Türk Kadınının Tarihsel Seyri

Cem Ekiz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 10 makalesi bulunuyor.
  • 08 Nisan 2015
  • 1.772 kez görüntülendi.

Türk Kadını

 

Tarih, değişimin ilmi olarak yazıldığı ve okunduğu takdirde bugün algılanması güç olan “Türkiye’de kadının toplumsal yeri “ne dair esaslı bir şeyler söyleyebilme imkanı bulunacaktır. Şu an hali hazırda ki Türk eğitim sisteminde tarih öğrenimi neredeyse itibarsız bir serüven seyri içerisine sokulmuş, Tarihin şuur kazandırıcı misyonunu metot olarak bir türlü sisteme tatbik ettirilememiştir. Dolayısıyla Tarih, kahramanlık hikayelerinin boy verdiği bir zaman dizimi olarak algılanmış ve bir anlatı deposu mahiyetine büründürülmüştür. Türk tarihi, sosyolojisi eksik olarak müfredatta ki yerini almış, pedagojik formasyonu ile ön plana çıkarılmıştır. Türklerin tarihi seyri içerisinde ki inanç sistemlerini, ekonomik yapılarını, sosyo-kültürel serüvenini, bilimsel çabalarını, medeniyet katkılarını ve yaşam felsefelerini tetkik ederek şuurlu bir tarih öğrenme programını eğitim sistemimize entegre etmek istikbalimiz açısından kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Öncelikle erken dönem Türk toplumunda kadının toplumsal yerine dair bazı açıklamalar yapmak yazımızın gayesi açısından elzemdir. Türk tarihi sosyolojisi ile ön plana çıkarıldığı vakit Türk kadınının tarihsel süreç içerisinde ki zihinsel evrimi, erkek için ne ifade ediyor oluşu, yaşam felsefeleri ve toplumda ki yerini kodlaya bilmemiz için bize yardımcı olacaktır.

Cumhuriyet tarihi aşırı derecede pozitivist bir kaygı ile tasarlandığı içindir ki bugün toplumca içerisine sürüklendiğimiz kitlesel psikolojik bunalımın ne gibi sonuçlar doğurduğuna yakından şahit oluyoruz. Akşamdan sabaha masa üzerinde toplum mühendisliğine soyunan ferasetsiz siyasi yöneticiler ve keyfiyetsiz bürokratlar bu pozitivist kaygıyı adeta putlaştırılmışsa, gelenekselliği, kültürel kimliği, folklorik yapıyı ve milli tarihimizi dejenere ederek suni bir medeniyet tasavvuru inşa etmeye çalışmışlardır.

Ülke gündeminden bir türlü düşmeyen namus cinayetlerinin adı Töre!! ile ilişkilendirilmiş kavramın adeta ırzına geçilmiştir. Özellikle modern yaşam tarzının vazgeçilmez araçsallığını ve metalaştırıcı gücünü tayin eden Medya kavramın değerini pes payeleştirmiş ve içini boşaltmıştır.

Töre aslında eski Türklerin dinidir. Bu din Türk adı verilen kimliğin hayat bulduğu hikmetli iklimin kendisidir. Türk, kadını ve erkeği ile töreye uyana denir. Töre milli felsefemizin ve milli yaşantımızın enerji kaynağıdır. Kadının bu düzen içerisinde ki yeri erkeğin ki ile neredeyse eş değer bir yapı arz etmektedir. Çünkü sistemin kalbinde “adalet” denilen o yüce kavramın belirleyici rolü vardır. Törenin rehberliğinde adalet temelli sınıfsız bir toplum teşekkül etmiştir. Elbette ki erkeğin ve kadının fıtraten birbirine benzediğini söyleyemeyiz ; fakat erkek için kadının ne ifade ediyor oluşunun cevabı törenin kesin hükümleri arasında kodlanmıştır. Kadın yönetimde söz sahibi ve seçeceği eş konusunda özgür iradesini ortaya koyabilmenin demokratik şuuruna vakıf, toplumsal sorumluluk ve aidiyet bilinci olan bir varlıktır. Erkek ise sahip olduğu kadını korumak ve kollamaktan yana tercihini kullanan özverili aynı zamanda tek eşliliğin ailenin huzur ve refahı için ehemmiyetli bir durum olduğunun kültürel olarak farkında olup, ünsiyet olarak hiç de kadına karşı kompleks bir varlık şuuru içerisinde değildir.

Milli giysimiz olan pantolonun cinsiyet ayrımı olmaksızın topluluğun bütün fertleri tarafından giyiliyor oluşunun nedeni göçebe yaşam tarzından ve at üzerinde ki bir millet oluşumuzdan geliyor. Ata binmek için en uygun kıyafetin keşfi olan pantolon Türklerce tescil edilmiş ve patentleştirilmiş bir giysi modelidir. İhtiyaçtan zuhur eden bu keşif bile erkek ve kadın arasında ki yaratılış farkını minimize edip iki cinsiyeti kültürel yaşam açısından saygınca farksız kılmıştır. Savaşçı kimliği ile belirmiş olan tarihte ki Türk aslında kadınlı erkekli bir ordunun teşekkülüne yol açmış alplik denilen idealize edilmiş (devlete hizmet) yapının içerisinde yer almıştır. Yazımızın mahiyeti açısından bu kadar bilgi yeterli diye umuyorum. Burada sorulması gereken soru şudur. Ne oldu da bugünün Türk kadını tarihsel yaratıcı gücünü kaybetti? Ya da Türk kadınının bugün çekmekte olduğu sıkıntıların kaynağı nedir? Şeklinde bir sürü soru sorulabilir. Amacımız tarihin neresinde ne gibi bir değişiklik yapıldı ki bugün ki toplumsal hafızamızda olan kadın profiline ulaşmış bulunuyoruz?

Anadolu da bir söz vardır : “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin.” Bu söz alelade söylenmiş bir söz değil, toplumsal yansıyışı olan ve neredeyse haklılığına kanaat getirilmiş bir söz öbeğidir. Peki neden? Neden bir kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmemeliyiz? Kadını bu denli erkeğin hakimiyetine ve tasarrufuna veren nedir?

Türklerin İslamiyet ile karşılaşmadan önce nasıl bir yaşam tarzına sahip olduğunu ve bu yaşam tarzını tayin eden itici gücün(Töre) nasıl bir yapı arz ettiğine dair yukarıda bazı bilgiler verdik. Kadın baskıcı bir yönetimin ya da zihinselliğine darbe vurucu her hangi bir teşebbüse maruz kalmayarak yaşamını idame ettiriyor. Burada ki özgürce yaşam fikrini batının bireyselcilik felsefesinde limitsiz ve başı boşluk babında ki özgürlük anlayışı ile algılamayın, kadına bahşedilen özgürlük erkeğin kollayıcı gücüne havale edilmiş, erkeğin sorumluluk bilinci kadın tarafından mütemadiyen diri tutulmuştur.

Türklerin İslamiyetle tanışıklığına yardım eden sebeplerin başında yeni vücut bulan bir dinin yayılması için stratejik anlamda Türklerin savaşçı kimliğinin desteğine ve konjonktür olarak ta bu gücün askeri olarak yardımına ihtiyaç duymalarının yanı sıra İslamiyetin kültürel ve inanç bağlamında Töre ye benzer yanlarının olması etkili olmuştur. Yazımızın başında tarih bir zaman dizimi ve anlatı deposu olarak görülmediği taktirde diyerek başlamıştık. Bununla vurgulamak istediğimiz şey tamda bu nokta da bize yardımcı olacaktır. Toplumlar değişime tabidir. Statik bir seyir içerisinde değildir. Her kültürel karşılaşma beraberinde derin izler bırakacak olan sonuçlar doğurmaya meyillidir. Bu yüzden Türklerin İslamiyet ile karşılaşmaları toplum nezdin de tesirli ve tarihsel seyrinin doğasını değiştirecek yönde etkilemiştir. Bu gelişmenin kadının toplumsal yerine dair önemli bir tasavvur değişikliğine neden olduğunu görebilmemiz için İslamiyetin kadına bakışını bilmemiz gerekiyor.

Semavi dinlerin karakteristik yapılarına baktığımız vakit kadının eksik yaratıldığına dair güçlü delillerle karşılaşıyoruz. Hatta kadın mahiyet bakımından özne olmayıp adeta nesneleştirilmiş bir meta gibidir. Özellikle metin değişikliğine uğrayan semavi dinlerde kadın yaratıcı gücünü kaybetme noktasına ulaşmıştır. Hristiyanlık kadını günah sembolü olarak lanse ederken Yahudilikte kadın ikinci derecede ve erkeğin eşyası olarak görülür. İslamiyet de ise bu derece katılaşmış bir kadın imgesine rastlamak mümkün değildir. Kutsal metni ise kadının toplumsal yönünü inşa edici ve varlıksal durumunu izah edici yönde kesin hükümlere sahiptir. Kur’an ın emirleriyle kızlar canlı olarak gömülmekten kurtuldu, kadın ve erkek eşit hukuki haklara mali özerkliğe sahip oldular. Kadınlara çalışma izni, kendi başına ticaret yapma ve mal sahibi olma hakkı verildi. Veraset almak ve kendi işletmesini kurabilme hakkına sahip oldu. Kadınlar, evin içinde bir ev eşyasıdır inancını Kur’an kaldırmıştır ve Kur’anın emirleri her zaman kadının mutluluğunu destekler niteliktedir. Fakat sıkıntı İslamın tarihsel seyri içerisinde Kuran hükümlerinin toplumsal pratiğe dökülmesi yönündedir. Özellikle Hz. Muhammed’in vefatından sonra etkili olan fikirsel cereyanlar kadının toplumdaki yerine dair yeni yaşam pratiklerini beraberinde getirmiştir. İslamiyetin yayılışı ile birlikte Arapların cahiliye dönemlerindeki kadın imgesinin toplumsal yansıyışı devam etmektedir. Radikal anlamda cahiliye döneminin kadın perspektifi buharlaştırılamamış, Kuran’ı kerimde ki hükümlerin yorumlanması farklı anlamda kadın imgelerinin doğmasına neden olmuştur. Kadın üst bir anlatı modeli ile korunaklı ve güçlü ancak toplumsal tezahürü açısından problemli bir yaşayış tarzına sahiptir. Kutsal metin kadını özne olarak görürken topluluk meta bir değer olarak algılamış ve yaşantısını ona göre konuşlandırmıştır. Anadolu da söylenen sözün alt yapısı buradan gelmektedir.

Türk kadının karşılaştığı ikinci bir değişim ve dönüşüm süreci ise Cumhuriyet rejimi ile baş gösterir. Türk- İslam sentezi ile pasifize edilen ve yaratıcı kudreti zayıflatılan kadının, cumhuriyetin o özgürlükçü ve bireyselci tutumu ile karşılaşması kimlik bunalımına ve toplumsal sıkıntıların yaşanmasına neden olmuştur. Gelenekselliğe topyekün karşı çıkışın ve kültürel ananelerin değersizleştiği algısı kadının toplumsal yerini tayin edememe ve bir türlü kurumsallaştırılamayan bir yara halini almıştır. Aile düzenin ve sosyolojik tabiatın akşamdan sabah değiştirilemeyeceğini kavrayamayan toplum mühendisleri angaje bir takım çözümler getirmeleri toplumumuzda ki kadın algısını değiştirmek için yeterli olmamıştır. Kadının şiddet görüyor oluşu, boşanmalar, aile içi huzursuzluk, kültürel yozlaşmaların nedenini iyi kavramak için Türk kadının tarihselliği iyi bilinmeli ve geleneğin kutlu gücü güncelleştirilmelidir. Toplumlar kendi bünyelerinde ki problemlerin çözümü için tarihi geliş-atın iyi bilinmesi, gelenek ve kültür dışı bir takım angaje çözümleri bir kenara bırakmalıdır. Günümüz toplumlarında kadına yönelik şiddet eğilimleri, her türlü eğitim faaliyeti ve yasal önlemlere rağmen varlığını sürdürmektedir. Her halükarda bunun, çözümü zor ve çok yönlü bir sorun olduğu ortadadır. Bu sorunu tümüyle ortadan kaldırmak ideal bir hedef olmakla birlikte, bu hedefe ulaşabilmek kolay değildir.

Hızla değişen ve evrimleşen çağdaş toplumlara damgasını vuran özelliklerin başında, daha fazla eşitlik ve özgürlük arayışlarıyla birlikte, bireyler ve kategoriler arası farklılaşma ve bu farklılaşmaya karşı hoşgörü gelir. Fakat ;Bugün kadın medyalaştırılmış, siyasallaştırılmış ve batının limitsiz özgürlük anlayışı ile toplum içinde nefes alabileceğine inandırılarak bu yönde manipüle edilmiştir. Oysa eski Türk yaşam tarzında kadının ve erkeğin sorunu Töre’nin sorunudur. Töre cinsiyet ayrımına neden olan herhangi bir söylemin parçası değildir. Kadının erkeğe göre biyolojik ve fiziksel gücünün farkındadır. Fakat kadını erkeğin tasarrufuna değil, vicdanına emanet etmiştir.

Görüldüğü gibi tarihsel gelişim sürecinde Türk toplumunda kadına gereken değer verilmiştir. Çeşitli Türk devletlerinde kadının önemli ve saygın bir konuma sahip olduğunu görmekteyiz. Yine Türk toplumuna her dönemde yön veren kadın olmuştur. Bu bir Türk yaşam tarzıdır. Bunu bir milletin dilinde, edebiyatında ve sanatında görmek mümkündür. Türk devletlerinde kadın yalnız ev içinde değil, tarlada, pazarda ve hatta devlet işlerinde eşinin yardımcısı olmuş, özellikle sosyal etkinliklerde ön planda yer almıştır. Kadının meclislere katılması, kaç-göç olmaması, yaşlı kadının söz sahibi olması,tek eşlilik modelinin yaygınlığı kadının taşıdığı değeri ortaya koymaktadır.

Cem Ekiz

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. sevda akyuz dedi ki:

    Cem bey Türk tarihinin kadına bakışı bu kadar ayrıntılı ve güzel bir şekilde izah edebilen birini tanımaktan onur duydum. Hakkınızı helal edin. Ankara ya yolunuz düşerse burada bir arkadaşınızın olduğunu unutmayın sevgi ve saygılarımla…

    Yazılarımızın devamını bekleriz arkadaşım

BİR YORUM YAZ