Türk Eğitim Sisteminin Sefaleti

Cem Ekiz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 10 makalesi bulunuyor.
  • 28 Mart 2015
  • 1.253 kez görüntülendi.

image

Cumhuriyetimiz, aşırı derecede pozitivist bir kaygı ile tasarlanmış ve  ideolojik olarak sulandırılmış bir yapıdır. Türk eğitim sisteminin işlevselliğini modern bir çaba ile güçlendirmek için ithal bir takım düşün insanları bile devreye sokulmuştur.(John Dewey) Tarih boyunca medeniyet anlayışımızın mefkuresi cihana hizmet iken, cumhuriyeti tasarlayanlar için bu mefkure artık çağdaş muasır seviyesi olarak değiştirilmiştir. Hedefsel bağlam toplumların arzulayacağı bir yapı arz edebilir ancak bunu gerçekleştirmek için toplumun tarihselliği göz ardı edilemezdi. Yeni devletin gelecek misyonu için yetiştirilecek nesillerin nasıl bir eğitim alması gerektiği metodik olarak reforme edilmemiş, sil baştan köktenci ve indirgemeci bir üslup ile topluma empoze edilmeye çalışılmıştır. Medrese müfredatı rafa kaldırılmış, tasavvuf karakterli eğitim programları(Mevlevilik) gericilik yaftasıyla itibarsızlaştırılmıştır. Cumhuriyet tarihine yakından baktığımız vakit bir çok kültürel ve sosyolojik problemlerle cebelleşiyor oluşumuzu görmemek mümkün değildir. Özellikle dil devrimi adeta toplumun hafızasını resetlemiş, kültürün genetik kodlarıyla oynamıştır. Modern Türkiye Cumhuriyeti, varisi olduğu kültüre yabancılaşmış istikbali açısından batı mantalitesini her anlamda çare olarak görmüştür.

Türk eğitim sistemini tasarlayanların modern kaygısı hala güncelliğini korumaktadır. Bu “yeni eğitim” hareketinin kendi içinde birçok uygulaması vardır ve hepsinin ortak karakteristik özelliği bireyselci bir eğitim/okul anlayışı sergilemeleridir. Pragmatist bir düşünsel eğilimi gösteriyor olması da Türk toplumunun sosyal yapısına hiç de uygun değildir. Okulun kendisi topluma benzemeliyken, toplumu okulun ayağına götüren bir sistemle karşı karşıyayız. Okul yetmezmiş gibi bir de dershaneler çıkıyor karşımıza. Dershanelerde, senelerce yanlış tasarlanmış olan bu yapı üzerinden türeyen sosyo-ekonomik teşebbüs faaliyetlerinin sektörel imaj kazanmış şeklidir. Kim ne derse desin dershane bir ihtiyaç değildir. Çünkü paralı eğitim sistemi sınıflı toplumların kurumsallaşmış eğitim düzeneklerinin bir parçasıdır. Ve bizim kültürümüz ekonomik yükü ailenin sırtına vurulan bir eğitim sistemini içselleştiremez. Çünkü tarihimiz bu denli sofistçe bir yaklaşımı makul kılabilecek bir alt yapıya sahip değildir. Şimdi birazda eğitim sistemimizin metodik ve yapısal sorunlarına dikkat çekelim.

Bugün Türkiye’de üniversite eğitimi gören öğrencinin hedefi, bir meslek alanında uzmanlaşmak ve onun üzerinden para kazanabilmektir. “Okumak” denilen fiilin Türk toplumunda karşılığı diplomalı bir meslek sahibi olmakla eşdeğerdir. Üniversiteler Türkiye’de meslek edindirme kurumlarıdır!! Bu çok gülünç bir durumdur.Üniversite aslında meslek edindirme kurumları değil, evrensel vatandaşlığın ve evrensel ahlakın, özgür fikriyatın ve kişisel gelişimin adresidir. Şimdi birde yüksek tahsil aşamasına gelene kadar Türk çocuğunun geçirdiği eğitim serüvenine bir bakalım.

On iki yıllık zorunlu eğitim boyunca en çok dikkatimi çeken ve külfetine benimde katlanmak zorunda kaldığım bir türlü yerli yerine oturtulamamış şartlandırıcı gücünü yine bir kaç yabancı eğitim programcısından alan hiçte demokratik olmayan “bir köpeğin salyasının kaynaklık ettiği” garip bir düzenle karşı karşıyayız.

İlk olarak yaklaşık 18 yaşına kadar olan öğrencinin görebileceği maksimum ders sayısı 4 dür 5 olabilir 6 ise olamaz. Şimdi bakın müfredata 10’un üzerinde ders var. Matematik, Biyoloji, Kimya, Trafik, Hayat bilgisi vs vs… Günlük bir öğrenci 6 ile 8 adet süresi 40 dk olan derslere giriyorlar. Hepsi bir birinden bağımsız ve karman çorman ne anlatıldığı veya ne kazanıldığı üzerine ne öğrencinin nede öğretenin umurunda bile olmayan sınav gününü bekleyen öğrenci ile maaşını bekleyen öğretenin bir sene boyunca bilinçsizce oynadıkları bir oyun. Yaratıcı olmaya bizi arzulandıran hiçbir katkı sunuyor mu peki? Tabi ki hayır…. Öğrencinin dayağına maruz kalan öğretmen ile öğretmen ilgisinden mahrum kalan öğrencinin oluşturabileceği sinerjiyi tahmin etmek hiçte zor değil.

Müfredat zaten içler acısı…Benim aklıma yatan dört temel derstir. Birincisi Dil, ikincisi Din(bazıları saçmalamaya başladı der şimdi) üçüncüsü Bilim ve dördüncüsü matematiktir( Mantık). Dört ana ders adı olur ve içerikte ona göre düzenlenir. Kimya, fizik, biyoloji vs gibi alanların içerisinde yer aldığı ders elbetteki Bilim olmalıdır. Bakın bilimin alanların bu şekilde ayrıştırılması ve her alana ayrı bir dersin tahsis edilmesi bile modern çabanın ürünüdür. Edebiyat, dil bilgisi gibi ders bütünlüğünü bozan ayrıştırmalar yüksek tahsilli öğrencinin eğitim hayatı için uygundur. Bakın matematik dersi eğitim sistemimizde adeta öğrenci tarafından tiksindirilecek hale getirilmiş tek alandır. Biri bana trigonometri gibi uzmanlık isteyen teorik bir dersin neden lise müfredatında olduğu konusunda ikna edici bir açıklama yapsın? Ortaokul yıllarında ben trigonometri gördüm. Polinom 18 yaşına kadar bir öğrencinin hayatında olabilecek kadar basit bir yapılanmanın ürünü değildir. Öğrencinin ileride hangi alanda branşlaşacağını kestirebilmek bu düzenek içinde mümkün değil. Çok merak ediyorum sayısızca alanın bilgisini öğrenciye yüklemekle hedeflenen nedir? Orta öğretim bu ülkede meslek edinme kurumları olan üniversitelere öğrenci göndermekle meşgul. Ve sonrasında gelecek kaygısını sürekli diri tutan sınavlar..Sınavsız bir yüksek tahsil hayatı bu ülkenin öğrencisinin kaderi olamaz mı? Olamaz. Çünkü sistem insani değil.

Ülkemizde Devlet çocuktan ulusal saygınlığı yüceltmesini ve iktidardaki yönetimi desteklemesini bekler.( İktidarın siyasallaşmış parti programını benimsetme) Öğretmen çocuktan okulunu yüceltmesini bekliyor. ( Rekabete ve tüketilmeye dayanan bir eğitim sistemi) Ana baba ise çocuktan aileyi yüceltmesini bekliyor.( Komşularına karşı kompleks bir tavır sergileyecekler ya) Hiçbir öğrenci bu sistem içerisinde kendi yaşamını yönlendirecek deneyime sahip olamayacak ve masumiyetlerini sömüren sinsi emellerin yemi olacaklar.

Burada yazımızın özet bir halini sunmak istiyorum. Eğitim sistemimiz Cumhuriyet tarihi boyunca siyasallaştırılmış ve tarihi bağlamından koparılmıştır. Toplumların gelenekselleşmiş kültüründen bağımsız olarak kendini inşa ediyor oluşu bir çok sosyal sorunu beraberinde getiriyor. Türkiye Cumhuriyet’in Kuruluş mücadelesi devlet geleneği kültürümüz den bağımsız değildir. Fakat Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesi kültürümüzden yekten bağımsızdır.

Dikkat!!! Kemalizm ile Atatürkçülük aynı şey değildir. İlki ideoloji, ikincisi evrensel bağlamı olan bir dünya görüşüdür. Bunu dikkate alarak okursanız sevinirim.

Cem Ekiz

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 4 YORUM
  1. İsmail Atağan dedi ki:

    Tebrikler. Türkiyedeki eğitim sistemine haklı bir eleştiri…

    1. Cem Ekiz dedi ki:

      Teşekkür ederim

  2. sevda dedi ki:

    Güzel bir yazı olmuş…

    1. Cem Ekiz dedi ki:

      Teşekkür ederim

BİR YORUM YAZ