Toplumun Kirli Yorumu

Fatih Avcı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 24 makalesi bulunuyor.
  • 13 Ocak 2016
  • 989 kez görüntülendi.

kirlilik-ve-cocuklar-02
Türkçe kökenli olan kir kelimesi aynı zamanda leke, pislik, şaibe gibi anlamlara gelmektedir. Bu kelime ve anlamdaşı şaibe kelimesi aslında bizlere çok şey anlatmaktadır. Çünkü kir, temiz diye idealleştirdiğimiz kuralların, görüntülerin, davranış ve düşüncelerin dışında bulunan tehdit edici aynı zamanda kafa karıştırıcı bir düşmandır. Kuralları ve sınırları kesin çizgilerle belirli olan saydığımız önemli noktaların dışında yer alması nedeniyle kir, aslında onların sınırını ve kurallarını belirleyen muğlak bir noktadır.  Bu bakımdan aslında sınırı ihlal edeni iyi analiz etmek sınırları iyi bir şekilde görmek anlamına gelmektedir. Söz gelimi genellikle bizler evlerimize insanların ayakkabılarıyla girmelerini istemeyiz çünkü ayakkabıların altı bizim evimizin temizlik sınırlarını tehdit edici mikropları ve “pislik”leri barındırıyor olabilir. Biz bu mikropları istemediğimiz için evimizin dışına yahut girişine ayakkabılıklar yerleştirir dahası bunu bir kural haline getiririz. Fakat şunu söylememiz gerekir ki mikropları tamamen öldürüp yok etmeye çalışan sözde temizlik ritüellerimizin gerçekte bizlere anlattığı şey hijyenden önce çevremizdekilerin temizlik hakkındaki düşüncelerine uymak ve bizlerin de diğer temiz insanlardan olduğumuza kanaat getirmelerini sağlamak olmuştur. Bahsini ettiğimiz noktaya Mary Douglas(2005:24) şu güzel örneği verir: Bizler duvarları kağıtla kaplarken, dekorasyon yaparken, etrafı toplarken hastalıktan kaçınma kaygısından ziyade etrafımızı kafamızdaki bir fikre uygun hale getirecek şekilde yeniden düzenleriz. İşte burada bahsedilen kafamızdaki fikir, toplu olarak sözleşmesini imzaladığımız ve tehdit edici davranışlara karşı ceza söylemleri geliştirdiğimiz normlar bütünüdür. Öyle ki sağlıklı olunmasının ön koşulu da bu kurallara uygunluk olarak görülmektedir. Aksi durumda tehditler savuran bir mekanizmayla karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olacaktır. Mesela A yemeğini (dökmeden(!)) yemediğimizde sağlıklı olmayacağız, uzayamayacağız, mikroplarla mücadele edemeyeceğiz. Veya bazılarımızın hayvan sevgisi başkaları tarafından tehdit edici unsur olarak görülüp B hastalığının nedeni olarak etiketlenebilecektir. Burada kirli-temiz ilişkisinin kültürden kültüre değiştiğini söylememiz gerekmektedir. Örneğin Hindistan’daki bir topluluk inek dışkısını vücuduna sürerek arındığını düşünürken bir başka topluluk bunu bir tür çamur ile yapar. Ya da Afrika’daki bir ülkede toplanan insanlar karınlarını doyurmak için ağızdan ağıza gezen bir tabak kullanır biz bunu “iğrenç” bulabiliriz. Aynı şekilde bizim balık veya tavuk gibi yiyecekleri elimizi kullanarak yememiz ise başka bir kesim tarafından iğrenç kabul edilebilir. Belirttiğimiz gibi kirlilik, toplumdan topluma ve onların oluşturduğu temizlik kurallarına göre farklı bir hal alabiliyor. Fakat kir olgusunun neredeyse tüm toplumlar için mevcut bir olgu olduğunu söylememiz isabetli olacaktır. Çünkü yaygın anlayış, temiz bir toplum olma sözleşmesini imzalayanların aslında temizlik üzerinden akla, kurallara ve belki emirlere uygunluğu düşüncesini gütmektedir. Buna göre kirliliği kısmen, akılcılıktan uzaklaşma, temizliği de akılcılık olarak tanımlamak mümkündür. Temiz toplum ise, akılcılığı egemen kılabilmiş toplum demektir(tinaztitiz.com/3604/temiz-toplum). Kısmen dememizin sebebi aslında bu noktanın akılcılığa dayanan kurallara uygunluğun yanında, ilahi kurallara uygunluk gibi farklı boyutlarının da bulunmasıdır. Bu kuralların belirlenmesinde belki de en önemli rolü oynayan kirin aslında temizlediğimiz ya da temizler gibi yaptığımız dünyamızın içinde yer alması bizlere bir başka şeyi daha anlatmaktadır. Bu da aslında kirlinin ve temizin iç içe olması-birlikte bulunmasıdır. Bizler temizlik kurallarımızın peşine düştüğümüzde bile aslında onlarla birlikte yaşıyoruz. Fakat sınıflandırmalar ve sınırlandırmalar onları bizden ayırıp başka dünyaların göstergeleri diye bize yutturmaya çalışıyor. Belki de buna tepki olarak J.Kristeva(2014:15) çocuk metaforunda sevmediği yahut sevdirilmediği yiyeceği yemesinden dolayı, onu özümsemediği, onun “yenilebilir listesinde” olmadığı için kustuğunu söylerken aslında kendisini kustuğunu söylüyordu. Çünkü iğrenç olan da olmayan da ona kendisini gösteren şeylerdir. Bizler ise bunların birbirine düşman oluşunu, kirli ve temiz olanın izlerini gördüğümüz insanların yüzlerinden okuyoruz. Belki de bu yüzden düşüncelerinden zarar görebileceğimiz insanları ayakkabısını çıkardı diye içeri alıyoruz, belki bu yüzden sokakta gördüğümüz birinin üzerindeki lekeler(!) kalbimizdeki lekelerden daha pis geliyor bize, belki düştüğümüzde bu yüzden ilk önce üzerimizin kirlenmesinden yakınıyoruz, ve belki de bu yüzden duvarlarımız çocuklar tarafından boyandı-çizildi diye sunuyoruz sesimizin o en yüksek halini…

Fatih AVCI

YAZARIN SON YAZILARI
Küfür Neyi Örter? - 7 Aralık 2016
Queer Düşünce - 16 Ağustos 2016
E-Devlet ve E-Türkiye - 18 Mart 2016
Merdiven Hikayesi - 22 Şubat 2016
Soytarı Sosyolojisi - 17 Şubat 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ