Vesikalı Yarim Üzerine

Serap Balyemez

Yazarın şu ana kadar yazılmış 5 makalesi bulunuyor.
  • 10 Nisan 2016
  • 1.340 kez görüntülendi.

Vesikalı-Yarim-Filmloverss

 

 

Öyle filmler vardır ki hafızalara kazındı deriz . Film bittiğinde aslolan sanki filmin dünyasıymış da dışsal dünyaya yabancıymışız hissi içimizde uyanır. Film ya içimizdeki dünyayı yansıtır; belli bir zaman diliminde biraz kendimizi bulma imkanı sunar ya da bize sunulan dış dünyayı dışarı koymamızı sağlar . Unutulmaz filmlerden biri de Ömer Lütfi Akad’ın yönetmenliğinde başrollerinde Türkan Şoray ve İzzet Günay’ın oynadığı 1968 yapımı kült eser ‘’Vesikalı Yarim’’dir .
Slavoj Zizek Yamuk Bakmak adlı kitabında, ’’ Bugünün dünyasını anlamak için sinemaya ihtiyacımız var ; yüz yüze gelmeye cesaret edemediğimiz ne varsa , anlamak için sinemaya bakmalıyız ‘’[1] der . Sinema sosyolojisinden toplumsal – bireysel dünyaya baktığımızda ; varoluşsal yalnızlık ,toplum içindeki bohemlik , gündelik hayatın dar kalıpları , filmin temaları, filmde kullanılan simgeler , filmin mekanı,bir sessizliğin bir bakışın dahi film içindeki duruşu , adeta filme çözümlenmesi bol malzemelerle dolu bir pencere açar . Sinemada endüstriyel dönüşümlerin ve büyümelerin yaşandığı dönemde Lütfi Akad döneminin filmlerinden başka bir bakışla sinemada ‘’toplumsal gerçekliği’’ sunmaya çalışmıştır. Filmlerinde 1960 dönemi Türkiye’sinde başlayan köylerden kente göçü , bunun getirdiği gecekondulaşmayı , şehir hayatı içindeki sıkışmaları , modern hayatın getirdiklerini yansıtmıştır . Lütfi Akad yansıtmaları ile Vesikalı Yarim, toplumsal gerçekliği sunması açısından değişen topluma ayak uyduran bir filmdir.
Filmde yansıtılan maraziye baktığımızda Mekan eski İstanbul’dur . İstanbul ‘un kenar mahallerinde babası ile beraber çalıştığı manavda sıkışmış bir hayat yaşayan Halil, arkadaşları ile bir gün mahalle arasında kalmış bir meyhaneye değil de arkadaşlarının ısrarı ile Taksim ‘e ‘’gözümüz gönlümüz açılsın azıcık diye ‘’ konsomatrislerin yer aldığı bir eğlence merkezine giderler. Bir mekana geçip bir masaya otururlar ve içki meze siparişleri verilir .Masanın etrafında dolanan kadınları süzüp onlar hakkında şöyle bir konuşma başlar ; ‘’Çoğunun vakti geçmiş ama gene de güzel kızlar , gariban kızlar , her muhabbeti bilen kadınlar , dayaktan küfürden geçmiş, sevdikleri adama yine de yaranamayan kadınlar’’.. Yani hayatsızlığın hayatına sıkışmış vesikalı kadınlardır.. Vesika hem bir damgadır hem garantidir . Hem bir prangadır hem bar , pavyon , disko, gece kulüplerinde çalışmak için bir hürriyettir.
Halil’in masasına saçları , kirpikleri , bakışı sigarayı tutuşu ,kadınsı duruşu ile dişilik kokan Türkan Şoray yani Sabiha beliriverir. Bir sigara içebilir miyim, yakar mısın ? der . Halil’in bakışları bellidir daha önce böyle etkilenmemiş böylesini görmedim der gibi bakar.
İstanbul’un gece hayatını, barlarını, pavyonlarını pek bilmeyen eğlence mekanlarına biraz daha eğreti duran manav Halil ertesi gün Sabiha’nın mekanına yine gelir bu kez kolunda meyve sepetiyle . Her ne kadar terslese de dalga geçse de anlar Sabiha, Halil diğer erkekler gibi değil , belli ki Sabiha’nın peşinde sadece gün geçirmek , eğlenmek için cinsel doyum arayışında değildir . Yoksa Sabiha da mı hoşlanıyordu ? Konsomatris de hoşlanmaz mıydı ? Olamaz mıydı ?
Aralarında bir süre sürtüşme olur Sabiha tersler Halil kovalar , Sabiha ben buraların kadınıyım yerim belli tavrında, Halil’e en başından beri uzak dur buralardan , içki masalarından , eğlenceden sen kendini kaptırma diye de öğüt verir . Ancak kendini Halil ‘in ‘’ delikanlı ‘’ gönlüne kaptırır . Artık Halil ve Sabiha aynı evde kalmaya başlar . İşte Filmi bizim için önemli kılan aynı ev aynı mekan ve oradaki simgelerdir .
‘’ Bu evi şimdi seviyorum . Ondan evvel , ne bileyim , bir barınaktı sadece . Şimdi ev oldu’’ der Sabiha . Mekan sazın sözün olduğu değil artık Sabiha’nın evde yemekler yaptığı sadece Halil’e süslendiği ,saza gitmediği Halil’in işten eve Sabiha’nın yanına döndüğü sahneler başlar. Sabiha biraz da sevilen kadınlardan , Sabiha biraz da ruhu okşanan kadınlardan .Vesikalı Yarim döneminin siyah- beyaz filmlerinden daha farklı bir konu ile izleyicinin karşısındadır . Toplumun biraz daha gerçekliğine yönelmiş kameralar görülür. Burada zengin kız- fakir oğlan tablosu, türlü türlü dönen entrikalar , acıklı aşk sahneleri görülmez. Türkan Şoray’ da başkadır burada dönemin kadın imgelerine tepeden bakış yoktur . Seçil Büker, Türk sinemasının Kara Kız’ı Türkan Şoray üzerine yaptığı bir çalışmada Türkan Şoray’ın çizgisini onun yansıttığı karakterlere değinir. Arabesk Kültürün hakim olduğu dönemde halk için Şoray içten ve sıcaktı . İnsanların kalbine kara kız olarak girdi ve Sultan oldu . Şoray ‘ın filmlerinde erkeğine sadık , iyilik ve merhamet dolu kadın imajı yatar . Bazı filmlerinde bu karakterin dışına çıkacak rol olduğunda ise Sultan kalıbının kırılmasını istemeyip rolü kabul etmediğini belirtir Seçil Büker.[2] Ancak Türkan Şoray değişen toplum yapısından kendisini dışlayamaz . Şoray ‘ın canlandırdığı vesikalı kadın imgesi toplumun içinde yaşayan kadının yansımasıdır . Var olan kadın rolü görmezden gelinmez .

Vesikalı Yarim, Türkiye modernleşmesini gündelik hayatını sergilemiştir bize. Türkiye’de o dönemde yaşanan kültürel değişimlerle birlikte başlayan evli olmayan çiftin beraber yaşama hayatına değinmiştir . ‘’Modernleşmenin sancılarını filmlerine aktarırken Akad ‘’ modernleşme karşıtı ‘’ , ahlakçı bir konum almaz ; kendisinin de söylediği gibi amacı ‘’ halkla doğrudan doğruya bir temas kurmak , halkın sinemasını yapmak’’[3] tır. Filmde modernliğin gündelik hayatımızda açtığı derinliklere günlük yaşamımızdaki sıkıntılara değinmesi filme gerçeklik ruhunu katmıştır .
Evet bir imkansız aşk vardır filmin en başından bellidir bu imkansız aşk. ‘’ Çok kıymetli bir şey bulursun sonra bulduğuna pişman olursun . Çünkü nereye koyacağını bilemezsin .‘’ Halil evli ve iki çocuklu hayatında Sabiha’yı nereye koyacaktı ? Vesikalı yari Halil’in hayatında ne kadar kalabilecekti ki? Filmde Sabiha’nın karşısına Halil ‘in karısı aşina olduğumuz bir sahne ile çıkmaz , gelip Sabiha’ya yalvarmaz ‘’ Yuva yıkanın yuvası olmaz demez ‘’. Sabiha’nın zaten ‘’ İşin içinde kadın olsaydı direnirdim ama çocuklar var ‘’ diyen bir vicdanı vardır . Dedim ya filmde araya giren insanlar, yollar ,dönemeçler yoktur . Filmi kurgusaldan çıkarıp gerçekliğe saran biraz da budur . Olaylardan çok durum göze çarpar.
Sabiha’nın filmin başında cinsellik –kadınsılık kokan duruşu filmin sonunda mağrur masum saf suskunluk haline dönüşür . Ve sadece film repliği olarak kalmayıp kaç yarım ,yitik sevdanın içini dolduran izleyici için filmin havasını en tepeye çıkaran o vuruş sözünü söyler ; ‘’ Sevmek de yetmiyormuş .‘’ Yetmiyordu sevmek . Çünkü geç kalınmıştı çünkü imkansızdı çünkü sessizce çekip gitmeliydi çünkü; ‘’ Çok eskiden rastlaşacaktı. ‘’

*** Ve Şükran Ay ‘ın sesiyle filmin ruhunu saran Halil ve Sabiha arasındaki boşlukları dolduran parça
‘’ Senden bana ne kaldı bir hatıradan başka.. ‘’

Kaynaklar:

1)Slavoj ZİZEK,(1992) . Yamuk Bakmak , çev: Tuncay Birkan , Metis yay, Eylül 2005,İstanbul
2)Deniz KANDİYOTİ , Ayşe SAKTANBER , Kültür Fragmanları Türkiye’de Gündelik Hayat , İng çev: Zeynep YELÇE , Metis yay, Aralık 2012, İstanbul , syf 176-177
3)Nilgün ABİSEL, Umut Tümay ARSLAN , Pembe BEHÇETOĞULLARI ,Ali KARADOĞAN , Semire Ruken ÖZTÜRK, Nejat ULUSAY,(2005), Çok Tuhaf Çok Tanıdık , Metis yay, İstanbul ,syf 15

YAZARIN SON YAZILARI
Göçün Kadınları - 5 Mayıs 2016
Vesikalı Yarim Üzerine - 10 Nisan 2016
Korku Toplumu - 18 Mart 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ