Tüketme Sorunu ve Gösterimi

Fatih Avcı

Yazarın şu ana kadar yazılmış 24 makalesi bulunuyor.
  • 29 Eylül 2015
  • 795 kez görüntülendi.

social-media-advertising-platforms

Şeyleşen zihinlerin ilerleyen zamanda derinleşmeyen algıları nasıl ürettiğine ve bu üretimin öz bilinci nasıl tükettiğine şahit olmaktayız. Patolojik toplumsal değişim, değerlerimizi malum zincirlerle popüler kültüre bağlamış ve bizlerin düşünmeden, işleyen çarkların parçası olabilme yolunda yarışa tutuşmuş kişilere dönüşmemize sebep olmuştur. Bu çarkın ihtivaları arasında en göze batanları şüphesiz önümüze koyulan şeyleri tüketmek ve bunu göstermek şeklindedir. Bu göstermenin son derece yaygınlaşmış biçiminden özellikle sosyal paylaşım sitelerindeki gösterilişin nasıllığı bize bu eylemi yapanların kişilikleri hakkında da ipucu veriyor. 19. Yüzyılın ortalarında tüketim konusuna odaklanan ekonomist Veblen’in gösterişçi aylaklık kavramı bir bakıma bizim ifade ettiğimiz noktaya ışık tutmaktadır. Çünkü bu kavram gösterişçi tüketimden zamanın üretken olmayan kullanılışına doğru giden bir yolu ifade eder. Bu gösterişin sosyal paylaşım sitelerinde sergilenmesi bazılarımız için oldukça önemlidir çünkü Spencer’in uyum sağlayanın hayatta kalması doktrini konumuz bakımından kişilerin başkaları tarafından tanınması, sürekli paylaşım yapması, övgü ve beğeni toplaması gibi cazip seçenekler yönünde evrilmiştir. Bu yine Veblen’in ifadesiyle zaman israfının karakterize ettiği bir toplumu doğurmaktadır. Benim böyle bir yazı yazmamı tetikleyen şey, bu küresel saygınlık algısının nasıl teşekkül ettiği, yayıldığı ve önemsendiği olmuştur. Bahsini ettiğimiz bu tür internet siteleri kendimizi gerçekleştirme de dahil tüm ihtiyaçlarımızın bu sistemler üzerinden karşılanması gibi bir ütopik temelden yükselirler. Zaten bu sanal yapıları neden etimolojik olarak şehir/kent anlamına gelen site kelimesiyle adlandırıldığımıza bahsettiğimiz ihtiyaç noktasından bakarsak bu adlandırmayı daha iyi anlayabilmekteyiz.  Sosyal paylaşım sitelerinde ”karşılıklı olarak takipleşelim”, “paylaşımlarımı beğenir misin?”,  “Ayasofya’yı gezmek için tıklayın!”, “bu ürünü sipariş etmek için sitemizi ziyaret edin!”, “arkadaş bulmak için grubumuza katılın!” gibi teklifler belki de bu durumun sadece bazı örnekleri. Bu yeni toplumsal anlayış-tercih edilen şeyler önceleri (ve şuan) bizlerden kapitalist büyük şirketlerin logolarını üzerimizde taşıyarak dolaşmamızı sağladığı gibi şimdi de beğeni ve takip sayısı kadar önemli olduğumuza inanmamızı istemektedir. İşte kendimizi tüketmemizin filizleri kendi düşüncelerimize böyle atıldı yahut atılmakta. Buna benzer filizler egoizmi mi tetikliyor yoksa kendimizi sanal ortamda merkezi bir yerde görüp dışarıda böyle olmadığını anlayınca içimizde bir uçurum mu oluşturuyoruz bilemiyorum fakat kişinin görüntüsünü bazı düzenlemelerle farklılaştıran, olduğu gibi göstermeyip daha çok çeşitli manipülatif dokunuşlarla olmak istediği gibi gösteren programlardan elde ettiği sonuçla sosyal paylaşım sitelerinde boy gösteren bireyler aynalara dava açıp topladığı yahut toplamak istediği beğenilerin-takiplerin kölesi olabiliyor. Veya bu yapılar Goffman’ın bahsettiği sahne önüne bizleri birkaç tuşa basarak kolay bir şekilde hazırlıyor diyebiliriz. Sahne önündeki zayıf performanslar teatral aksamalara neden olduğu gibi beğeni toplayamayan paylaşımlar da saygınlık aksamalarına neden olabilir. Yani aslında bu patolojik değişimin aşırılığın da etkisiyle sosyalleşme algısında büyük bir değişikliğe zemin hazırladığını ve bu değişikliğin aslında asosyallik tehlikesini de barındırdığını ifade edebiliriz. Yeni Tüketim Toplumu hakkında eser veren ünlü sosyolog Baudrillard’ın: Amerika’da Loud Ailesi ile 1971 yılında başlayan ilk ‘Reality Show’ programıyla artık birey televizyona değil, televizyon onun nasıl yaşadığına bakar olmuştur. Toplumun büyük bir kesimi tarafından ilgiyle izlenen bu tarz ‘Reality Show’larda bireyler kendi kimliklerine en yakın buldukları kişilerle adeta bütünleşerek ‘taraf olma’ ve ‘ötekileştirme’ yaklaşımını göstermişlerdir. ifadesinden sonra bu yapıların anomiyi beslediğini söyleyen düşünürün çıkarımını kolaylıkla bahsini ettiğimiz konuya da uyarlayabiliriz. Zira bu yapılar üzerinden taraf olmayı sağlama, yön verme, algı yaratma gibi konularda daha etkili bir netice alınacağı kaçınılmazdır. Çoğu kişi aşırılığa kaçsa bile kendini ayrıcalıklı hissetmek ve sisteme sonradan eklenen çarkların dışında yer almamak için çabalamaktadır. Bu çaba televizyon reklamlarında, sosyal paylaşım sitelerinde dönüp duran ürünlerin ihtiyacımız olmasa da tüketmemiz-elde etmemiz gereken ürünler olduğu gibi bir dayatma tarafından öncelenmiştir. Çünkü çabamızın sonucunda bize sunulan bu şeylere sahip olmak ve sergilemek sosyal ağ toplumunda saygınlık kazanmamıza zemin hazırlayabilir. Yine Baudrillard’ın ifadesiyle yazımızı noktalayalım :“Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey, tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. İnsan bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluluğa dönüşür. İnsani ilişkiler yerini maddelerle ilişkiye bırakır. Artık geçerli ahlâk, tüketim etkinliğinin ta kendisidir”

Sağlıcakla…

Fatih AVCI

YAZARIN SON YAZILARI
Küfür Neyi Örter? - 7 Aralık 2016
Queer Düşünce - 16 Ağustos 2016
E-Devlet ve E-Türkiye - 18 Mart 2016
Merdiven Hikayesi - 22 Şubat 2016
Soytarı Sosyolojisi - 17 Şubat 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ