimizden alınmasına seyirci kaldık. Avmler de zamanın nasıl geçtiğini unuttuk, nasıl unutmayalım ki? Çünkü Avm’lerde saat yoktu, zaman kavramına dair bir olgu göremedik. İçinde kendimizi kaybettiğimiz, kendimizi dış dünya’dan soyutladığımız mekanlar haline getirdik oraları. Taş duvarlar halindeki bu samimiyetsiz ortamlarda saatler harcadık, paralar harcadık, ağaçlardan, açık havalardan, o deniz kokusu eşliğinde içtiğimiz simit-çay ikilisinden vazgeçtik. Bu sebeple doğanın da kalbini kırdık.. Kuş cıvıltılarını yüksek sesli müziklere tercih ettik. Zamanı kaybettiğimiz gibi,emeğimizi de kaybettik. Gereksiz harcalamalarda bulunduk. Aynı tarz ürüne daha önce sahip olduğumuz halde sırf indirimde diye bir daha sahip olduk, kimse bizi durdurmadı, kimse de durdurmayacak. Halimizden memnun olmayı başarabildik çünkü sosyal medyadan kapitalizmi kötülerken aynı zamanda gösterişi, bir cafe de içtiğimiz kahvenin aynı sosyal medyadan reklamını yaptık. Bu sayede büyük şirketlerin adı “gösteriş” olan bu oyununa dahil olarak kapitalizmin hem oyuncağı, hem de destekçisi olduk. Farkında olmadan yarattığımız bu durumlar bu düzenin sadece bir kısmı. Daha birçok oyunun bu şekilde yada daha farklı bir şekilde oyuncağı oluyoruz. Düşünmeden içimizdeki insanlığı ve yaratıcılığı öldürüp birer robot, piyon haline geliyoruz. Oysa ki biz şiirleri olan, Türk kahvesini yapıp 40 yıl hatırına saygı duyan, birbirini anlayan, dinleyen, insani bir toplumduk.. Bu anlamda Avm’ler bu oyunun sadece birer parçası, bunun devamı da gelecektir.. Peki bizler sosyal bilimciler ve destekçileri olarak, gittikçe robotlaşan, reklamlaşan bu gündelik hayatımıza artık “dur” demeyecek miyiz?

Cansu TAŞAR

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 15 YORUM
  1. Ahmet Erdem KAPLAN dedi ki:

    Çok güzel noktalara değinilmiş , ama bakış açısını değiştirip madalyonun diğer yüzüne bakmaktada fayda bulabiliriz . Doğa gün geçtikçe kirlenen , yıpranan , kullanılmaz hale gelmiş bir alan olmakta . İnsanların bu faciayı yavaşlatmak için avm lerde zaman geçirmesi doğanın varlığını bir süreliğine unutmuş olması tabiat ananın yüzünün bir nebzede olsa gülümsemesinde etkili olacaktır . ” İnsanları doğallığını koruyan topraklardan uzak tutalım” :)

  2. Fatih Avcı dedi ki:

    Samimi yazınız için, zihnimizde uyandırdığınız güzel ayrıntılar için teşekkürler. Klasik bir uyarı olacak ama yine de yapayım:) : Yazınızın ilk bölümlerinde bulunan “bayan” lafzı yerine “kadın” kullanılsa daha hoş olurdu. Çünkü bayan kelimesi bay kelimesinden türediği için (haklı olarak) feminizmin eleştirdiği bir tabir olmuştur. Saygılar, bunun gibi güzel yazıları bizimle buluşturduğunuz için bir kez daha teşekkürler.

  3. Cansu Taşar dedi ki:

    Yorumunuz için ben teşekkür ediyorum öncelikle :) Evet tabi ki feminizmin haklı bulunabileceği çıkarımları var ve ben de bunlara dikkat etmekte fayda görüyorum. Ama bu “bayan-kadın” ikilemini çok doğru bulup benimseyemiyorum açıkcası. Evet kelime türediği anlamı itibari ile öyle olabilir fakat bizim nasıl bakıp, nasıl anlam yüklediğimiz ile alakalı biraz da :) Ayrıca “kadın” tabirini daha kaba bulduğumu ve bilinçli olarak kullanmadığımı da belirteyim. Tekrardan teşekkürler! :)

  4. marjan dedi ki:

    Yazının konusu içeriği bakoş açısı güzel … kapitalizmin tüketim unsurunun güzel bir analizi olmuş… teşekkür ederiz… saçma sapan yorumlar için de diyecek bişey yok … gülüp geçecektim ama onu bile yapamayacağım kadar saçma yorumlar okudum laf edemeden geçemem dedim…

    1. Cansu Taşar dedi ki:

      Teşekkür ederim yorumunuz için beğenmenize sevindim tekrardan teşekkürler :)

  5. Cuneyt SAĞLAM dedi ki:

    Oncelikle merhabalar… Yazinizi okudum… İyi noktalara değinmişsiniz… Gunumuzde A.V.M’lerin birer hane ici yasam tarzina da donustugunu soyleyebikiriz.. Hatta hane ici yasam tarzinin tum rituellerini asindirarak daha “modern” tarzda evirdigini soylemekte yarar vardir… Artik insanlari uretimin tamamiyla uretim surecinin birer metasi haline donusmus musterilerin sadece bu hayattan koptugunu degil; calisan personellerin de ayni akima kapildigini dusunmek mumkundur. Cunku calisan personel -Marx’in Alman İdeolojisi’nde- yazdigi gibi- kendisine verilen is disinda baska bir isle ugrasasmaz… Calisma saatleri icinde dinlenme, sohbet etme ve diger tarzda kendisine zaman ayirabilecegi durumlardan soyutlanmaktadir…Son olarak Ahmet Bey’in elestirisine saygi duymakla beraber, katilamadigimi belirtmek izsterim. Cunku A.V.M’lerde. At yarisi gibi rekabet halinde olan firmalar, asiri kar hadleri icin dogadan fazlasiyla, kendilerine gore, ” verim” almak istiyorlar zaten… Yani doga siz A.V.M’ye gitseniz de gitmeseniz desomurulmeye maruz birakiliyor… Tesekkurler

    1. Cansu Taşar dedi ki:

      Merhabalar, okuduğunuz için öncelikle ben teşekkür ederim ve tabi görüşleriniz, katkılarınız için.. Evet kesinlikle bu düşüncelerin sonucu Marx’ın “yabancılaşma” teorisine çok uygun ve ona çıkıyor. Ve tabi ki biz A.v.m lerden çıkmasak da doğa onların yapım aşamasında dahi tahrip oluyor,daha aktif çözümler üretmek gerek diye düşünüyorum..

  6. hatice dedi ki:

    cok guzel bir yaziydi. bende aynen boyle dusunuyorum yaziyi okurken tamda bu dedim gercekten robotlasiyoruz artik hep ayni seyleri yapmaya ayni yerlere gtmeye basladik. ve aslinda avmler e gidince motive oluyo rahatliyo olsak neyse birde sinir stres geri donuyoruz ve bunu bile bile nereye gtsek deyince yine avmleri siraya koyuyoruz bu ciddi problem aslinda cunku avmler insani doyumsuz yapiyor her anlamda almaya harcamaya doyamiyosunuz cok albenili ortamlar. ama bu tabiki bizim elimizde bilincli dusunen bireyler olarak motivasyon icin ruh dinginligini saglamak icin farkli sosyal aktiviteler bulunabilir. daha saglikli ortamlari cekici hale getirmemiz gerekiyor. spor sahalari, ailecek zaman gecirilebilecek oyun alanlari, serbest zaman gecirilebilecek bahce tarzinda yerler aslinda herkesin daha cok hosuna gidecek rahatlanilacaktir. bide aslinda esas problem sosyal medyaya bu kadar alismis olmamiz gosterisin reklamin bu kadar hayatimiza hakim olmasi..

    1. Cansu Taşar dedi ki:

      Evet çok haklısınız, bu ortamlarda insanlar gördüklerini alamayınca yada o bariz motiflerdeki insanlara benzeyemeyince ruhsal bunalıma girebiliyorlar.. Görüşlerinizi eklediğiniz için ayrı olarak teşekkür ederim ve tabi okuduğunuz için..

  7. Anonim dedi ki:

    harika bir yazı..anlayana..tebrikler..

    1. Cansu Taşar dedi ki:

      Çok teşekkür ederim okunmaya değer bulduğunuz için..

  8. Anonim dedi ki:

    Koşulların kurbanı edilmiş büyükçe bir topluma, yaşamınızın mimarı olun babında güzel öneriler ile yazılmış bir yazı.Teşekkürler.Kapitalist Pazarın aktörleri ile mücadeleyi göze alabilen her yürekli insana teşekkürler.

    1. Cansu Taşar dedi ki:

      Değerli yorumunuz için ve duyarlılığınız için teşekkürler

  9. Anonim dedi ki:

    yerinde tespitlerle harika bir yazı olmuş

    1. Cansu Taşar dedi ki:

      Çok teşekkür ederim düşünceniz için

BİR YORUM YAZ