Türk İnsanı Neden İngilizce Konuşamaz ?

Şenol Ceviz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 22 makalesi bulunuyor.
  • 01 Ocak 2016
  • 987 kez görüntülendi.

ingilizce1

Öğrencilerimin sıksık sorduğu ve dışarıdanda en sık gelen sorulardan biridir “ingilizceyi neden öğrenemiyoruz sorusu.”,  “7-8 yıl ingilizce dersi gören biri nasıl olur da ingilizceyi öğrenemez” sorusunun cevabını arayalım. Öncelikle dil öğrenmek öyle haftada 2, 4 saatle olacak iş değildir. Dil öğrenimi yoğun olarak öğrenilmesi ve öğretilmesi gereken bir iştir. Yani kişi ve kişilere haftada en az 8-10 saat ingilizce öğretilmelidir. En baştan bir sıralandırmayı yapalım. İlkokullardan itibaren düzen yine aynı şekilde devam ediyor. Haftada maksimum 4 saat, ortaokullarda da bu böyledir, haftada 4 saat. lise 1 sınıfta ise biraz daha fazladır, haftada 6 saat şeklinde. Fakat saatide nekadar fazla ayarlarsanız ayarlayın meb müfredatı buna izin vermiyor. Çocukların derdi belli, “sınav” , e sınav derdi olan biri öğrenmek ister mi, sadece işine yarayacak olan bilgiyi alıp ezberlemek ister, daha fazlasını istemez. Dil öğrenmek isteyene öğretilir, yani kişi dil öğrenmek istemiyorsa o kişiye kimse zorla dil vs öğretemez. Öncelikle Meb müfredatını açıklayayım. Her hafta belli konular kural, gramer olarak öğrencilere öğretilir, üstüne egzersiz yapılır, alıştırmalar tekrarlanır vs, fakat burada bir eksik var. Kural iyi güzelde, çocuk girdiği sınavdan hemen sonra hafızasına depoladığı bu bilgileri unutuyor, çünkü kendisini buna programlamış durumda. Kısacası öncelikle dil öğrenmek isteyene öğretilir, yani ingilizce dersi seçmeli olmalıdır. Ardından dil öğrenmek isteyene öğretilirse, onları bir sınava tabii tutmak yanlıştır, burada amaç öğretmek olmalıdır, yarıştırmak değil. Karşındaki kişi dil öğrenirken bunu isteyerek yapar ise hem anlamaya çalışacaktır hemde sınav kaygısı olmadığı için geçici bilgileri değil daha kalıcı bilgileri depolayacaktır hafızasına. Her yıl past tense, present tense, future tense anlat anlat bitiremezsin, çünkü karşındaki bu bilgileri geçici hafızasına depolamıştır, kalıcıya değil. Aynı dersi 1 defa anlatıp, ardından 2 defa tekrarlamama rağmen hala anlamayan bir öğrenci ordusu ile karşılaşıyorum. Bunun iki nedeni var. Hali hazırda ingilizceyi anlamadığını düşünen öğrenci grubu, ki bu grup dersi anlamaya çalışmayı dahi bırakmıştır, bunun adıda öğrenilmiş çaresizliktir. Diğeride yazımın başında bahsettiğim durumdur, yani sınavın yanlış olduğunu ve dilin gönüllülük esasına dayanması gerektiğini söylüyorum. Yapılması gereken nedir ? Bakın piyasadaki özel eğitim kurumları bunu çok iyi yapıyor. Öğrenci ortaokula geldiğinde 3 dili öğreniyor oluyor. Özel okullarda müfredat kaygısı gibi bi durum olmadığından çok daha akılcı yöntemler uygulanarak öğretiliyor. Örnek olarak dinleme aktivitesi, okuma aktivitesi ve benim olmazsa olmaz dediğim çeviri aktivitesidir. Öğrencilere haftada en az 2 saat boyunca yarımşar sayfalık uzun metinleri ellerinde sözlükle çeviri yapmayı öğretmelidir. Bu yapılan aktivitelerin zamanla geliştiğini ve kelime haznesinin muhteşem derecede arttığını görebilirsiniz. Çünkü bir çocuk yaptığı her çeviride ortalama olarak 30 kelime görüyorsa bunun 10 tanesini kalıcı hafızasına alıyor. Haftada 2 çeviri yaptığınızda ayda 80 kelime hiç de fena değil. Tüm öğretim yılı boyunca birazda takviyelerle birlikte yaklaşık 1000 kelimeyi ezberletebilirsiniz. Kuralların yanında, bu kuralların nasıl uygulanacağını gösterebileceğiniz çeviri egzersizleri çok önemlidir. MEB in kitaplarında bu tür egzersizler mevcut fakat mevcut lise seviyesinden ziyade YDS seviyesinde metinler var. Yani burada çok da akıllıca bir yöntemin yattığını söyleyemeyeceğim. Bunun dışında öğrenciye dil öğretmekten çok sadece sınava hazırlamak zorundasınız. Onu sınava sokmak için kuralları öğretip o kurallar üzerinden sınava tabii tutuyorsunuz. Hiçte akıllıca bir yöntem değil, kişi öğrenmek yerine direkt olarak kurallara odaklanıyor. Kuralsız da olmaz fakat kurallar birlikte yoğun bir egzersiz yapılmalı ki bilgiler kalıcı olsun. Cambridge yayınlarının bazı kitapları piyasada 200 TL gibi rakamlara satılıyor. Nedenini sorgulamak gerekiyor. Çünkü bu yayınlar akıllıca hazırlanmış ve öğretmeye dayalı yazılmış. Gerçekten dil öğretmek isteyen öğretmenler bu tür kitapları kullanıyor ve öğrencilerine de aldırıyor. Mesela lise düzeyinden başlayarak ingilizcesini geliştirmek ve tam anlamıyla öğrenmek isteyen herkes cambridge yayınlarının AÖF 3, 4 sınıflar için hazırladığı kitapları ve CD lerdeki aktiviteleri tavsiye ederim.
Bazı üniversitelerin ilk yılı hazırlık yılı olur ve ağırlıklı, yoğun olarak ingilizce eğitimi verilir. Bu yoğun eğitim dil öğreniminde en kilit rol kısacası. Çünkü bir iletişim dili öğrenmek öyle haftada 2, 4 saat ile olacak iş değildir, en az 8 ila 10 saat arası vakit ayrılmalı ve bunu akıllıca yöntemlerle uygulamalıdır. Yani, önce kural öğren sonra örnek ver den ziyade, çeviri aktiviteleri, dinleme, okuma ve konuşma aktiviteleri ile kural kısmını pekiştirmektir önemli olan. Göreceksiniz kısa bir süre sonra akıcı konuşmalar başlayacaktır. Tüm bunların dışında da altın kural, ingilizce konuşurken Türkçe düşünmek değil İngilizce düşünmektir. Yani siz nasıl Türkçe konuşurken ne söyleyeceğinizi öncesinden planlarsınız, aynı şekilde ingilizce konuşurken de ingilizce düşünmeniz gerekir. Bizde işin bu yanları pek öğretilmiyor. Çocuk nasıl olsa anlamıyor deyip geçiştirme politikası mevcut.

Şenol CEVİZ

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ