Sahte haber paylaşanı cezalandırmak sorunu çözebilir mi?

  • 12 Ocak 2019
  • 75 kez görüntülendi.
Sahte haber paylaşanı cezalandırmak sorunu çözebilir mi?

Yalan habere dair tartışmaların Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) 2016 başkanlık seçimleri sonrasında devletlerin gündemine oturduğu sanılsa da aslında bu meselenin izlerini birçok tarihsel metinde görebilmek mümkün.

Örneğin Orta Çağ İslam düşünürü İbn-Haldun “Mukaddime”de kulaktan kulağa yayılan söylentilere yalan karışmasının sebeplerini de anlatıyor. Tarih, iktisat ve sosyoloji gibi birçok konuya değinen 1377 tarihli bu kitapta İbn-Haldun’a göre doğal olanla yalan o kadar iç içe ki onu ayırt etmek oldukça güç. Yalan, gelecek nesillere bir önceki kuşakta olan biteni anlatan tarihçiler tarafından aktarılıyor. Bunun olmaması için İbn-Haldun yöneticiler için el kitabı olan eseri Mukaddime’de, bir kaynaktan elde edilen bilginin sürekli teyit edilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Floransalı düşünür Niccolo Machiavelli ise 16. yüzyılın ilk yarısında yazdığı Prens’te dürüstlüğün yalnızca özel hayatta olabileceğini politikada tek kuralın menfaatleri izlemek olduğunu anlatıyor. Yöneticilere ders niteliğinde olan bu kitapta politikanın ahlak dışı olduğu; doğru kalmak isteyenin er geç hayatta kalamayacağının mesajı veriliyor. Prens’e göre amaca hizmet eden her yol mübah olmalıdır. Yeri geldiğinde yönettiklerine yalan da söyler Prens. Bu, politikanın doğasında vardır. Yöneticilere verdiği bu öğüt niteliğindeki bilgiler Prens’in siyaset bilimi literatürünün ilk metinlerinden biri sayılmasını da sağlıyor. Devletlerin “yalanla” kurduğu bağı bu temel ve kurucu metinlerde bile görebilmek mümkün.

İtalyan Niccolo Machiavelli, Prens’te yöneticilere öğütler veriyor.

Orta Çağ’dan 21. yüzyıl gerçeklerine hızlı bir dönüş yapalım. New York Times’ın 2 Nisan 2018 tarihli haberine göre Malezya önceki Başbakanı Necip Rezak kamu kalkınma fonu 1MDB’den (1Malaysia Development Berhad) yaklaşık 3,5 milyar dolar kaçırdı. Rezak hakkında Nisan ayında başlatılan soruşturma sürerken Ağustos 2018’de yapılması beklenen seçimler erkene çekilerek Mayıs ayına alındı. Bu kritik seçimden hemen önce ise Malezya yalan haberle mücadele yasasını meclisten geçirdi. Yasa genel olarak kişileri ve “işleri” koruyor. Yasaya göre tamamen veya kısmen yanlış bilgi, veri, raporlar ile belli fikirleri savunmak üzere sızdırılan görüntü ve ses kayıtları da yalan haber sayılıyor. Ülkenin İletişim Bakanı Jailani Johari, 1MDB skandalı hakkında yayılacak her görüntü ve ses dosyasının da yalan haber kapsamına gireceğini belirtti. Bu yasanın çıkış noktasının 1MDB skandalı ile ilgili olduğunu söyleyenlerin sayısı oldukça fazla. Yani çıkarılan yasa yanlış bilginin önüne geçmeyi hedeflemekten çok iktidardakiler ile ilgili belirli bir çıkar alanını koruma amacı taşıyor.Bu özelliğiyle yasa adeta Machiavelli’nin Prens’inin alabileceği bir karara benziyor.

Üç ayda yalan haberle mücadelede neler değişti?

Bir önceki içgörü yazımda yalan haberle mücadelede Türkiye ve diğer ülkelerin almaya çalıştığı yasal önlemlere değinmiştim. Aradan geçen 2 aylık süre içerisinde birçok gelişme yaşandı.

The Economist dergisinde yayımlanan bir rapora göre Bangladeş’teki bir öğrenci protestosunu fotoğraflayan muhabir “yalan haber” yaydığı gerekçesiyle tutuklandı. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin açıkladığı 2018 tutuklu gazeteci verilerine göre bu yıl sadece 19 gazeteci Mısır’daki “yalan haber karşıtı” yasa nedeniyle tutuklanmış. Avrupa Birliği’nde ilk kez yaşanan bir duruma örnek ise Fransa’dan. Fransız meclisindeki muhalefet partisi vekilleri geçen sene,  seçim dönemlerinde yayılan sahte bilgilerin önüne geçmek için çıkarılan yasayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Vekiller, bu yasanın hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu düşünüyor. Endonezya’da ise Kasım 2018’den beri polis onlarca insanı internetteki kullanıcıları yanlış yönlendirdikleri için tutukladı. Ekim ayında Güney Kore Başbakanı Lee Nak-Yon, kötücül ve sistematik amaçlarla sahte bilgi yayanlara gereken cezanın verilmesini emretti.

Bu gelişmeler ne yazık ki bir önceki yazının temasını (devletlerin yalan haberle mücadelede bireyin zarar görmesini engellemekten çok kendi hareket alanlarını korudukları) güçlendirir nitelikte oldu. Devletlerin gündemine gelen yalan haber sorunu başlangıçta çevrimiçi yollardan zarar gören bireylerin özgürlüklerini ya da devletin bekâsını koruyacağı iddiasıyla ele alındıysa da durum sahte haber karşıtı yasaların özgürlükleri pek de koruduğunu göstermiyor.

Fransa Anayasa Mahkemesi’nin sahte haber karşıtı yasa için vereceği karar demokrasinin güçlü temellere oturduğu bir ülkede 21. yüzyıldaki sahte bilgiye karşı verilen mücadelenin Batı Avrupa ülkelerinin ısrarla altını çizdiği düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırları nereye kadar zorlayabileceğini gösterecek.

Kanaat oluşturmanın gücü

Roger Berkowitz “Hannah Arendt ve onun yalana bakışı” başlıklı yazısında Arendt’in büyük bir başarı olduğunu ifade ettiği modern politikanın “Herkes eşittir” yalanına değiniyor.Temel hak ve özgürlükler bağlamında düşündüğümüz eşitlik, tüm politik olasılıkların temelini oluşturuyor. Fakat bugünlerde devlet, sizin yerinize sosyal medyada nasıl paylaşımlarda bulunmanız, yaptığınız haberler üzerinden nasıl yargılanabileceğiniz hakkında kararlar veriyor. Hele ki totaliter rejimlerde bu kaygı daha da çoğalıyor. Arendt’e göre totaliter rejimin özü, devletin altında yatan tutarlı kurguyu, yalanları fark eden insanların yok edilmesi. Yani devletin bu farkındalığı sönümleyecek başka bir kanaat üretebilmesi gerekiyor. (Malezya’da seçim öncesi açığa çıkan skandallara verilen “Yalan haberle mücadele ediyoruz” cevabını düşünün.)

Max Scheler’e göre zihin ancak kendi “çıkarına” ya da “tavrına” hizmet eden izlenimleri kabul edebiliyorsa o zaman “organik yalancılık” ortaya çıkıyor. Zafer Yılmaz “Yeni Türkiye’nin Ruhu” adlı çalışmasında bu durumu ülke koşullarına göre yorumluyor ve gündemdeki konularla bağlantı kurarak bu organik yalancılığın kendi kendine bir sahtelik yaratacağını ifade ediyor. Yılmaz’a göre bu süreç, sahtelere inanmış kitleleri üretiyor. Organik yalancılığın bir parçası haline gelen kitleler devletin aslında kendi politik ajandasıyla izlediği sahte gerçeklikleri fark etmiyor ve yine bu ajanda sonucu çıkan bir yalan haberle mücadele yasaları “bireyleri zarardan koruyacak” inancıyla kabul edilebiliyor.

Gazetecilere düşen görev

Yalan haberle mücadelede kendi alanını şekillendiren devletlerin oluşturmak istediği kanaatlerin karşısına, teyit.org olarak yöntemi belli bilimsel gerçeklikleri koyabildiğimiz kanısındayım. Bunun önemini bir önceki yazıda “teyitçilere düşen görev” başlığında ifade etmeye çalışmıştım. Bu içgörü yazısını da az önce bahsettiğim alaycılık inancının zaferine kapılmaması gereken yegâne grubun gazeteciler olması gerektiğini belirtmeye çalışarak bitirmek istiyorum.

İllüstrasyon: Stanford News

teyit.org maddi gerçekliğin doğru bilgisini kullanıcılarla paylaşırken en çok dijital araçlardan yararlanıyor. Amacımız yayımlanan analizleri okuyan herkesin teyit.org bünyesindeki yazarların, editörlerin takip ettiği aşamaları izleyerek aynı gerçekliklere varması. Bunun başka gerçekliklerden sıyrılmış, bilimsel yöntemle dünyayı kavrayacak ve bu yöntemler doğrultusunda kanaatlere varacak bireylere katkı sunduğu düşüncesindeyim. Demokrasi bilincini yerleştirecek ve devletlerin kendine alan açmalarını sağlayan yalan haberle mücadele yasalarına yer bırakmayacak bu tutumun yaygınlaşması için teyitçiler dışında gazetecilere de pay düşüyor.

İbn Haldun da habere karışan yalanların sebebinin evrensel yasalarla zıtlık içerisinde olmak olduğunu belirtiyor. Ona göre toplum hayatının yasalarıyla uyumlu olmayan haberler uydurmaydı. Toplum hayatının yasalarının artık bilimsel yasalar olduğu su götürmez bir gerçek. Gazetecilerin hayat görüşleri ve bilimsel yöntemleri konusundaki yetersizlikleri (buna dijitalleşmeyi reddetmeyi de ekleyebiliriz) gerçekliğe karışan yalanın öncelikli nedenlerinden. Eleştiriye tabi tutulmayan değerlendirmelerdeki yöntemsizlik doğru ile yanlışın arasındaki perdeyi aralayamamaya neden oluyor. Böyle olunca da İbn Haldun’un kendi deyimiyle “sadece nefsin hoşuna giden lezzetlere” kendimizi kaptırmış oluyoruz.

Bir grup kendi hayat görüşü çerçevesinde şekillenen nefsin hoşuna gidecek lezzetlere o kadar gömülmüş oluyor ki bilimsel gerçeklikler ne derse desin hiçbir şeye inanmayacak vaziyette. Başka bir grup da “alaycılık” zaferini tadıyor. Burda alaycılıktan kastım gerçeklik hissinden alınan gücün boşa çıkması. Farklı kutuplaşmış siyasi toplulukların da benzer davranışlar sergilediğini ifade edebiliriz. Bu farklı grupların gerçeklerle teması o kadar kopmuş ki bu kopukluktan bir zafer duyuyor.

Gazetecinin bahsettiği bir olay başka bir gerçekliğin kanaatinden sıyrıldıkça Prens’in de sözüm ona bizi korumak amacıyla çıkardığı yasalara gerek kalmayacak. O ünlü sözde belirtildiği gibi: “Fiat veritas, et pereat mundus!” (Dünya can çekişse bile gerçeği getirelim!)

Yazar: Alican ACANERLER

Kaynak: Teyit.Org

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ