Yüksüz Duyguların Ağır Bedeli

Habibe Kulle

Yazarın şu ana kadar yazılmış 6 makalesi bulunuyor.
  • 14 Ağustos 2016
  • 821 kez görüntülendi.

mutlu-evliligin-sirlari

 

            Beğendiğiniz bedenlere, hayalinizdeki ruhları koyup, aşk sanıyorsunuz.

Shakespeare

            Klişeler… “İlk görüşte aşk” , “ Yıldırım aşkı”,… “Sizden elektrik aldım” vb.  Freud’un psikanalizini hepimiz biliriz,  bilinç altına itilmiş olan duyguların belli bir süre sonucu insanın kişiliğine olan etkisi. Bireyin duygu, düşünce ve yaşam tarzına yaptığı etki. İşte belki de bu bilinç altı düşüncelerin en çok etkisini gösterdiği alan “sevmek” iç güdüsü.  Tabi bu psikanalizin de bir bilinç altı var o da Spinoza’nın beden ve ruh arasındaki ilişkiyi anlatırken dayandığı teoriler. Yüksüz duygularda Spinoza’nın bu durumu açıklarken  yapmış olduğu bir tanımlama. İnsanlar yukarıda sıraladığımız klişe sözleri işte bu yüksüz duygular sonucu sarf ediyorlar. İnsanlar bazı durumlarda duygu karmaşası içerisine düşebiliyorlar. Bu duygu karmaşasından çıkmak içinde etraflarında bulunan nesnelere bir takım yönelmelerde bulunuyorlar. Bu yönelmeler sonucu nesnenin kendilerinde oluşturduğu tepkiye göre sevgi ya da nefret duygularına kendilerini bırakıyorlar. Böylece kendi içlerindeki duygu karmaşasını tek bir duygu üzerinden dizginleyebiliyorlar. Daha da açık bir şekilde ifade etmek gerekirse Spinoza’nın Duygular ve Tutkular( E3:Önerme, 40, Sonuç 1) üzerine yaptığı önermede ortaya koyduğu  açıklamadan hareketle  durum şöyle izah edilebilir: “ Eğer bir kişi bir nesneyi sever ve o nesneden karşılık bulamaz ise ve onun kendisinden nefret ettiğini düşünürse kişi sevgi ve nefret arasında git -gel yaşar.  Spinoza bu durumu kendisinin duyguları kategorize ettiği (arzu, sevinç ve keder ) şekliyle açıklamaya devam eder.

Ona göre bu duygular insanda bulunan var olma duygusu ile ölüm korkusundan kaçışın bir ürünüdür. İnsanlar var olma isteğinin getirisi olarak kendilerini severler ve bu sevginin diğer nesneler tarafından da kabul edilmesini isterler. Böylece çoğalmak isterler. Ama eğer nesne bu sevgi ve ilgiye karşılıksız, nötr kalırsa o zaman ölüm korkusu devreye girer ve bunun getirisi olarak yerini arkasından gelen nefrete bırakır. Bu durumun aşırıya gitmesi bireyde rahatsızlıkları meydana getirir. Bunu aşmak için ya nesneyi ortadan kaldırır ya da kendisini cezalandırır. Eğer bireyin kendisine duyduğu sevginin ilgi duyduğu nesne tarafından kabul edilip karşılık bulduğu an olursa bu sevginin en yüce hali olan “aşkın iadesi” anlamına gelir.  Diğer durumda ise sevginin karşılık bulamadığı hal yani “karşı taraf benim kendimi sevdiğim gibi beni sevemezse” o zaman nefret hissi doğar. Bu durumda da yapılacak en güzel şey nefret edileni reddetmektir. Oysa insan kendisinden fedakarlık edip nesneyi anlamaya çalışsa, onun kendisini sevmeme sebebini anlayıp çözmeye çalışsa insanda var olan ölüm korkusu yerini var oluşun en yüksek boyutuna ulaştırabilir. Bu durum insanın kendisinin varlığını ispatlayıp karşı tarafında varlığını kabul ettiği andır. Duyguların en güzel hali “gerçek aşkın iadesidir”. Ama bunu yapmak zordur çünkü, sevgiyi iade etmek nefreti iade etmekten zordur. Bundan dolayı nefret edilesi nesneler çoğaltılır ve sonrası.  Mantığın korkuya işlemediği anlar, 365 günde işlenen 303 cinayet (www.birgun.net,Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu,2015 yılı kadın cinayetleri raporu), şiddetli geçimsizlikten boşanmalar, cinsel şiddetler, arada kalan çocuklar, mor çatılı evler, her gün artan intiharlar…

Oysa esas olması gereken şey Aziz Agustine’nin dediği gibi “tensel değil tinsel, dünyevi değil tanrısal bir sevgi” olan  AŞK. İlk bakışta aşka karşı Walter  Benjamin’in cevabı gibi “son bakışta aşk”. Spinoza’nın belirtiği haliyle cinsellikten bağımsız, cinsel arzu ve hazzın sonucu olmayan tam tersine bunlardan uzak olarak tıpkı bir kahkahada duyulan mutluluk gibi hissedilen şey, gerçek sevginin en yüce hali olan AŞK.  Gerçek sevgi emek ve özene dayalı olan ve yüceleşen onun en yüce hali olan “aşkın iadesidir”.  Tüm soyutlukları içinde barındıran, nefreti ortadan kaldıran, nefretin nedenini kavrayıp onu sevgiye dönüştürüp, var oluşumuza layık yaşamamızı sağlayan şeydir.  Bunun dışındaki ilkler mi, emek ve özene gerek duymayan, toplumun omuzlarına ağır yükler yükleyen “Yüksüz Duygulardır”.

Emek ve özen dolu bir var oluşu “SEVGİYİ” yaşamanız ve yaşatmanız dileğiyle.

Habibe KULLE

Kaynak: Ulus Baker “Spinoza ve Aşkın Diyalektiği”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ